Gece boyunca dinmeyen yağmur gibi, içimde de dinmeyen bir sıkıntı vardı. Uyku gözlerime uğradı ama düşüncelerim izin vermedi.
Şimdi kucağımda huzurla uyuyan kızım, elimde kitabım… Dışarıda yağmur yağıyor, içimdeyse hâlâ dinmesini beklediğim düşünceler.
Öyle yoruldum ki yoruldum dünyayı tanımaktan
saçlarım çok yoruldu gençlik uykularımda
acılar çekebilecek yaşa geldiğim zaman
acıyla uğraşacak yerlerimi yok ettim.
Ve şimdi birçok sayfasını atlayarak bitirdiğim kitabın başından başlayabilirim.
gidebilmek bu diyardan, bir daha dönmemek üzere
herkesi ardında bırakıp
özgürce uçabilmelisin
evet evet bu çok makul bir fikir
ama neyse boş ver kaldığımız yerden devam edelim
Ona göre hiç kimse Tanrı’nın bağışlamayacağı kadar günahkâr olmazmış ama bunun için insanın nedamet getirip ruhu bomboş, her şeyi kabullenmeye hazır bir çocuğa dönüşmesi gerekmiş.
Ölümün karşısında ilk düşündüklerimiz, ilk söylediklerimiz aynı mıdır ?
Yoksa farklı yaşamları tercih eden insanların ölümle yüz yüze geldiklerinde ilk söyledikleri cümleler de farklı kelimelerden mi oluşuyor ?
Söyleyecek çok şey var aslında. Ama üşeniyoruz ve çok sıkıldık. Önceleri müthiş bir hevesle acılarımızı paylaşacak insan ararken etrafımızda, şimdi kimseler soru sormasın istiyoruz.
Bir düşüş yaşıyordum.
Düşüş kelimesinin içinde dönüp duran bütün karanlık anlamlarla tanıştım bu süre içinde. Ya da başkalarının düşüş hikayelerini pek iyi bilmediğimden böyle geliyor.
Neticede insan düşüyorsa, yeryüzünün en sarsıcı düşüşünü kendisi yaşıyordur.