TÜVTÜRK istasyonunda darp edilerek bir Polis Memuru öldürüldü.
Ülkemizde kurum içerisinde de gündüz gözü polis memuru,"ben polisim" dediği halde öldürülüyorsa,bir vatandaşın can güvenliği hiç yoktur.
Bu cinayetin takipçisi olacağız ve hasap soraca��ız.
#AnkaradaPoliseAdalet
Ankara'da TÜVTÜRK çalışanı bilerek Polis Memuru Melih Okan Keskin'e araçla çarpmış, yetmemiş yumruk atmış.
Bununla da yetinmeyip bütün çalışanlar bir olup saldırmışlar rahmetliye.
Bu olayda bizim meslektaşımız vefat etti anca sadece 1 kişi tutuklandı!
Görüntüler çok net. Bu olay basit bir kavga olayı değildir. İlgili makamların konuya eğilmesini istiyoruz.
TÜVTÜRK istasyonunda dövülerek katledilen polis memuru Melih Okan Keskin’in 2 gün önce 44 yaşına girdiği ve iki çocuk babası olduğu ortaya çıktı.
Polis memurunun eşi Emel Keskin çarpıcı detayları anlattı:
“Aracın park lambasının yanmadığını söylüyorlar. Eşim tekrar dışarı çıkıp arabayı çalıştırdıktan sonra park lambasının yandığını görüyor ve tekrar içeri geliyor. 'Park lambam yanıyor' diyor. İçerideki görevli şahıslar ‘Artık geçti, burada kamera kaydı vardı; ama şu an yapacak bir şey yok. Dışarıdaki kamera bizi ilgilendirmez’ diyerek, eşimi gönderiyorlar. Ama alay eder bir şekilde ‘Geçmiş olsun, yarın tekrar gelirsiniz’ diyorlar.
Eşim de 'Yetkili kimse yok mu' diye sorduğunda, ‘Burada bir bayan mühendisi var, onunla görüşebilirsin’ diye yönlendiriyorlar. Eşim bayanın yanına gidiyor, orada onunla konuşurken bir ağız dalaşı meydana geliyor ve sonucunda 20-30 kişi toplanıp eşimi darbetmeye başlıyorlar. Eşim bu darp esnasında diğer vatandaşlar tarafından kurtarılmaya çalışırken daha fazla darbedildiğini söyledi.
Sonra eşim tekrar dışarı çıkıyor, darp raporu almak için eline telefonu alıyor, 112’yi arıyor. Bu esnada biri eşimin üstüne doğru arabayı sürüyor. Hatta kamera kayıtlarında eşimin ayağının ezildiği gözüküyor. Sonra eşim 'Ne yapıyorsun' falan diye el kol hareketi yapıyor. Sonra eşim telefon görüşmesi yaparken araçtan inen şahıs şiddetli bir şekilde eşime bir yumruk atıyor. Eşim bu yumruk darbesiyle sarsılıyor, düşmüyor, kendini toparlıyor. Tekrar eşimin üzerine yürüyorlar. Yani 3 ayrı olay var; ama 2’nci olayda yumruk darbesiyle eşim sarsılıyor. Ardından eşim tek başına arabasına atlayıp darp raporu almak için onkoloji hastanesine gidiyor.
Ben hastanedeyim bir olay oldu darp raporu alacağım. Sen çocukları al' diyor. Sonra tomografinin sonucunu söylemek için tekrar görüştü��ümüzde 'Beynimde kanama varmış, beni ameliyat edecekler' dedi.
Eşime, 'Melih ne oldu' diyorum; ‘Kavga oldu, dayak yedim, 20-30 kişi üstüme saldırdı’ dedi. Sonra hastaneye gittim. Doktor bana eşimin beyninde 7 milimlik bir kayma olduğunu, kanamasının olduğunu, açık bir ameliyat olacağını, zor bir ameliyat olacağını, ameliyattan çıktığında felç kalabileceğini, her türlü ihtimali söyledi. Eşim ameliyata girerken benim elimden tutarak ‘Seni seviyorum, kedine iyi bak, çocuklarıma iyi bak’ dedi. Benim eşim elimi öpe öpe ameliyata girdi. Benim eşim bir yumrukla hayatını kaybedecek bir insan değildi. Hayatının baharında gitti. Ardında 2 çocuğunu bıraktı. Hayallerimiz yarım kaldı. 2 çocuğum babasız kaldı. Eşim olay yerinden ambulansla sevk edilmedi. Kimse tarafından ambulans çağırılmadı. Kendi şahsi aracımıza binip hastaneye darp raporu almaya gitti. Eşim bir tane bile yumruk sallamamış. Sadece kendini savunmaya almış. Canını kurtarmaya çalışmış. Her şeyimiz yarım kaldı. Çok gençti, 44 yaşındaydı. 2 gün önce doğum günü vardı. Sadece yumruk atandan şikayetçi değilim zaten. Herkesten şikayetçiyim.
