Cem Seymen’den harika bir Özgür Özel analizi.
*Özgür Özel o kadar çalıştı, o kadar yoruldu, o kadar mücadele etti ki
*Özgür Özel, bana göre bir demokrasi kahramanı, o çok iyi bir dost ve bu güne kadar dostlarını hiç satmadı
*İktidar muhalefet seçmeninin homojen olmadığını çok iyi biliyor
*Bir tarafta seküler-ulusalcı ve milliyetçiler, diğer tarafta Kürt seçmenin talepleri ve sosyal demokrat kitle var
*Özgür Özel’in attığı her adım, kurduğu her cümle, iktidar aktörleri tarafından muhafazakar milliyetçi taban ya da seküler ulusalcı kitleye “Özel’e bakın kiminle hareket ediyor?” algısını pekiştirilmeye çalışır
*Yıllardır böyle. Artık her numarayı ezberledik.
*Özel’in stratejisi, Akp’nin bu hamlelerine karşı Kılıçdaroğlu gibi korkakça yaklaşmak yerine tüm siyasi riskleri bizzat üstlenmek üzerine kurulu
*Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş gibi geniş kitlelerden oy alma potansiyeli olan isimleri tartışmaların dışında tutarak kendisini tam hedefe oturtuyor
*Bazıları Özgür Bey’in son kararını ‘Erdoğan’ın çizdiği oyuna gelmek ve seçmeni küstürmek’ olarak görse de
*Bu destek kararını Akp’nin iklimini kırmak, tabuyu yıkmak ve büyük iktidar yürüyüşü için cesur bir liderlik gösterisi olarak okumak mümkündür. Ne dersiniz?
*Akp’nin ne istediği çok net, kendisini oy vermeyen muhalif seçmende “Acaba kandırılıyor muyuz?” şüphesini sürekli canlı tutmak istiyor
*Özgür Özel’in kendi partisindeki ulusalcı-milliyetçi kanatla karşı karşıya gelmesi, iktidar için doğrudan “böl ve yönet” başarısı demek
*Bu hamlenin tutacak mı ?
Özgür Özel’in seçmenine “şartlı ve denetimli destek”in ne anlama geldiğini net bir şekilde anlatıp ikna edebilmesi gerekiyor
*Akp şu anda çok memnun. Çünkü Özgür Özel’e karşı “Bu da aynıymış” tepkisi oluşmaya başladı
*Saray, muhalefetin kırılgan noktalarına basarak herkesi birbirine düşürmeye çalışıyor
*Özgür Özel ise ezberi bozan ilginç bir adım attı. Bu baskıyı tek başına göğüsleyerek hem partisini ve olası adaylarını korumaya, hem de klişe siyaseti kırıp yeni bir alan açmaya çalışıyor.
*Bu süreç bıçak sırtı. Her şey Özgür Özel’in ikna gücüne bağlı.
Sarı sendikacılık işçiyi patronun önünde yalnız bıraktı!
Yıldızlar SSS Holding ile 16 yıl çalışan Bekir Özen, 2023’te verilen sözleri hatırlatıyor.
“2023'te de açlık grevine gittik, ocağa kendimizi kapattık. O gün Türk-İş Başkanı Ergün Atalay geldi, dedi ki, 'Arkadaşlar ben buraya geldim sizin her türlü derdinize derman olacağım. Sizi mağdur bırakmayacağım,' dedi.
Ergün beyefendiyi,, 6.5 aydır Ankara'da direnişteyiz, hiçbir arkadaşımızın yanında görmedik.
Tamam memleketi vermişsiniz, onun olsun. Benim Sebahattin'in bir dönüm, bir metrekare arsasında gözüm yok. Ben sadece buraya alın terimi almaya geldim.”
Halkımızı madenciden taraf olmaya çağırıyoruz.
#MadenciMutlakaKazanacak
Bana yazılan ve konuyla ilgili yazılan çoğu şeyi okudum (çoklar tabi, hepsine yetişememiş olabilirim)
📌Çerçeve Yasa konusuna şöyle bakmanıza dair bir öneri koyuyorum masaya:
Özel’i 2014 Soma’dan beri izliyorum. Son zamanlarda da başka eski CHP / yeni Yeni isimleri de izliyorum yakaladıkça (sonuçta hiçbirini birebir görmediğim için, röportajları ve açıklamaları birleştirmeye çalışıyorum). İmamoğlu ise apayrı bir dünya gibi duruyor, o zaten tipik bir “Ankara siyasetçisi” değil.
Yeni’nin “Ankara siyasetçileri” bildiklerinin artık işe yaramayan kısımlarını bırakıp yeni şeyler öğrenmek ve Ankara siyasetinden çıkmak zorundalar. Ya çıkacaklar ya da iktidar onları ve hayalimizdeki ülkeyi (ya da o ülkeye en yakın bir versiyonu) boğacak. Ve bunu 100 yıllık bir geçmişe ve iktidarın bütün bir devlet mekanizmasını ele geçirdiği, her sabah bir operasyona uyandığımız bir gerçekliğe rağmen yapmak için öne çıktılar. Biraz da halk tarafından arkadan itildiler. Biraz da tarih tanrıları onları ortaya attı.
