29 Cotmeh!
Ji bo me roja edalet û têkoşînê ye.
29a Cotmeha 2016an de, bi deh hezaran Kurd, Elewî û kedkarên muxalif û ji nasnameyên cuda, bi KHKyan bêhiqûqî ji kar hatin avêtin.
10 sal derbas bûn; lê belê têkoşîna me ya edaletê dewam dike!Em di welatekî ku gerekî cudahî dewlemendî em bijên, qebûl nakin ku ti kedkarek bêhiqûqî ji karê xwe bê avêtin. Heta ku hevalên me hatine îxraçkirin vegere ser karê xwe û edalet pêk were, têkoşîna me ewê bidome!
#RastiNayêÎxraçKirin
📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌
29 EKİM!
Bizim için adalet ve mücadele günüdür.
29 Ekim 2016’da, on binlerce Kürt, Alevi ve farklı kimliklerden muhalif kamu emekçisi KHK’lerle hukuksuzca ihraç edildi.
Aradan 10 yıl geçti; ancak adalet mücadelemiz sürüyor!
Farklılıkların zenginlik olması gereken ülkede, hiçbir emekçinin hukuksuzca işinden edilmesini kabul etmiyoruz.
Son ihraç arkadaşımız işine dönene, adalet sağlanana kadar mücadelemiz sürecek!
#HakikatİhraçEdilemez
Mobbinge Karşı Mücadele Hepimizin!
Adana Ulaştırma Bölge Müdürlüğünde mobbinge karşı çıkmak, yalnızca baskıya uğrayan üyemizin değil, bütün çalışanların ortak sorumluluğudur. Tüm emekçileri sesimize ses katmaya ve mobbinge karşı ortak mücadeleye çağırıyoruz!
#MobbinginAdresiUlaştırma
@bestepe@UABakanligi@a_uraloglu
🧑🦽 Türkiye’de engelliler 20 yılda reel olarak ne kadar yoksullaştı?
👉 Engel oranı yüzde 40-69 olanlar açlık sınırının yüzde 15’i kadar, engel oranı yüzde 70 ve üzeri olanlar ise açlık sınırının yüzde 23’ü kadar aylık alabiliyor.
✍️ Sinan Ok'un haberi
https://t.co/kaCw8IphXg
Basın meslek örgütlerinin çağrısıyla birçok kentte “Sansüre Hayır, Habere Özgürlük” şiarıyla gazeteciler, emek-meslek örgütleri ve yurttaşlar; tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması, kayyum uygulamalarına son verilmesi ve basın özgürlüğünü hedef alan saldırıların durdurulması talebiyle sokağa çıktı.
#sansüre_hayır_habere_özgürlük
Toplu sozlesmeye bakinca toplu rezalet görüyoruz.
Hala da bos reklam her dönem yaptığınız kopyala yapıştır aynı metinler .
Siz gerçekten sağlıklı değilsiniz.
Kandırdığıniz sömürdügünüz kamu emekcilerinin yakasından düşün artık
23 Ekim 2011 Van Depremi’nin üzerinden 15 yıl geçti.
Yitirdiğimiz canları saygı ve özlemle anıyoruz.
Deprem değil, ihmaller öldürür. İhmale mahal vermeyecek kentleşmeler için bilimsel planlama, sağlam yapılar ve kamu yararını esas alan politikalar biran önce hayata geçirilmeli.
@sesgenelmerkezi
Antalya Şube Eş Başkanımız Dr. Kaan Taşer'in memleketi Ürgüp'te yapılan cenaze törenine Eş Genel Başkanlarımız Nazan Karacabey, Mehmet Sıddık Akın, Genel Sekreterimiz Ferit Ceylan, MYK üyelerimiz Nursel Yücesoy, Eylem Kaya Eroğlu, SES Nevşehir Şube Eş Başkanlarımız Arif Yıldız, Ürgüp Temsilcimiz Mustafa Sezgin Koçak ve üyelerimiz katıldı.
Kaan Taşer'i saygıyla anıyor; ailesine, yakınlarına ve tüm mücadele arkadaşlarımıza baş sağlığı diliyoruz.
Anısı mücadelemizde yaşayacak.
Madenlerde yaşanan iş cinayetlerini ve açlık grevine giren maden işçilerini hatırlatarak, bu düzen değişmeden hiç bir şey değişmeyecek demek için orada!
KESK meclislerle karar alır, örgütümüzün nerede olacağını biz belirleriz.
@BasaranAksu_2 tekzip yayınlamanı bekliyoruz !
