Duygusal yiyen insanların çoğu aslında aç olduğu için yemez. Kendini kötü hissettiğinde, yalnız kaldığında, streslendiğinde ya da bir şeyleri kontrol edemediğinde yemek kısa süreliğine iyi hissettirir. Sanki Hayatında tek dopamin kaynağı yemektir. Oysa bazen mesele yemek değil, yemekle susturmaya çalışılan duygudur.
Çocukluğu kaos içinde geçen
Mecburen erken yaşta liderliği ve sorumluluk almayı öğrenir
Ve geri kalan hayatında yavaşlığa, beceriksiz insanlara tahammülü olmaz
Aşık olunca da
Fazla fedakarlık yapıp
Kaybeder
Bir kadını en çok değersizleştiren şeylerden biri, erkeğe fazla destek olmak ve onun yaşamını kolaylaştırmak.
Bunu yapan kadın değer görmüyor. Hatta erkek gidiyorsa, kendi için bir şey yapmayan sadece isteyen bir kadına gidiyor.
Değersiz hisseden biri, sizin değerinizi de sorgulatmaya çalışabilir.
Yeterli hissetmeyen biri, sizin yeterliliğinizi de sürekli test edebilir.
İç dünyası karışık olan biri, sizin netliğinizi de zamanla bulanıklaştırabilir.
Kendine güveni olmayan biri, sizin güven duygunuzu da zedeleyebilir.
İçsel huzuru olmayan biri, sizin huzurunuzu da kolayca bozabilir.
Kendi sınırlarını çizemeyen biri, sizin sınırlarınızı da bulanıklaştırabilir.
Ne kadar iyi niyetli, ne kadar anlayışlı olursanız olun karşılık bulmadığınız bir ilişkide, yaptığınız fedakarlıklar zamanla alışkanlığa dönüşür. Bir süre sonra yaptıklarınız kıymet görmek yerine sıradanlaşır ve karşınızdaki, sizin gönüllü olarak yaptıklarınızı hakkıymış gibi görmeye başlar.
Psikolojik olarak ne kadar sağlıklı olursanız olun, yanlış insanların arasında uzun süre sağlıklı kalamazsınız.
Aileniz, eşiniz, arkadaşlarınız ya da işiniz…
Kendi psikolojinizi korumaya çalışırken sizi her gün yeniden yıpratan insanları hayatınızda tutmaya devam ediyorsanız bazen değiştirmeniz gereken şey kendiniz değil, çevrenizdir.
İyileş ki; duygular, yaralarını değil, seni bulsun.
İyileş ki; yüreğini dinlendiren ve dillendiren insanlara yer açabilesin.
İyileş ki; seni sevmek isteyen insanlar, sana yaklaşabilsin.
İyileş ki; duydukların incinme, savunma, ödeşme ve dürtüsellik süzgecinden değil,
sevgi, anlayış, özen ve empati süzgecinden geçsin.
İyileş ki; ilişkilerin birer güç ve ispat savaşı yorgunluğunda değil, karşılıklı güven ve aidiyet hissi dinginliğinde ilerlesin.
İyileş ki; sevmek ve sevilmek, sonunda aynı yerde buluşabilsin.
İyileş ki; ihtiyaçlarını, mücadele etmek zorunda kalmadan çok önce söyleyebilesin.
İyileş ki; her an tetikte yaşamaktansa, gerektiğinde şefkatle sınır koymayı seçebilesin.
İyileş ki; kalbin savaşmayı değil, bağ kurmayı hatırlasın.
İyileş ki; haklı çıkmaya değil, anlaşılmaya yaklaşabilesin.
İyileş ki; bazen teslimiyet, korkudan daha güçlü bir yer edinebilsin içinde.
İyileş ki; artık kabul görmek isterken kimseyi yenmek ya da kimseye kendini kanıtlamak zorunda hissetmeyesin.
İyileş ki; ilişkilerinde yalnızca hayatta kalmaya çalışmayıp, onları gerçekten yaşayabilesin.
İyileş ki; bir başkasını ve emeğini kaybetmemek uğruna, kendinden vazgeçtiğin, içinde senin olmadığın bağların, ilişkilerin gölgesi tamamen geride kalsın.
İyileş ki; sevgi, korktuğun yere değil, özgürce kendin olabildiğin yere gelebilsin.
Sana gerçekten değer vermeyen bir insan seni kullanamadığında;
Ya küser,
Ya öfkelenir,
Ya küçümser,
Ya da kaybolur.
Bazen bir sınır çizmek, bin beladan kurtarır.
Fazla iyi niyet, kendine ihanettir.
Fazla anlayış, saygısızlığı normalleştirir.“Zaten orda, zaten yapar, zaten affeder, bir şey demez, kabul eder…” Her şeyin fazlasının da hep bir bedeli olur.
İnsanların utanması gereken şeylerle gurur duyduğu bir zamanda yaşıyoruz. Yalanın "zekâ", kibrin "özgüven", çıkarcılığın "başarı", vefasızlığın "profesyonellik" diye sunulduğu bir çağda. Değerler yer değiştirdi. Doğrular zayıflık, ilkeli duruş inatçılık gibi gösteriliyor.
Bazı insanlara ikinci bir şans vermek, kendini bile bile aynı tuzağa çekmektir. Aslında onlar değişmedi, sen kabullenmek istemedin. Gördüğün işaretleri görmezden geldin, duymak istemediklerini susturdun. Buna iyi niyet değil, kendinden vazgeçmek denir. Her affedişinde biraz daha eksildin, her 'bu sefer farklı olacak' deyişinde biraz daha yoruldun. Bazı kapılar kapanmak için vardır. Zorladıkça anahtar kırılır, elinde kalır. Bırak kapalı kalsın. Çünkü bazı insanları hayatında tutmak, kendine ihanet etmektir. Ve en ağır ihanet, insanın kendine yaptığıdır. İyi niyetin zayıflık değil ama herkese sunulmaz. Sınır koymak bencillik değil, kendini korumaktır. Vazgeçmek kayıp değil, özgürlüktür.