Bence Türkiye yaz başı stagflasyona girdi ama biz anlamadık. Fiyatlar yükselmeye devam etti ve halk; hem alım gücü düşüklüğü sebebiyle, hem protesto etmek amacıyla, hem de psikolojik sebeplerden ötürü tüketimi azaltmaya başladı. Özellikle tatil beldelerinde bu durum çok net görüldü. Bu yaz gözde bir çok tatil beldesinde faaliyet gösteren işletmeler, beklentilerinin çok altında cirolar elde ettiler. Ege ve Akdeniz bölgelerinde çok sayıda otel, ya satılığa çıktı, ya konkordato ilan etti veya etmek üzere. Bu durumun neticesinde de stagflasyonun diğer bir göstergesi olan, işten çıkarmalar başlayacak, işsizlik artmaya başlayacak ve stagflasyonun dibine inmiş olacağız.
Peki sonra ne olacak? İşsiz kalan halk, zaten tüketimi azaltmıştı, çok zorunlu harcamalar haricinde tüketmemeye devam edecek, bunun neticesinde bir çok sektörde gelirler ve karlar azalmaya başlayacak, o sektörlerde de işçi çıkarmalar başlayacak, işsizlik sebebiyle iyice azalan tüketim de büyümeyi negatif yönde etkileyecek ve stagflasyondan resesyona geçiş yapmış olacağız.
Resesyon’un devamında ise, yüksek faiz sebebiyle döviz kurlarının sabit kalmasının neticesinde artmayan maliyet enflasyonuna ek olarak talep enflasyonu da dizginlenmiş olacak. Tabi biz bu süreçleri biraz hızlı yaşayacağız. Yani öyle umuyoruz. Yüksek enflasyonu dizginlemenenin ve indirmenin yolu bu maalesef. Bu arada yapısal reformları da mümkün mertebe hayata geçirebilirsek yabancı yatırımların gelişini hızlandırırız.
(Yabancı yatırımlar, sıcak para ve kalıcı yatırımlar şeklinde ikiye ayrılıyor. Herkes hukukun olmadığı yere yabancı yatırım gelmez diyor ama sıcak para gelir arkadaşlar, çünkü sıcak para adı üstünde bir tehlike sezdiği an anında tüyecek paradır. Borsa ve tahvil bonoya yatırım yapar. Kısa zamanda (6 ay, 1-2 sene max) karını edip uzamaya bakar.
Sıcak para, kısa vadede döviz kurlarını baskılayacağı için enflasyonun inmesinde, rezervlerin dolmasında vb olumlu etki yaratır ama bizim o arada yani sıcak paranın gelişi sonrasında kazandığımız zamanda, muhakkak yapısal reformları hayata geçirmemiz şart.
Çünkü kalıcı yabancı yatırımcılar işte o zaman yani adaletin tesisi, insan hakları, vergisel adalet, kamu harcamaları, gelir dağılımı, enerjide dışa bağımlığın, hammade ithalatatının ve savunma sanayi harcamalarında ithalat-ihracat farkının azaltılması vb gibi konularda başarıya ulaşırsak gelirler.)
Resesyonun ardından faizleri düşürerek ekonomiyi tekrardan ısıtmaya başlayacağız. O güne kadar faizde bekleyen büyük paralar teker teker yatırıma dönmeye başlayacak. Finansmana ulaşmakta zorluk çekek yenilenebilir enerji yatırımı yapan şirketler, kapasite arttırımı yapmayı planlayan sanayi şirketleri ucuz finansmana ulaşabilecekler.
Borsa yukarı gitmeye başlarken şirketler hakkında yeni değerlemeler yapılmaya başlanacak. En kötüyü geride bıraktık diyecekler ve ciro-kar hedefleri yukarı revize edilecek.
