Bazı geceler vardır,
insan sevdiğini aramaz artık.
İçindeki katili susturmaya çalışır.
26 Mayıs gecesi gökyüzü tam olarak böyle.
Mars’la Plüton birbirinin boğazına çökmüş iki sokak köpeği gibi.
Birinin ağzında kibir, diğerinin dişlerinde bastırılmış öfke.
Ve şehir…
şehir dediğin şey zaten biraz benzin, biraz alkol, biraz da bastırılmış cinnet değil mi?
Bu açı altında insanlar eski sevgililerini değil,
kendilerini bıçakladıkları yılları hatırlar.
Bir mesaj sesiyle delirirler.
Bir bakışla kavga çıkar.
Bir “iyi geceler”in içine bile ihanet saklanır.
Çünkü Mars Boğa’da.
Yani sahip olmak istiyor.
Tutmak.
Boğmak.
“Benimsin” derken aslında “korkuyorum” diyor.
Plüton Kova’da ise elektrikler kesilmiş bir akıl hastanesi gibi.
Soğuk.
Mesafeli.
İnsan ruhunu laboratuvar faresine çeviren bir tanrı kompleksi.
Ve şimdi ikisi kare açıyla birbirine giriyor.
Yani gökyüzü bu hafta biraz yeraltı dövüş kulübü.
Sokaklarda korna sesleri artabilir.
Yataklarda sadakat ölebilir.
İnsanlar birbirinin telefonunu karıştırırken kendi çürümesini görecek.
Bazıları aşk sanacak bunu.
Hayır.
Bu aşk değil.
Bu, terk edilme korkusunun jilet yemiş hali.
Dikkat et.
Bu gökyüzünde herkes biraz suçlu.
Herkes biraz manipülatör.
Herkes biraz kendi karanlığının torbacısı.
Ve en tehlikelisi şu:
İnsan böyle zamanlarda yıkılırken kendini “haklı” hisseder.
Gökyüzü şu an neon ışıklı bir mezbaha gibi.
Kalpler kesiliyor.
Ego kanıyor.
Ve herkes birbirine “iyiyim” diye yalan söylüyor.