Erkek SEN(!) resmi rakamlara göre ülkede 6 milyondan fazla kadın işçi, 1.4 milyon kadın kamu emekçisi var.
Resimdeki tek kadın , Ayfer Koçak, KESK eşbaşkanı! Tabelasına 'Sendika' yazan kurumların kadrolarında kadın yok! Kadınlar emeğini kendisi temsil edemiyor! İyi ki KESK var!
ÇOK ÜZGÜNÜZ
Antalya Şube Eş Başkanımız Dr. Kaan Taşer'in yaşamını yitirdiğini büyük bir üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayız.
Tüm sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin başı sağolsun.
SES Genel Merkezi
Röportaj: Eş Genel Başkanımız Nazan Karacabey, Cumhuriyet Gazetesi'nden Taylan Gülkanat'a verdiği röportajda sosyal hizmetler alanında yaşanan eksikliklere ve sorunlara dikkat çekti.
Sosyal hizmet alanının; kadın, çocuk, yaşlı ve engellilerden toplum ruh sağlığı ve sosyal yardımlara kadar çok geniş bir çalışma ağına sahip olduğunu ancak uzun süredir iktidarın hak temelli değil, yardım ve destek temelli sosyal politikalarına tanıklık ettiklerini söyleyen Karacabey, toplumun vicdanını, adalet duygusunu ve dayanışma kapasitesini anlamak için sosyal hizmetlere bakılmasının yeterli olacağını ifade etti.
Birinci Basamak Çalıştayımızın Sonuç Bildirgesi Yayınlandı
Birinci Basamak Çalıştayımızın Sonuç Bildirgesi Şanlıurfa Şubemizin öncülüğünde yapılan basın toplantısı ile kamuoyu ile paylaşıldı.
Basın toplantımız Eş Genel Başkanımız Nazan Karacabey'in açılış konuşması ile başladı. Birinci Basamak Çalıştayı Komisyonu Hazırlık Sekreteryası adına Uğur Gündoğan çalıştay sonuç metnimizi kamuoyu ile paylaştı.
Basın toplantısına Genel Sekreterimiz Ferit Ceylan, MYK üyelerimiz Eylem Kaya Eroğlu, Nursel Yücesoy, Şanlıurfa Şube Eş Başkanlarımız Ferhat Demir, Figen Saat, Şanlıurfa Şubesi Yönetim Kurulu üyelerimiz ve temsilcilerimiz katıldı.
Sonuç metnimiz linktedir: https://t.co/C46eMnjQq1
#SESimiz30Yaşında
16 yıldır (8 tis süreci) aynı film: Masada işverenlerle kol kola oturanlar, sokakta emekçinin sefaletine imza atıyor.
Sendikacılık; sermayenin gölgesinde masa başında değil, emeğin onurunu meydanlarda savunmaktır!
Yetkilendirilmiş Sendikamsı Yapı ile Devlet Güdümlü Sendikanın Emek Mücadelesinde Yarattığı Yıkımın Telafisi İmkânsız!
Türkiye’de kamu emekçilerinin örgütlenme ve sendikalaşma mücadelesi büyük emekler ve bedeller ile kazanıldı. Emekçiler 90’lı yıllardan itibaren öncülümüz bu sendikaların tamamı “haklar yasalardan önce gelir” şiarıyla kurulmuş ve meşru hakları için fiili mücadele yürütmüştür. Çünkü o dönemki iktidarlar “memurun sendikası mı olur?” yaklaşımıyla sendikalaşmayı engellemeye çalışmıştır. Elbette bu sendikalar kolay kurulmadı. Kapılarımıza mühürler vuruldu, mühürleri kırdık. Örgütlendiğimiz her yerdeki üyelerimiz sürgüne gönderildi. Sürgün yerlerinde örgütlenerek sendikalarımızı büyüttük. İş yerlerinden meydanlara, alanlara taştık. 90’lı yılların karanlık dehlizlerinde bugünkü KESK’i ve SES’i oluşturan sendikaların üyelerinden onlarca arkadaşımızı faili meçhul cinayetlerde katlettiler. O dönemlerde 3 binin üzerinde il dışı sürgün, binlerce açığa alma ve ihraç, yüzbinlerce soruşturma geçirdik. Bu tarih aynı zamanda Türkiye demokrasi mücadelesinin de tarihidir.
Yaşamını yitirmiş tüm öncüllerimizin mücadelesine bağlılığımızı bir kez daha ifade ederken en büyük bedeli yaşamları ile ödeyenleri saygı ile anıyoruz.