Yani bu kaptan iyidir diyerek kendi seçtiğimiz otobüs şirketinin şöförünün kullandığı arabada, şöför hatası sebebiyle kaza geçirdik, bacaklarımız kırıldı. Hastanede 6-9 ay alçılar içinde yatacağız, ameliyatlar olduk, olmaya devam edeceğiz, çiviler takılacak, çıkarılacak, biraz acılı, ağrılı, ızdıraplı zaman geçireceğiz, sokağa çıkamayacağız, gezip tozamayacağız, ama biliyoruz ki felç geçirmedik. Tekerlekli sandalyede oturan bir hastanın felç yüzünden mi o sandalyede oturduğu yoksa bir kaç kırık yüzünden mi o sandalyede oturduğu herkes için çok farkeder. Çünkü biri kalıcı diğeri geçicidir.
Şu anda çekilen acılar ve uygulanacak tedbirler, bilinçli yapılan bir strateji olduğu için de, dışarıdan son derece dikkatli bir şekilde izlenmekte. Uluslararası arenada olumlu tepkiler aldıkça toparlanma sürecimiz de o derece hızlı olacaktır.
Yeter ki, deprem, savaş, uluslararası gerginlikler vb olmasın
Son söz : Ülkede vergisel adalet sağlandığında ve devletin harcamaları şeffaflaşıp geniş kitlelerin kabul edebileceği bir şekle büründüğünde kayıt dışılık da azalacaktır, vergi toplama da kolaylaşacaktır.
Üst düzey profesyonel yönetici babadan oğluna derslerle dolu mektup!
Arçelik'in eski genel müdürü ve Akkök Holding'in 17 yıl tepesinde oturan Mehmet Ali Berkman'ın oğlu Tunç Berkman'a yazdığı mektubu okudunuz mu?
Her yaştan insanlar için çok ciddi öğütler barındıran 19 Ağustos 1990'da yazılan mektubu sizlerle paylaşıyorum:
Otuz İki Yıl Saklanan Öğütler
Bu uzun notu Tunç yıllar boyunca saklamış ve sırası gelince kızına vermeyi düşünmüş. Bu kitabı hazırlarken bana verdi, ben de sizinle paylaşmak istiyorum:
"Sevgili Oğlum,
Dün New York'tan yola çıkmadan önce seni daha önce hiç görmediğim kadar gergin ve endişeli gördüm. Muhtemelen bunun nedeni ilk defa evden bu kadar uzun bir zaman için uzaklaşacağın ve tanımadığın bir ülke ve ortamda yepyeni bir hayata başlayacağım içindir diye düşünüyorum. Bir telefon mesafesi kadar uzaktayız ama birçok kararı sorumluluğunu da alarak kendin vereceksin. Bizler her zaman ihtiyacın olduğunda kararlarına katkıda bulunuruz ama, benim tercihim artık kendi kararlarını kendinin vermesi yönündedir. Bununla beraber, kendi tecrübelerimden esinlenerek önüne çıkabilecek bazı önemli konulara ilişkin görüşlerimi de bu notlarımla paylaşmak istiyorum.
Ben de hayatımda önemli bir değişiklik yaptığım dönemlerde benzer duygular yaşadım. Önemli kararlar alman gerektiğinde veya yeni bir başlangıçta bu tarz duyguları hissetmek esasen çok doğal, hangi yaşta olursan ol bu duyguları tekrar yaşayacağını da bilmeni isterim. Önemli olan duygularımız değildir. Ona yol açan düşüncelerimizi nasıl kontrol edeceğimizi bilmektir. Ben senin baban olarak her zaman yanında durmaya çalışacağım ancak hayatın akışında insanlara ne olacağı belli olmuyor. O açıdan bu notları hazırlamak bana da huzur verdi.
Bu durumu sana konuşarak anlatmak yerine, kendi hayatımda yaşadığım tecrübelerden esinlenerek ne zaman endişelensen elinin altında olacak şekilde, istediğinde başvurarak sana yol gösterici olabileceğini umut ettiğim fikirlerimi yazmaya karar verdim. Bu notları yazarken konular kendi kendine genişledi ve başladığım amaçtan biraz daha farklı bir hale geldi. Sana sadece Amerika'da bu yeni başladığın dönemde katkı sağlayacak bir kaynaktan, hayatın tüm dönemlerinde okuyup fikir alabileceğin bir hale geldi diye düşünüyorum.