Dün sabah da yazdım. Hayır da deseler Evet de deseler, iyi anlattıkları sürece desteklemeyi makul buluyorum. Kalbim “barışa evet” dese de, aklım Erdoğan’a zerre güvenmediği için “yasaya hayır” diyordu. Ama Özel Evet’ini (bence) iyi açıkladı.
Önemli kararlar duygu ile alınır, akıl o kararı nasıl bilgelikle uygulayacağını gösterir. Çoğu insan için kalbimizin pusulası barışa evet diyor. Ama aklımız ve tecrübemiz Erdoğan’a güvenilmez ve bu yol çok meşakkatli diyor.
Özel de konuşmasında bunu dedi:
(1) Barışa evet diyorum, ama aklım Erdoğan’a ve iktidara “dikkat et” diyor ve buna dikkat edeceğim, sizi de duydum ve anlıyorum mesajını bütün bir konuşma boyunca verdi.
(2) Ayrıca milletvekillerini serbest bıraktı ve tabanınıza göre karar verin dedi, yani halk referandumunu kendi imkanları dahilinde uyguladı.
Siz şu anda “ama yok, evet dediyse bu iş bitmiştir” diyorsanız, konuşmayı tekrar dinleyin, duygunuza bakın, Katıldığınız ve katılmadığınız yerleri düşünün diye önermek isterim. Buna mecbur değil kimse, bu bir seçenek, isterseniz yaparsınız.
Ben Ankara ve Erdoğan kıskacından çıkmaya çalışan “adamımızı” boğmaya çalışan bir dünyada onu yalnız bırakmayı ne insani ne mantıklı buluyorum.
Özel’in misyonu belli: Yeni’yi ayakta tutacak ve bizi iktidar olasılığı olan bir seçime ulaştıracak, tutuklu seçilmişleri unutturmayacak. Bu çok büyük bir iş zaten.
Ve Erdoğan’ın tek pusulası iktidar. Adamımızın her şeyi mükemmel, tam da istediğimiz gibi yapıp, milyonlarca insanı da memnun edip yine de bütün bu görevleri yapmasını bekliyorsak, hemen şimdi kendimize bir hobi bulalım, siyaset konuşmayı bırakalım.
Ve hayır Kılıçdaroğlu’na bence benzemiyor. Kılıçdaroğlu hiçbir başarı göstermeden sadece ona açılan mevcut krediyi kullandı. Özel ilmek ilmek o krediyi üretiyor, harcadığı zaman da oradan harcıyor. Ve Kılıçdaroğlu tarafından o da ihanete uğradı. Özel ile hiçbir siyasetçi ile olmadığımız kadar aynı gemide olabiliriz.
Velhasılı ben Özel’den razı olmaya devam ediyorum. Daha yola yeni çıkıldı. Daha çok kararlar ve bedeller olacak. Bu yolda yorulan, üzülen, kızılan biraz dinlenecek bu insani, yüksek duygulardan ve zor kararlardan kaçış yok, bedel ödenecek. Umudunuzu bir ideale bağlamak yanlış değildir, insanlık milyon yıldır böyle ilerliyor. Zaten daha ona otobüs alcez. Günaydın 🌱
Bunlar solcu/sosyalist vs diyerek bu belgeseli es geçmeyelim. Can Atalay hakkında hiç unutamayacağım bir anımı paylaşayım.
Yıl 1999, Marmara Üni. Göztepe kampüsünde öğrenciyim. Başörtülü öğrenci arkadaşlarımızın okula girişinin engellediğini duyduğumda ancak 4-5 arkadaşımı ikna edebildim ve protesto için giriş kapısına gittik. “Ya hepimizi alın içeri ya hiçbirimizi” söylemleriyle girişi kapattık ama sayımız azdı, o sıra polisten bir cop yedim ki acısı hala sırtımda..
İki saat kadar geçti, Haydarpaşa kampüsünden duyup bizi desteklemek için 10-15 kişilik bir grup öğrenci daha geldi. Çoğunluğu hukuk fakültesinden, başlarında Can Atalay, kendisini ilk orada gördüm, upuzun saçları vardı, sesi hepimizden daha gür çıkıyordu.
Can ve o grubun desteğiyle barikatı aşıp bir kısım başörtülü arkadaşlarımızı kampüse sokabildik, yalnız o hengamede beni yakaladılar, hayatımda ilk defa gözaltına alınıyordum.
Sonra duyduk ki arkamızdan Göztepe karakoluna da gelmişti Can, hakkımızı savunmaya, adımı soyadımı haykırmış dışarıda, belki kendisi bile hatırlamaz.
Bu hikayenin devamı da var ama önce lütfen bu belgeseli izleyin, izlettirin ve paylaşın..
https://t.co/7bJkpGHJOj
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.