Olayın daha çok araştırılmasını ve aydınlanmasını istiyorum. Firma 'Bizim personelimiz değil, eski personelimiz' diyor. Hayır kendi personelleri. Sonuna kadar bu olayın arkasında olacağım. Elimden geldiğince güçlü olmaya çalışacağım. Bu personelin sabıka kaydı varmış. Avukatımız dosyayı inceledi. Savcılık dosyasını inceledi. Olaya karışan, darbeden 25-30 kişiyi şirket avukatları temsil ediyor. Adamı darbettikleri yetmiyormuş gibi gelip utanmadan bir de hepsi şikayetçi oluyorlar. Melih vefat edene kadar ne bir açıklama ne bir özür ne bir telefon hiçbir şey yok. Öldüğünde de artık işin ucu kendilerine de dokunacağını anladıkları zaman açıklama yapma gereği duyuyorlar. 20 kişinin darbettiği bir insan orada tek başına bırakılıyor. Kocaman bir şirket olayı örtbas etmeye çalışıyor. Eşim sadece kendini koruma altına almaya çalışmış"
ne yazık ki spam lanetini çözemedik. Desteğinize ihtiyacım var. Boş olan bilgisayarlarda bu videoyu loop'a alıp, izledikten sonra yorum atarsanız çok işe yarar. İzlemeden yorum atmayın lütfen Mavi Gözlü Buton Kabilesi
https://t.co/VMtLLRXAaX
Ümit Özdağ, geçtiğimiz yıllarda Fatih Altaylı'ya konuk olduğu programda Osman Kavala yargılandığı dava hakkında söyledikleri:
🎙️Osman Kavala, Zafer Partisi'nin mücadele ettiği politik çizgilerin, grupların, kişilerin somutlaşmış halinden birisidir.
Bu, kimsenin adil yargılanması hakkının elinden alınması anlamına gelmez.
Biz hukuka sahip çıkarız. Kavala da adil yargılanmayı hakediyor.
Bu, Kavala'nın kişiliğinden kaynaklanmaz, Türkiye'nin hukuk devleti oluşundan kaynaklanır.
Saraçhane’de yaptığım konuşmayı çarpıtarak siyasallaştırmaya çalışanları dikkatle izliyorum. Konuşmam çok açık: Anayasa ile güvence altına alınmış gösteri hakkına yönelik çifte standardı eleştirdim.
Polisin bir mitingde sergilediği müsamahanın, İstanbul Saraçhane’de ya da Ankara Kızılay’da gösterilmemesini ve gençlerimize biber gazı, tazyikli suyla müdahale edilmesini eleştirdim. Bu eleştirimiz, anayasal haklara yönelik farklı muameleyedir. Biz, herkese eşit uygulama istiyoruz.
Maalesef yine algı operasyonuyla, karalama kampanyası başlatmaya başladılar. Dün “PKK sevdalısı” dediler, bugün “Kürt düşmanı” diye hedef gösteriyorlar ama kimse heveslenmesin: Ne bu algılara teslim oluruz, ne halkımıza sırt çeviririz.
Kürt kardeşlerimizi terörle aynı kefeye koyan anlayışa hep karşı durdum. Bugün de aynı noktadayım.
Bu toprakları var eden her bir vatandaşımız gibi Kürt yurttaşlarımız da başımızın tacıdır.
Ankara’da Kürt nüfusun yoğun olduğu ilçelerde aldığımız güçlü destek, halkımızın bu anlayışı sahiplendiğinin açık göstergesidir.
Aynı şekilde, PKK gibi eli kanlı bir terör örgütüne karşı duruşumuz da nettir; dün ne dediysek bugün de aynı yerdeyiz.
Bu ülke bir hukuk devleti ise anayasa hepimizi bağlar.