Arkadaşlıklar ve İlişkiler
Amerika'ya gelirken en büyük üzüntünün uzun süre kurduğun arkadaş ve dostlarından ayrı kalacağın olduğunu söylemiştin. Sosyal kişiliğin nedeni ile lise hayatın boyunca okulda hep sevilen bir karakter oldun. Bunu öğretmenlerin de hep dile getirdi. Sadece okulda değil cemiyet hayatında da farklı çevrelerden çok arkadaşın oldu. Ancak arkadaşların yüzünden birçok kez başın derde de girdi.
Sana daha önceki sohbetlerimizde bahsetmiştim. Arkadaşlarının birçoğu seninle menfaat ilişkisi olduğu sürece ilişkisini devam ettirecektir. Karşılıksız arkadaşlık güzeldir ama az sayıdadır. Özellikle bundan sonraki hayatında bunu daha fazla deneyimleyeceksin. Sen ilgi odağı olduğun sürece başarıların ve finansal imkânların nedeniyle sosyal çevren genişleyebilir, etrafında seninle birlikte olmak isteyen çok kişi olacaktır, ancak arkadaşlık konusunda sayının değil niteliğin önemli olduğunu zaman içinde anlayacaksın.
Sadece lise yıllarından beri devam eden iki üç dostun ve sonrasında az sayıda oluşacak dostluk dışında gerçek ve karşılıksız arkadaşlarının az sayıda olacağını zaman içerisinde anlayacaksın. Arkadaşların birçoğu gelip geçici olacak. Gerçek dostlarının kimler olduğunu zaman sana gösterecek, uzun süre ayrı kalmak zorunda bile olsanız mesafeler ve zaman bu dostlukların devam etmesine engel teşkil etmeyecektir. Sırlarını herkesle paylaşma, insan özellikle yaşadığı zorlukları anlatıp rahatlamak ister. Bu duyguları içinde tutmak iyi değildir ancak bunları sadece gerçek dost diyebileceğin ve seni yargılamaktansa, samimiyetle dinleyebilecek kişilerle paylaşabilirsin. Bunların sayısının çok az olduğunu bilmelisin.
Sevgilinle veya eşinle paylaşacaklarında bile özenli ve dikkatli olmalısın. Senin her koşulda ve karşılık beklemeden yanında olacak kişiler annen, baban, çocuğun ve kardeşindir. Kardeşler bile bazen farklı nedenlerle ters düşebilirler. Bu yüzden kardeşine karşı her zaman açık ol ve onun da sana güvenmesine özen göster.
Okul ve Akademik Konular
Sen çok zeki bir çocuktun ve hep farklı bir düşünce yapın olduğunu büyüme sürecinde gözlemliyorduk. Birçok insanın zorlandığı sosyal zekân ile analitik zekânın aynı anda iyi bir şekilde kullanabiliyorsun. Çok çabuk öğreniyorsun ancak bu hızın sana verdiği bir zarar olduğunu da gözlemliyorum. Çok hızlı öğrendiğin için hazmetmeden ve derinleşmeden o konuya hâkim olduğun düşüncesi daha fazla çalışmana engel oluyor.
Bugüne kadar bu yeteneklerin ile eğitim hayatını mükemmel olmasa da iyi bir öğrenci olarak bu noktaya kadar getirdin. Ancak bundan sonra Üniversite eğitiminde alacağın kültürü hayatının her evresinde kullanacaksın. Amerikan eğitim sistemi Türkiye'de ezbere dayalı eğitim sisteminden çok farklı metotlar üstüne kuruludur.
