Özgür Özel verdiği mücadele ile tarihe geçti. Genel merkezde direndi, tebligatı yırttı, yağmur altında yürüyüşe geçti, TOMA’ya tırmandı, polis barikatını geçti… Klavye başında ya da iktidar desteğinde değil halkla beraber oldu. Bu çok önemli
Başarmak zorundayız, madem ki bu toprakların evladıyız, madem her gün yoksul avuçlarını sıka sıka, kendi hayatından harcayıp bize ömrünü vermiş bu annelerin evlatlarıyız, hangi kimlikten, zümreden olursak olalım hep birlikte biz bunu başarmak zorundayız.
Kılıçdaroğlu CHP’si ile AKP arasında muvazaalı-danışıklı bir ilişki olduğu hissi tüm kesimlere egemen durumda.
Kılıçdaroğlu CHP’sinin gerçek bir muhalefet partisi olduğuna ilişkin inanç başta CHP tabanı olmak üzere kimsede yok. Bu da Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başında kaldığı süre boyunca CHP’yi değişim umudunu taşıyan bir parti olmaktan alıkoyuyor. CHP anlamsızlaşıyor.
Kılıçdaroğlu taraftarları memleketi değil CHP’yi değiştirmek arzusunda oldukları için mutlular. Evet, mahkeme zoruyla da olsa CHP değişti. Peki ya Türkiye?
Halkımızın tek umudu ağır aksak da olsa değişim olasılığıydı. Kılıçdaroğlu bu umuda saldırdı. Öfkenin nedeni budur. İnsanların umutlarını bitirdiniz. Şimdi o umudu diriltmek hepimizin görevi.
Basın özgürlüğüne yönelik baskılar devam ediyor.
Gazeteci İsmail Arı'nın tutuklanması son örnek. Ne yazık ki sonuncu örnek olacağına dair ümitvar değiliz.
Ondan bir önce, Alican Uludağ tutuklandı. Daha önce Furkan Karabay vardı. Onlar da halka yanıltıcı bilgi yaymakla suçlanıyor. Oysa halkı aydınlatma çabalarıdır cezalandırılan.
Gazetecilere, ya da şöyle diyelim, başta iktidar olmak üzere siyasi partilerin yörüngesine girmeyen gazetecilere yönelik baskılar, yalnızca onları özgürlüklerinden, işlerinden koparmakla sınırlı değil.
Geçtiğimiz günlerde Nevşin Mengü, Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, İsmail Saymaz, Cüneyt Özdemir arkadaşlarımıza sosyal medyada yürütülen karalama kampanyası da bunun bir parçası. Üstelik bu defa karalamayı yürütenler sadece iktidar mahallesinden değil, aynı zamanda muhalefet mahallesindendi. Neyse ki Özgür Özel gazeteci arkadaşları arayıp muhalefet mahallesindeki tek tipçiler adına üzüntü bildirmiş.
Gazetecilik, habercilik dünya çapında zaten ölümcül bir krizden geçiyor. Türkiye’de bizler hem mesleğin bu küresel olumsuz etkilerinin hem de siyaset kaynaklı çok yönlü baskılar altında çalışıyoruz.
Sansür sadece yapılan haberin yayınının engellenmesi değildir. Aynı zamanda gazeteciyi haber yapamaz hale getirmektir. Gazetecinin haber kaynaklarına erişimini engelleyip, sonra halkı yanıltıyorsun diye ceza kesmektir örneğin. Siyasette olduğu gibi, ekonomide olduğu gibi habercilikte de eşit ve serbest rekabet koşulları günden güne tırpanlanıyor. Bu memleket için iyi değildir.
Bu cezalandırma, caydırma işleminde psikolojik propaganda yöntemlerinin de kullanıldığını görüyoruz. Örneğin, suç örgütlerine dair haberleri yüzünden aldığı tehditlerle devletin 8 ay önce polis koruması verdiği, Her gün Birgün gazetesine polis eşliğinde gelip giden İsmail’i, polis memurları da bayramı yaşasın diye gerek yok deyip Tokat’ın Turhal ilçesinde aile ziyaretine gittiği sırada gözaltına almak böyle bir yıldırma taktiğidir. Gazeteci Hilmi Hacaloğlu’nun Silivri’de İmamoğlu davasını izleyen gazetecilerin maruz kaldığı muameleyi anlatışı kahredicidir.