Anayasa’nın 3. Maddesi açıktır: “Bayrağı, şekli kanunda belirtilen beyaz ay yıldızlı al bayraktır.”
Tek bayrağımız da budur, adı Türk Bayrağı’dır.
Son olarak sonradan öğrendiğim kadarıyla engelli bir vatandaşımızı sevindiren polis memurumuzu gönülden kutluyorum.
Ülkemizin her yerinde eylem yapan vatandaşlarımıza yönelik, güvenlik güçlerimizden aynı şefkati beklediğimizi de ifade etmek isterim.
Birazdan, Zafer Partisi Tefenni Belediye Başkanı Ümit Alagöz @umitalagoztr Zafer Partisi Kurumsal İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ali Dinçer Çolak @Alidincercolak ve Zafer Partisi GİK üyesi, Genel Başkan Başdanışmanı Doç. Dr. Barbaros Serdar ile @barbarosserdar Saraçhane’ye giriş yapacağız. Cumhuriyete ve demokrasiye sahip çıkıyoruz. Biz buradayız.
Kendimiz burada kalbimiz Silivri’de Genel Başkanımız Ümit Özdağ ile…
İsmail Saymaz' ı yıllardan bu yana büyük bir dikkatle izlerim. Köşeli fikirleri, tutumu olmasına rağmen haber verirken yüzde yüz nesnel ve tarafsız habercilik anlayışıyla Türk basının yüz aklarından birisi olduğunu hep düşünmüşümdür.
Gezi olayları gibi büyük bir toplumsal hareketlilik döneminde olaylarla ilgili telefon görüşmeleri yaptığı için şüpheli hale gelmesini anlamak mümkün değil.
Şüpheli olan, böyle olurken telefon görüşmesi yapmaması olurdu.
Kendine, değerli eşine ve küçük bebeğe geçmiş olsun diliyorum.
Rahmetli babam Muzaffer ÖZDAĞ 1963 Mayıs'ında tutuklandığı zaman ben de İsmail'in bebeğinin yaşındaydım. Babam beraat etmiş eve dönmüştü. İsmail'de beraat edecek ve evine dönecek.
İsmail seni burada istemiyorum, sakın gelme!
@zaferpartisi@alisehirlioglu@ismailsaymaz@halktvcomtr
CHP'yi ziyaret eden Zafer Partisi Heyeti:
"Gelinen aşamada artık, Türkiye'nin hukukunu savunmak Atatürk Cumhuriyeti'ne inanan tüm partilerin ortak kaygısı olmuştur.
Bizler de Türkiye'yi bu karanlık dehlizden çıkarabilmek için dayanışma içinde olacağız."
İBB Basın Danışmanlığı, İBB'ye yönelik soruşturma kapsamında ortaya atılan iddialara 7 başlıkta yanıt verdi:
"YALAN: Lüks içinde yaşıyordu, haksız kazançla elde ettiği paralarla satın aldığı milyonluk villada gözaltına alındı.
GERÇEK: Ekrem İmamoğlu, ailesiyle birlikte, mülkiyeti İBB’ye ait olan Sarıyer’deki başkanlık konutunda yaşamaktadır. Daha önce bir vakfa tahsis edilen bu taşınmaz, Ekrem İmamoğlu tarafından İBB’ye kazandırılmış ve kendisinden sonraki başkanların da kullanabilmesi için, başkanlık konutu olarak düzenlenmiştir. Tıpkı 2019 öncesinde, iktidar partisinin belediye başkanlarına tahsis edilen ve içerisinde lüks villaların bulunduğu Florya’daki yerleşkenin, Ekrem İmamoğlu'nun direktifiyle İstanbul Planlama Ajansı’na (İPA) tahsis edilmesi ve İstanbul halkının kullanımına açılması gibi.
YALAN: Medya A.Ş. ve Kültür A.Ş. üzerinden usulsüz ihaleler yapıldı, bazı kişilere özel işler verildi; projeler ya tamamlanmadı ya da yarım bırakıldı.
GERÇEK: Her iki İBB iştirak şirketi de defalarca Sayıştay denetiminden geçmiştir. Müfettişlere tahsis edilen odalar sürekli dolu olmuş, yapılan tüm incelemelerde herhangi bir usulsüzlük tespit edilmemiştir. Açık hava reklam mecralarına ilişkin ihaleler, hizmet alımları ve sözleşmeler defalarca denetlenmiştir. Mülkiye ve Ticaret Bakanlığı müfettişleri tarafından yapılan ayrı incelemelerde de herhangi bir olumsuz bulguya rastlanmamıştır.