Temelinde araştırma, analiz ve rapor yazmak var. Ayrıca dersi derste öğrenmek çok önemli çünkü kişisel gelişim için Amerika'da ders dışında konulara sosyal kulüpler, hayır işleri, spor aktiviteleri, sanat vb. konularda kişisel gelişime çok önem veriyorlar. Bunlara vakit bulabilmek için dersi derste öğrenmek önemlidir. Ayrıca iyi bir kütüphane ve çalışma kültürü geliştirmen gerekecek aksi takdirde araştırmaya dayalı ödevleri yapmakta çok zorlanırsın. Dersi derste öğrenmezsen ders dışı aktivitelere ve sosyalleşmeye vakit bulmakta çok zorlanırsın bu da ders dışı faaliyetlerini, çevreni genişletmeni zorlaştıran bir durum olur.
Üniversite ilk ve orta eğitimden farklıdır. Farklı dersleri aldıkça hangi konulara merak duyduğunu ve yatkınlığını daha iyi anlayacaksın. Eğer merakının farklı bir yönde olduğunu fark edersen merak duyduğun alanlar ve konularda dersler almayı ihmal etme. Amerikan üniversite sistemi bu açıdan çok imkân sağlıyor.
Önemli olan hangi branştan mezun olduğun değil kendi merakın olan alanlarda hangi yetkinlikleri kazanarak mezun olacağındır. Not ortalaman da iyi bir üniversitede yüksek lisans yapabilmen için önemlidir, o yüzden mümkün olan en iyi not ortalamasını gerçekleştirmen gerekiyor.
Para Konuları
Burada yaşarken temel ihtiyaçlarını ve okul masraflarını karşılayacak sınırlı bir paran olacak çünkü paranı yönetmeni öğrenmenin zamanı geldi. Ben sınırlı maddi imkânları olan bir memur ailede büyüdüm. Ailemiz yerleşik oldukları Osmanlı topraklarından yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'ne göç etmenin sıkıntılarını yaşamış ve yeni topraklara kök salmanın yegâne yolunun iyi bir eğitim olduğunu bizlere aşılamışlardı. Deden bilgi ve entelektüel seviyesi yüksek tecrübeli bir insan olduğu için toplum içinde sevilen ve takdir edilen bir kişiydi. Anlatmaya çalıştığım maddi imkânlar önemli olmakla beraber toplumda edineceğin yer sadece maddi konularla belirlenmez. Ayrıca, çok örneğinde gördüğümüz gibi maddi imkânları bazı hatalı kararlar ve kontrolümüzün dışında olaylar yüzünden yitirebiliriz. Örneğin, Çanakkale Savaşı'nı kazanmamıza rağmen Osmanlı İmparatorluğu tarihe karışmış, İstiklal Savaşı ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti her şeyi sıfırdan kurmak zorunda kalmıştır. Hem anne hem de baba tarafından anayurda göç etmek zorunda kalmış, ana yurtta kök salabilmek için çok çaba göstermiş bizim ailelerimiz... İstiklal Savaşı'ndan başarıyla çıkmış ve Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmuş bir neslin çocuklarıyız biz. Takiben İkinci Dünya Savaşı tüm ülkeleri özellikle ekonomik olarak çok derinden etkilemiştir. Bu yüzden dünya toplumlarının yerini belirleyen entelektüel birikimi ve çalışkanlığı ile ekonomik ve siyasi olarak çağdaş koşullara erişmesi her zaman daha önemlidir.
Ben, Cumhuriyetimizin ikinci nesliyim, deden bir devlet memuru olarak çok çalışarak ve tasarruflarını iyi kullanarak bizi yetiştirdi ama zengin olmadı. Bu yüzden bu yazdıklarımın bilincinde olarak üniversite tahsilin süresince bursunu kaybetmemeni ve benim ve dedenin kısıtlı destekleri dışında kendi paranı kazanmanı ve yönetmeyi öğrenmeni istiyorum.