Bırakın, “Yarın hangimiz?” gerilimi içinde olmadan işimizi yapalım.
Adalet gün gelir herkese lazım olur.
Gün gelir herkes çığlığını duyuracak bir yer arar. Bugün bunu başkalarından yasaklamayı kendilerine hak görenler de.
Gazetecileri yazdıklarına, söylediklerine ceza kulpları takıp yok etmeye çalışmayın, bağımsız gazeteciliği engellemeyin, yarın siz de ihtiyaç duyabilirsiniz.
Emlak satışına dönüşen özelleştirmelerde turizm cennetlerindeki taşınmazlar birer birer ihale ediliyor: Neredeyse her gün satış!
https://t.co/evdzKxpKd2
Soruşturma izni, 19 Şubat'ta birkaç saatte verildi. Arkadaşımız, 22 saat içinde tutuklandı.
İddianame için gereken kovuşturma izni talebi ise 2 Mart'tan beri Adalet Bakanlığı'nda bekliyor.
Yetmezmiş gibi, aylık tutukluluk incelemesinde hâkim savunma almadan karar açıkladı. "Savcı zaten mütalaasında tutukluluğun devamını istedi. Dosyada yeni bir durum yok" dedi.
Müftüye ödül gibi ceza verildi❗️
12 yaşındaki kız çocuğunu biri türbede olmak üzere birden fazla kez istismar ettiği gerekçesiyle ‘tutuksuz yargılanan’ Müftü İshak Yıldırım’a 2 yıl 3 ay hapis cezası verildi.
Savcı Yıldırım’ın 19 yıla kadar hapsini istemişti👇
EĞITİM SİSTEMİNİ BİLEREK YOK ETMEK İSTESENİZ BU KADAR YAPAMAZSINIZ..
“Eğitim sistemindeki bozulma o kadar ileri düzeydedir ki, bir yıkım ekibi bile profesyonelce çalışsa ancak bu kadarını yapabilir.”
Ruşen Çakır (@cakir_rusen), bugünkü yayınını tutuklu gazeteci İsmail Arı'ya (@ismailari_) ithaf etti:
"İktidar onu susturmak için tutuklamayı tercih etti. İsmail Arı'ya yapılan tüm gazetecilere yönelik gözdağı. 'Yalan yazdın, bunu yayıyorsun' diye gazeteci tutuklamak, maalesef Türkiye'ye özgü bir yöntem oldu"
"Umarım en kısa zamanda tahliye olup, gazetecilik yapmaya devam edecek. Onun dışarıda, özgür bir şekilde kaldığı yerden devam etmesi gerek. Buradan kendisine selamlarımı yolluyorum"
Cem Toker: “Belediyelerin bazı harcamaları kamuyu zarara uğratmak oluyor da, kimsenin uçmadığı ama yüz binlerce yolcu garantili havalimanlarına verilen paralar neden kamuyu zarara uğratmak olmuyor?
Bu garantileri verenler neden soruşturulmuyor?”
Milletime hizmet edebilmek yerine, hukuksuzca cezaevinde tutuluyorum.
Yalnızca ben değil, başka belediye başkanları, genel başkanlar da cezaevlerinden geçiyor.
Sayın Selahattin Demirtaş ve Sayın Figen Yüksekdağ yıllardır hapiste tutuluyor.
Bu ülkenin adaletine, barışına, refahına, geleceğine katkı sunabilecek insanlar, hem milletten hem de ailelerinden uzak tutuluyor.
Cezaevinde bulunmam sebebiyle milletimizle bir araya gelemediğim İstanbul’daki Nevruz meydanında yaşadığımız haksızlığı dile getiren Sayın Tülay Hatimoğulları'na teşekkür ediyorum.
Gelecek yıl Nevruz’da, hep birlikte Diyarbakır’da büyük bir coşku ve heyecanla buluşmayı sabırla ve umutla temenni ediyorum.
Bu vesileyle, baharın uyanışıyla beraber yurdumuzun her tarafında adalete, kardeşliğe, umuda, barışa ve huzura kavuşacağımız, özgür günler görmemizi diliyorum.
Önce Adalet,
Önce Hürriyet.