Netflikssin yıllanmış dizileri yeni keşif diye önümüze koyması gerçekten çok hoş. Taze düşmüş The Mentalist’i de terapi niyetine açıyorum. Patrick Jane’nin dediği gibi “men are toasters, women are more like an acordeon”
Her sene rigor mortis geçmeden et pişirilmez diyorum, olsun hocam yeriz diyorlar. Sırt etiyle diğer parçaları karıştırmayın diyorum, her eti kavurma yapmaya çalışıyorlar. Et konusunda muasır medeniyetler seviyesine ne zaman ulaşacağız, gerçekten merak ediyorum.
Bir de insanın ruhuna iyi gelen başka bir huzur var. Sessiz, derin ve tadına doyulmayan. Öz eleştiri yapabilen insanlarla kurulan bağın verdiği huzur.
İnsanın kendi iç dünyasının farkında olması ne güzel. Yormadan, yorulmadan var olabilmek gibi.
Siz arıyorsunuz, ‘müşteri hizmetleri sizinle görüşecek’ diyorsunuz, ardından bizi hold müziğiyle baş başa bırakıyorsunuz 🙂 Arayan sizken bekleyen yine neden biz. Bunun konsepti tam olarak nedir, merak ettim.
“Buraya bir ayna koydum arada önüne geç bak; sen şahane bir
okursun. Mesai saatlerinde çaktırmadan şiir okursun. n’olcak ki,
bırak patronlar seni kovsun! “ iş hayatımı üç satıra sığdırmış.