Bu kapsamda zaten sınırlı paran olacağı için kimseye borç verme. Bunu hatırlatmamın sebebi geçmişte arkadaşlarına yardımcı olmak için borç verdiğini ve bu yüzden arkadaşlıklarının bozulduğunu bildiğim içindir. Ne kadar iyi niyetli bir amacı olursa olsun bu durum arkadaşlık ilişiklerini her zaman zedeleyebilir. Arkadaşın söz verdiğin gibi sana zamanında borcunu ödeyemeyebilir. Bazen o kadar zorda kalabilir ki hiçbir zaman geri veremeyebilir. Bazen de kötü niyetli olabilir. Deden yakın arkadaşına verdiği borçları geri alamamasının onu nasıl zora soktuğunu ve Burgaz Adası'ndaki arsasını satmak mecburiyetinde kaldığını sana anlatmıştı. Bir sözleşmeye bağlı olmadan borç veriyorsan büyük bir risk aldığını hep aklında tut.
Okul hayatı sırasında ailesinden parası olup iş kuran arkadaşlarım olmuştu. Henüz yolun çok başında ve gençsin ancak Amerika'da karşına böyle fırsatlar çıkabilir. Arkadaşın veya akrabanla iş yapmak istersen mutlaka her şeyi yazılı yap. Böyle zamanlarda bir uzmana danışmalısın ve borçluyla aranızda yazılı bir sözleşme ve şahitler olmalı. Annenin babası Suphi dedenin Kapalıçarşı'daki dükkânlarını kız kardeşinin kocası yüzünden satmak zorunda kalmasının hikâyesini de hatırlarsın. Bu yüzden akraban bile olsa iş yaparken sadece söze güvenme. Kanunlara uygun bir sözleşme hem ilişkileri korur hem de anlaşmazlıkların doğru bir şekilde çözümlenmesini sağlar.
Okulda birçok kız arkadaşın da olacak. Yetiştirilme ve kültür farklılıklarına bağlı olarak Amerikalı arkadaşlarınla olan ve uzun sürecek ilişkilerinde hayal kırıklıkları yaşamamak için akıl ve duygu süzgecinden geçirmelisin. Doğumun nedeniyle senin de Amerikan vatandaşlığın var ama sen Türk bir aile içerisinde bizim kültürümüzde, örf ve adetlerimizle yetiştirildin. Uzun vadeli ve evlilikle sonuçlanabilecek ilişkiler bakımından çok emin olmadan adım atmamalısın. Duygular çok önemlidir ama akıl ve mantıkla uyumlu olursa uzun vadeli olurlar. Aileni geçindirecek sürekli bir işin olmadan ve kendi ayakların üzerinde durma bağımsızlığına erişmeden evlilik sorumluluğunu almamalısın.
Ben çocuklarımın geleceği için yapabileceklerimi yapmanın huzuru içerisinde bundan sonrasını senin akıl ve hikmetle yönetmeni diliyor, sağlıklı, başarılı ve mutlu bir ömür diliyorum. Bizler hayatta olduğumuz ve sağlıklı olduğumuz sürece sıkıntıya düştüğünde her zaman yanı başında olacağımızı da unutma.
19.08.1990
Kitabın adı: İş Dünyasında Yarım Yüzyıl
Yazarı: Mehmet Ali Berkman
Sayfa No: 33-38
Twitter'ı Avrupa'da yasaklama hazırlıkları yapılıyor.
Bütün klasik medya ve online versiyonları görselde olduğu gibi İsrail taraftarlarının elinde.
2 haftadır kontrolü feci kaybettiler.
Normalde klasik medyalar yani gazeteler, haber ajansları vs. sosyal medyada paylaştıkları haberleri "ücretli" kategoriye koyarlardı.
Başlığı okusun devamını okumak için abone olsun mantığı..
Fakat son günlerde özellikle İsrail yanlısı haberlerini ücretsiz erişime açmaya başladılar.