ANCAK; Ekrem İmamoğlu’nun talimatıyla kendisinden önceki dönemle ilgili yapılan iç denetimler sonucunda tespit edilen yüzlerce milyar TL’lik usulsüzlük dosyalarına, İçişleri Bakanlığı tarafından el konulmuştur. Bu dosyalar, İBB’ye ait arazilerin düşük bedellerle belli kişilere satılıp, sonrasında yüksek fiyatlarla İBB tarafından tekrar satın alınması, kişilere özel milyon dolarlık burslar, özel araç tahsisleri ve siyasi faaliyetlerde yapılan harcamaları gibi yolsuzluklar içermektedir. Ancak bu dosyaların akıbeti halen bilinmemektedir.
YALAN: Terör örgütüne yardım edildi, örgüt mensupları ve sempatizanları İPA ve BİMTAŞ bünyesinde işe alındı.
GERÇEK: Ekrem İmamoğlu yönetimindeki İBB, bu tür suçlamalarla daha önce de karşı karşıya kalmış, tüm yargı süreçlerinden aklanarak çıkmıştır. İBB'de "700 terörist var" iddiası öne sürülmüş, ancak bu kapsamda sadece 41 kişi yargılanmış ve tamamı beraat etmiştir. Dönemin İçişleri Bakanı, bu iddiaları "Siyasi olarak yapmak zorundaydık" diyerek itiraf etmiştir. İBB’de işe alımlar, büyük bir titizlikle yürütülmekte olup, adaylardan yalnızca sabıka kaydı değil, güvenlik soruşturması da talep edilmektedir. Valilik onayı olmadan hiçbir personel işe alınmamaktadır.
YALAN: Belediye encümeninden zorla karar çıkartarak bazı iş insanlarına şantaj yapıldı.
GERÇEK: Encümen kararları, İBB Meclisi’nin denetimine tabidir. Bu konuda bugüne kadar muhalefet partileri tarafından herhangi bir itiraz ya da iddia ortaya atılmamıştır.
YALAN: Medya A.Ş yöneticisi yurtdışına kaçtı.
GERÇEK: Medya A.Ş Yöneticisi E.G, yıllık izin formunu doldurarak, annesiyle birlikte yurt dışına tatile gitmiştir. Operasyon haberinin ardından, dönüş biletini erkene alarak ülkeye dönme kararı almıştır ve ifade vermeye hazırdır.
YALAN: İBB imkânlarıyla kişisel veriler hukuka aykırı şekilde toplandı ve şantaj için kullanıldı.
GERÇEK: İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, kamu sorumluluğunu en hassas şekilde gözetmiş ve en küçük konuda dahi Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) kapsamında hareket edilmesini istemiş, bu konuda hassas bir yöneticidir. Adli makamların talep ettiği durumlar haricinde, hiçbir veri paylaşılmamıştır.
YALAN: İPA paralel bir yapı kurarak istatistikleri manipüle ediyor.
GERÇEK: İstanbul Planlama Ajansı'nın (İPA) düzenli olarak yayınladığı yaşam maliyeti araştırmaları İTO’nun açıkladığı verilerle örtüşmekte olup İstanbul özelinde yapılan çalışmaları kapsamaktadır. Bilimsel metotlarla hazırlanan çalışmalar, alanında uzman akademisyenlerin yönetiminde gerçekleştirilmektedir."
Genel Başkanımızın hukuksuzca, bebek katili terörist başının özgürlüğüne karşılık Silivri’de rehin tutulduğu bu ihanet sürecinde, Aksaray’da düzenlediğimiz “Mehmetçik Katillerine Af Yok Mitingi”mize genel merkez olarak katılım sağladık.
Eylemlerimiz hiç yavaşlamadan devam edecektir. Bir sonraki mitingimiz için Kocaeli’de buluşmak üzere…
#ÖcalanaDeğilÖzdağaÖzgürlük
#ÜmitÖzdağYalnızDeğildir #ÜmitÖzdağaÖzgürlük
#VatanYahutSilivri
#MehmetçikKatillerineAfYok
#KahrolsunİstibdatYaşasınHürriyet