Öğretmenlerin maaşlarından yapılan kesintileri bir izleyicimizin ağzından aktarıyorum:
"Ben 7. kademede olan bir devlet memuruyum. Bize maas iki kalemden yatıyor. Her ayın 15'i, 43 bin küsür maaş yatıyor. Küsür diyorum çünkü çoğumuz kesintilerden sebepli aldığımız net maaşı hiç ögrenemiyoruz bile. Bir de ek ders ödememiz var. O da girdiğim ders sayısı, ekstra pansiyon nöbeti ücretleriyle 14bini buluyor. Maaştan 4 bin, ek dersten 4 bin kesinti yaşandı. Toplamda 50 binin 8 bini yok. Maaş hesabıma geçmeden devlet bizden emeğimizi çalıyor. Daha çok derse giren ya da kademesi ya da unvanı daha yüksek olan öğretmenlerin 10bin ve 10bini aşan kesintileri de oldu bu ay. Ne kadar çok calisiyorsak o kadar cezalandırılıyoruz maalesef. Bu durumu sendikalara da bildirmemize rağmen bilhassa yetkili sendika "en üst seviyeden tepki verdiklerini" söyleyip kenara geçiyor. Derdimizi kadıya anlatıyoruz, kadı yine bildiğiniz gibi..."
Bence dünyanın en güzel film müziği: 1966 İtalya yapımı western filmi: 'İyi, Kötü ve Çirkin' müziğidir. Bin kere dinlesem yine de bıkmam. İtalyan Senfoni Orkestrası yeniden yorumlamış müziği.
Sözde teklifin 5. maddesinde “su kaynaklarına, yaban hayata, biyolojik çeşitliliğe zarar vermesi halinde sahipsiz hayvanlara (dikkat sadece köpekler değil) ötanazi yapılması” deniyor. SORALIM O ZAMAN: altın aramak için katledilen ormanları kesenler, denizleri, ırmakları kirleten fabrikalar, ormanları yakanlar için de ÖTANAZİ İMKANI var mı? Bir köpek bir kedi su kaynağını nasıl kirletecek? Hangi ormanda altın arayacak, hangi ağacı kesip otel yapacak? Akıl tutulması dedikleri bu olsa gerek! #YasayiGeriÇek
Tema Vakfının 3 yıl önce hazırladığı Siyanürle Altın çıkarmanın ne kadar tehlikeli ve zararlı olduğunu anlatan Videosu.
Erzincandaki büyük felaketin nasıl olduğunu daha iyi anlayacaksınız .
—————————————————
sevdamız Ankara #Ankara Çankaya #menzil Peygamber #Erzincan Leyla Rabia #siyanür Ümit Özdağ #fizyoterapistlerburada
1959 yılında, Bandırma’da lise öğrencileri tarafından, Türkiye’de eşi görülmeyen bir kulüp kurulur: "Bandırma Füze Kulubü"
Kulübe dahil olan öğrenciler kendi aralarında amatör etkinlikler düzenliyorlar; uzay, evren ve uzaylılar hakkında tartışıyorlardı.
Kulübün katılımcıları günden güne artmaktaydı, öyle ki iki yıl sonra öğrenciler kulübü büyütüp bir derneğe çevirmiş ve adını da “Bandırma Havacılık ve Uzay Araştırmaları Derneği” koymuşlardı.
Gençlerin bir sonraki adımı kendi roketlerini uzaya fırlatabilmekti. Pek çok denemeden sonra 1963 de yani 4 yıl sonra Marmara 4 roketiyle başarılı oldular.
Ekibin başarısı büyük ses getirdi, öyle ki dönemin cumhurbaşkanı ve genel kurmay başkanı ekiple görüşerek onlara destek sözü verdi.
Bu esnada katıldıkları uluslararası roket yarışmasında Amerika ve Almanya’nın ardından üçüncülük kazanmışlardı.
Marmara’nın ardından Hürriyet, Ata, Kıbrıs, Vega ve Sirius gibi yeni projelere başladılar. Hemen hemen her hafta yeni bir füze demesi yapıyorlardı. Bu projelerin içinde Marmara IV büyük bir başarı sağlamıştı. O güne kadarki en yüksek mesafeyi kat eden füze, 5415 metreye kadar yükselmişti.
Ekip başındaki İTÜ lü hocalari Kirkor ve ekibinin yeni hedefi “Aktrüs” projesiyle uzaya bir canlı gönderebilmekti
Bu projenin detaylarına göre 500 kg ağırlığında ve dört metre boyundaki Aktrüs’ün içine bir kapsül konulacak, roket 150 km’ye ulaştığında kapsül ayrılıp paraşütle dünyaya inecek ve farenin olası durumu incelenip elde edilen sonuçlara göre insanlı projeler gerçekleştirilecekti.
Ancak bu gelişmelerin ardından her ne hikmetse ekibe gelen destekler bir anda kesiliverdi. Üstelik Kirkor'un evinde bir yangın çıkmış ve tüm plan ve projeler bir anda yanıp kül olmuştu...
Bu olayın üzerine gidilmez ve hala da aydınlatılabilmiş değildir. Deneme alanları kapatılır ve çalışmalar birden bire sonlandırılır.
Kısacası, 1959 yılında umut verici bir şekilde başlayan ve 1963’te zirveye çıkan çalışmalar, faili meçhul bir bıçakla kesilir. ...