Sadece sosyal medya üzerinden gündemi takip eden 40 yaş altı kesim bu gazete ve ajansların propagandalarından etkilenmiyor.
Batılı yöneticilerin paylaşımlarına yapılan yorumlar ciddi eleştirilerle dolu.
Tüm uluslararası kural ve kanunlara aykırı, İsrail'e koşulsuz destek açıklamaları nedeniyle sosyal medyada linç yiyorlar.
Sosyal medyada savaşı kaybettiğini anladı Batı.
Konvansiyonel medyayı yeniden düzenlemeye çalışacaklar.
Binlerce gazeteci, haber ağları, etki ajanları ile tüm güçlerini buraya sevk ediyorlar.
Musk ne kadar dayanabilecek göreceğiz.
Her türlü ekonomik ve siyasi baskı ile üzerine gidiliyor.
Batı, tarafsızlığını kaybetti.
Söylem üstünlüğünü ve kamuoyu gücünü de kaybediyor.
Batı, artık medyayı, enformasyonu, bilgi ve haberi yönetemiyor. İstediği gibi yön veremiyor.
Dünyamız için iyi bir gelişme bu.
Bizim için de tarihi bir fırsat.
Ahmet Taner Kışlalı... Fikirleriyle ölümsüzdür.
LAİKLİK VE DEMOKRASİ
''Düşünce ve inanç özgürlüğü, insan hakları içinde en önem taşıyan özgürlüklerdendir. Laikliği kabul etmeyen, dine dayalı bir devlet düzeninde, gerçek anlamda düşünce ve inanç özgürlüğü olamaz. Demokrasi olamaz. Çünkü düşünce özgürlüğü, düşündüğünü söylemek, düşündüğünü savunmak ve düşüncesini yaşama geçirmek için çaba göstermeyi de içerir. Demokrasilerde sorunların çözümü, farklı düşüncelerin karşı karşıya gelmesiyle, tartışa tartışa oluşturulur. Oysa dine dayalı bir devlette, “tek doğru” vardır. Hatta o “tek doğru”nun sadece “tek yorumu” geçerlidir.
Örneğin, üçü de Hristiyan dinine inandıkları halde, bir Katolik’in, bir Ortodoks’un ve bir Protestan’ın “doğru” kabul ettiği şey aynı değildir. Üçü de Hristiyanlığı kendilerinin doğru yorumladıklarına ve doğru uyguladıklarına inanırlar. Üçü de aynı sınırlar içinde yaşadıkları zaman, devlet hangisinin anlayışına göre yönetilecektir? Laikliğin olmadığı devlette, bu nedenden dolayı demokrasi olamaz. Devlet, inanç gruplarından birisinin anlayışına göre yönetilir.
Böyle bir yönetim biçimi, genellikle, çoğunluk inancına dayalı bir azınlık diktatörlüğüdür.'
Batılı ülkeler, ancak din temeline dayalı devlet anlayışından uzaklaştıktan,laikliği kabul ettikten sonra demokratikleşebilmişlerdir. İnsan haklarına dayalı yönetim biçimleri oluşturabilmişlerdir. Bugün, temelde insan haklarını kabul etmiş, demokrasi ile yönetilen tek Müslüman ülkenin Türkiye oluşu bir rastlantı değildir. Çünkü Türkiye, İslam dünyası içinde, açıktan ve kurumsal olarak “lâik devlet” anlayışını benimsemiş tek ülkedir.
Lâik bir devlette, devlet yurttaşları arasında, dinlerine göre, inançlarına göre bir ayrım gözetmez. Hangi dinden, hangi mezhepten olursa olsunlar, bütün yurttaşlarına aynı kuralları, aynı yasaları uygular.
Osmanlı Devleti, başka dinden olanlara belirli bir hoşgörü göstermiş, kendi dinlerinin gereklerini yerine getirmelerine izin vermiştir. Ama Müslüman Türk halkına aynı hoşgörüyü
göstermemiştir. 15. yüzyıl sonlarından başlayarak, Osmanlı İmparatorluğu’nda Türkçe Kuran “günah” sayılıp yasaklanmıştı. (...)
