Adamı tutup içeri atmışlar. İçeride suçum ne demiş? Hakime hakaret etmişsin demişler. Adam hayatında hiç mahkemeye, hakime bile çıkmamış. Karardaki TC de adama ait değil. Adam tam 10 gün içeride yatmış. ‘Adalet ne halde’ diyenler, işte bu halde.
FotoHaber - Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz: ''Sırf 455 bin kişiyi dolandırdılar diye arkadaşlarımızın rencide edilmesini doğru bulmuyoruz…''
https://t.co/9UTYLoMFnf
Bu zat-ı muhterem hakkında bir inceleme ve araştırma yapılmalıdır.
Anayasa 138(Mahkemelerin bağımsızlığı-yargı erkinin tarafsızlığı)
TCK 255 (nüfuz ticareti),
TCK 257 (görevi kötüye kullanma)
Cemil Tugay’ın AKP’ye transfeei konusunda YENİ Parti’den özeleştiride bulunanlardan biri de “Bazı adaylarda yanlış yaptık” diyen İzmir Milletvekili Yüksel Taşkın….
Ne tuhaftır ki yazılarında “post-modern şaman” dediği Gülen’den defalarca övgüyle söz eden, Kemalizmi “ırkçı ve dışlayıcı” olarak niteleyen, FETÖ’nün medya aparatı Taraf’ta yazan bu akademisyenin CHP’den 1. sırada milletvekili adayı yapılmasına da İzmirliler büyük tepki göstermiş ama Kılıçdaroğlu yönetimi kulak asmamıştı!
Tarihimizin en büyük vurgunu...
214 kişi... 187 milyar gelir...
Adalet Bakanı açıklıyor
Yaptırım ne?
Gönüllü iade talebi...
O sırada gazeteciler gözaltında...
Bayat ekmek 5 lira, bayat simit 10 lira!
Bir zamanlar yoksulun umudu olan ekmek, bugün çaresizliğin sembolü haline geldi.
Bu halkın alın teriyle pişen ekmek bile lüks olduysa, bu düzen çoktan bayatlamıştır!
#Geçinemiyoruz#AdaletliTürkiye#EmeğinYanındayız
🔴 Eski AİHM yargıcı Rıza Türmen:
📌 İfade özgürlüğüyle demokrasi arasında çok yakın bir ilişki var. Eğer ifade özgürlüğü yoksa demokrasiden de söz etmek güçleşiyor. Bu bizi nereye getiriyor? Bir rejim meselesine getiriyor. İfade özgürlüğünün olduğu demokratik bir rejimde mi yaşayacağız? Yoksa ifade özgürlüğünün olmadığı, demokrasiyle ilgisi olmayan başka bir rejime doğru mu gidiyoruz?
📌 Yeni bir rejim kuruluyor Türkiye’de. Bu rejimde ifade özgürlüğüne hiçbir yer yok. Bu gibi sorular ortaya çıkıyor tabii. T24’ün kapatılması bence çok vahim. T24’e böyle toptan bir erişim engeli, ifade özgürlüğü açısından son derece vahim. Ve bu, nasıl bir Türkiye’de yaşadığımızın, nasıl bir Türkiye’ye doğru gittiğimizin göstergesi diye düşünüyorum.
✍️ Cansu Çamlıbel'in söyleşisi...
https://t.co/zd2RrtgT98
https://t.co/EVuqivHroy
Evet, bu durum her şeyi özetliyor.
Yanlış üstüne yanlış yapılan, ABD çizgisindeki dış politika sonunda sıcak çatışma riski bulunuyor.
Burada en kritik nokta gözden kaçmamalı: Anayasa'nın 92. Maddesi gereğince, uluslararası anlaşmaların yürürlüğe girmesi için TBMM onayı şarttır.
Türkiye ciddi ekonomik ve sosyal yansımaları olan fon krizi ile uğraşırken Mekke anlaşmasının uygulanması için Riyad’da bir toplantı yapıldı.
1.Toplantının sonuç raporu medyada yerini aldı.
Rapora göre Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan, kolektif savunma taahhütlerinin uygulanması ve mutabık kalınacak askeri kuvvet ve kabiliyetlerin Suudi Arabistan’a hızla konuşlandırılması konusunda karar aldı. Bildiride bunun “tarafların ulusal mevzuatlarına uygun olarak” yapılacağı özellikle belirtiliyor.
2. Mekke Ortak Savunma Anlaşması TBMM’nin önüne gelmiş ve içeriği kamuoyuna açıklanmış bir anlaşma değildir. Buna rağmen “kolektif savunma”, “askeri entegrasyon” ve “hızlı konuşlandırma” gibi ciddi askeri yükümlülükler gündeme geliyor.
3. Türkiye, NATO üyesi olduğu halde Rusya-Ukrayna Savaşı’nda aktif tarafsızlığını korudu. Şimdi Suudi Arabistan’ın güvenliği için NATO’nun 5. maddesini hatırlatan bir kolektif savunma sorumluluğuna hangi şartlarla giriyoruz?
4. Bu sorumluluğun sınırı Suudi Arabistan topraklarının savunulması mıdır, yoksa Yemen’de Husilere karşı yürütülecek harekâta destek vermeye kadar uzanacak mıdır? Türk askerinin Yemen’de doğrudan muharebeye gireceği iddiaları doğrulanmış değildir. Ancak bu ihtimal dahi son derece risklidir.
5. Babülmendep, Türkiye’nin dış ticareti ve deniz ulaştırması açısından hayati önemdedir. Husilerin Türkiye’yi hasım olarak görmeye başlaması, Kızıldeniz’de deniz ticaretimizi ve bölgesel çıkarlarımızı doğrudan etkileyecektir.
6. Türkiye ağır ekonomik koşullardan geçerken, Suudi Arabistan’dan sağlanabilecek ekonomik veya mali destek uğruna Yemen’de yeni bir askeri risk üstlenmemelidir. Hele bunun sonucu ABD ve İsrail’in bölgesel stratejik yükünün bir bölümünü Türkiye’nin taşıması olacaksa çok daha dikkatli olunmalıdır.
7. Anayasa’nın 92. maddesi açıktır. Türk askerinin yabancı ülkelere gönderilmesi TBMM’nin yetki alanındadır. Türkiye’nin askerinin nerede, kime karşı ve hangi amaçla silah kullanacağı kamuoyunda tartışılmalıdır.
8.Türkiye, Yemen’de kendisine ait olmayan bir savaşın tarafına dönüşmemelidir.
9. Bir başka önemli gerçek Yemen’deki ateşkes sürecidir. 2015’te başlayan Suudi müdahalesinden sonra, Nisan 2022’de BM aracılığıyla ateşkes sağlandı ve Suudi-Husi cephesinde yaklaşık dört yıl süren fiilî sükûnet oluştu. Yeni tırmanma ise 13 Temmuz 2026’da Suudi destekli Yemen hükümet güçlerinin Sana Havalimanı’nı vurmasıyla başladı. Husiler bundan sonra Suudi Arabistan’a füze ve İHA saldırılarıyla karşılık verdi.
Dolayısıyla Türkiye neden dört yıllık sükûneti bozan tarafın yanında askeri bir sorumluluk üstleniyor?
10.Son olarak “ cui bono?”Yani bu gelişmeden kim kazançlı çıkıyor? Yemen’de İsrail’e karşı en sert askeri direnci gösteren ve Gazze nedeniyle Kızıldeniz cephesini açan Husilerle Türkiye’nin karşı karşıya gelmesi halinde bundan stratejik olarak kim yararlanacaktır?
Türkiye’nin Husilerle çatışması kuşkusuz İsrail ve ABD’nin üzerindeki bölgesel baskıyı azaltacaktır.
O halde Mekke Anlaşması Türkiye’yi neden kendi jeopolitik çıkarlarından uzaklaştırıp ABD-İsrail ekseninin bölgesel hedefleriyle örtüşebilecek bir askeri pozisyona sürüklüyor?
Türkiye Yemen’de kendisine ait olmayan bir savaşın tarafına dönüşmemelidir.
Fonu kuran: AKP gençlik kolları mensubu.
Fonu denetleyen: AKP’li.
Fondan parayı götüren: AKP Genel Başkan Yardımcısı.
200₺’nin üzerine imza atan foncu: AKP’nin atadığı MB Yardımcısı.
Bize İsrail, MI6, CIA kumpas kuruyor diyen: AKP’liler.
Ya siz bizimle kafa mı buluyorsunuz?
“Bütün yolların Roma’ya çıkışı” gibi, kamu mallarını ve halkımızı soymada, sömürmede ve vatana ihanette bütün yollar, Tayyip şefliğindeki Haram ve de Kaçak Saray’a çıkıyor.
En önde gelen AKP kurucularından, ekonomi profesörü Abdüllatif Şener’in belirttiği gibi; Tayyip Erdoğan ve yakın çevresinin kamudan aşırdığı mal miktarı, bugün itibarıyla yarım trilyon doları geçmiş bulunuyor.
Hep söylediğimiz gibi; Tayyip, milyar milyar vurur.
Eee, o “Big Boss”tur.
Onun soygun, vurgun ve talan raconuna uyan budur.
İşte bizim bu tespitimize bir somut kanıt daha…
Şimdi çıkıp diyorlar ya Kaşif Kozinoğlu'nu kim öldürdü?
Neden o zaman bu soruyu sormadınız acaba İsmail Saymaz?
İsmail Saymaz gibi devrin gazetecileri ,böyle kritik bir soruşturmada daha fazla konuşmasın bence.
Ak Parti iktidarı sansürde çığır açtı!
Temmuz'da Meclis’ten geçen düzenlemeyle erişim engelleme yetkisini, Saray'a bağlı Siber Güvenlik Başkanlığı’na verdiler. Hem de tamamen keyfi yetkilerle donatarak.
Şimdi bu yetkilerle aralarında gazetecilerin, ekonomistlerin, hak savunucularının, akademisyenlerin, sivil toplum kuruluşlarının hesaplarının da bulunduğu yüzlerce hesaba peş peşe erişim engeli getiriyorlar!
Sözde gerekçe; ‘milli güvenlik’ ‘kamu düzenin korunması!’
Bir gazetecinin haberi, bir ekonomistin yorumu, bir sivil toplumun mücadelesi hangi gerekçeyle güvenliği, kamu düzenini bozuyor?
Bu karartmanın arkasındaki hukuki gerekçe nedir? Kim talep ediyor, kim karar veriyor, kim uyguluyor? Kimse bilmiyor!
Şeffaflık yok. Gerekçe yok. Etkili itiraz imkanı yok. Hepsi keyfi, hepsi hukuksuz engellemelerle, ifade özgürlüğü ve milyonların haber alma hakkı doğrudan gasp ediliyor.
Bu hukuksuz engelleme kararları açıkça Anayasa ihlalidir. Türkiye Ak Parti’nin sansür düzenine, dijital sıkı yönetim rejimine teslim olmayacak!