Buna karşın, Müslüman Türk halkı, Kuran’ı Türkçe olarak okuyup öğrenebilme olanağına,
ancak “lâik” cumhuriyet döneminde sâhip olabilmiştir!
Laiklik, dinî devre dışı bırakmak anlamına gelmez; din adına baskı yapmak, zor kullanmak isteyenleri devre dışı bırakmak anlamına gelir. Bu nedenle de, özgürlük ve demokrasinin önkoşulu olarak ortaya çıkar.
(Ahmet Taner Kışlalı, Kemalizm, Laiklik ve Demokrasi)
#AhmetTanerKışlalı
Fatih Altaylı ,Balkanların kolayca neden kaybedildiğini soruyor .
Murat Bardakçı;
93 Harbinde ordu zayıftı ,Balkan Harbinde daha da zayıftı. Devletin bel kemiği kırılmıştır.
Balkan Harbinde Yunan donanması dahi Osmanlıdan daha üstündü ,donanma darbe yapar korkusu ile 2. Abdülhamid tarafından çürütülmüştür.
İstiklal Harbine dahi o travma ile girdik. Atatürk o ağır travmaya rağmen orduyu toparlamıştır.
93 harbi 1878'de kaybedildi. 33 yıl Osmanlıyı yöneten
2. Abdülhamid'in orduyu ihmal etmesi ve donanmanın da olmama sebebiyle Osmanlı dört yüz, beş yüz yılda kazanılan toprakları bir anda kaybetmiştir. 12 adaların kaybedilmesinin sebebi de budur.
Donanma olmadığından İtalya 12 Adaları kolayca işgal etmiştir. Yunanistan bir gemi ile koca Midilli Adasını işgal etmiştir.
2. Abdülhamid tahtan indikten 3 yılda sora çıkan Balkan Savaşına kadar koca ordu ve donanmanın ihyası da imkansızdır.
İşin acı yanı Galata bankerlerinden alınan borçlarla saraylar yapılırken ordu ihmal edilmiştir. Gerçekler budur.
Mehmetçik Gazzedeydi, İngiliz’e karşı savaşırken Lawrence emrine giren Araplar Mehmetçiğe saldırıyor, İngiliz mühimmatı ile cephe gerimizde sabotajlar düzenliyor, Mehmetçiğe karşı vahşiyane katliamlar yapıyorlardı. Bize Filistin cephesinden aşağıdaki şiir kaldı.
Filistinliler tabi ki İsrail’le veya kimle istiyorlarsa savaşsınlar, bizi karıştırmasınlar. Ha Mehmetçik Gazze’ye diye bağıranlar, samimi iseniz gidip Hamas’a katılın, tutan yok.
Gazze'nin kumundan çok imiş meğer kalleşi,
Nasıl sırtından vurur insanı din kardeşi!
Filistin, Trablusgarp, Yemen illeri,
Hangisini kanım ile sulamadım,
Gezdim cephe cephe bütün çölleri.
Türk'e, Türk'ten başka dost bulamadım
(Filistinde savaşan M.Hüseyin Çavuş)
Deprem bölgesindeki vatandaşlarımızın hijyen ihtiyaçları için temin ettiğimiz mobil tuvalet kurulumları yeni lokasyonlar eklenerek devam ediyor.
📍 11 Şubat 2023 itibari ile güncel mobil tuvalet lokasyonları bilgisi görselde yer almaktadır.
ALAKASIZ ŞEYLER OLUYOR GİBİ GÖZÜKÜYOR AMA ASLINDA HEPSİ BİR TABLONUN PARÇASI
1-Zincir marketler “Yukarıdan” gelen talimatla fiyatlarını ya düşürüyor ya sabitliyor. Aynı anda EYT,asgari ücret zammı ve 3600 ek gösterge geliyor.