Bu mücadelenin en önemli kazanımı lügattaki ve fiiliyattaki “kapıkulu”anlamına gelen “memur” kavramından “emekçi” kavramına geçiş oldu. Artık kamu çalışanları kendini “kamu emekçisi” olarak tanımlayıp işçi sınıfının bir bileşeni olduğunu kabul etti.
Yükselen kamu emekçilerinin mücadelesi ve sendika kurma hakkı karşısında duramayan, daha doğrusu memurdan/kapıkulu zihniyetinden; soran sorgulayan, mücadele eden ve kendini işçi sınıfının parçası gören kamu çalışanlarından korkan dönemin devlet erkleri bu mücadeleyi bastırmak için bir gecede Türk Kamu Sen Konfederasyonunu kurdular. 2002 de AKP’nin iktidara gelmesi ile birlikte Memur Sen Konfederasyonuna da hormonlu bir büyüme dayatarak adeta dünyada örgütlenme rekorları kırdırıldı.
Buda yetmedi. KESK’in gücünü dağıtmak için çok çeşitli oyunlara başvurdular.
Toplu sözleşme ikramiyesi ya da sendika destek primi adı altında yapılan tüm uygulamaların alt yapısı, sendika üyelerinin aidatlarının devlet (işveren) tarafından ödenmesi konulu 28.08.2005 tarihli toplu görüşme mutabakat metninin 4. Maddesine dayanmaktadır. Bu talep T. KAMU SEN ve MEMUR SEN’den gelmiş ve “Sendika üyesi olan personele sendika aidatlarından kaynaklanan kayıplarını telafi amacıyla aylık 5 YTL ilave ödeme yapılmasını sağlayacak düzenlemeye gidilmesi” şeklinde mutabakat metnine yansıtılmıştı.
KESK, mutabakat metnindeki dördüncü maddeye ilişkin “… İşverenin sendikalar üzerindeki etkisini artıracağından kabul etmiyoruz…” şeklinde çok açık bir ifadeyle şerh oymuştu. Konfederasyonumuz 01.09.2005 tarihinde Uzlaştırma Kurulu’na gönderdiği dilekçede; “…Toplu görüşme mutabakat metninde, sendika üyesi olan personele sendika aidatlarından kaynaklanan kayıplarını telafi amacıyla aylık 5 YTL ilave ödeme yapılmasını sağlayacak düzenlemeye gidilmesiyle ilgili hususa yer verilmesi işveren devletin sendikalar üzerindeki etkisini arttıracağı gibi sendikaların devletten bağımsızlığı ilkesine de gölge düşürmüştür. Konfederasyonumuzun bu hususu kabul etmesi sendikal anlayışı nedeni ile mümkün değildir.” Demiştir. Buna karşı sürekli hukuksal ve demokratik mücadeleyi sürdürmüştür.
AKP hükümetleri ile birlikte dünyada hormonlu büyüme rekoru kıran Memur Sen sendikası yetkiyi aldıktan sonra ise sendika aidatına “destek primi” ve “toplu sözleşme ikramiyesi” adı altında işi daha da ileri bir safhaya çevirmiştir. Toplu sözleşme primi almak için ise baraj getirilme çabası başka sendikalara yaşam hakkı vermemek için uygulanan yeni bir yöntem oldu. Bugün insanlar daha işe başlarken işe başlama evraklarının arasına üye formu koyarak iktidar yanlısı sendikaya üye yapma, tüm idareciler ve bürokratların eliyle büyütülmeye çalışma ve idarecileri belirlemede etkili olma dahi yetmeyecek olacak ki defalarca iptal edilen düzenleme (önce yüzde 1, sonra yüzde 2) yeniden gündeme getiriliyor. Sendika aidatları ya da başka isimlerle emekçilerin gözünü boyayarak örgütlenme, korku ve baskıyla yandaşlara üye yapma ile yetkilendirilen sendikamsı yapılarla masaya oturmak sistemin işine geliyor. Tam da bu şekilde oluşturulan TİS masalarından emekçiler lehine sonuç beklemek saflıktır.
Nitekim 8 dönemdir (16 yılı kapsayan); yetkilendirilmiş sendikamsı yapı ve devlet güdümlü sendika elele vermiş ve her seferinde emekçileri sefalet ücretlerine mahkûm eden toplu sözleşmelere imza atmaktadır. Bu yapılanlara asla toplu sözleşme denilemez. Çünkü yapılan ücret artışları sürekli reel enflasyonun altında kalmakta ve emekçiler enflasyon farkı almaktadır. Enflasyon oranında (ki TÜİK verileri de yalan diyoruz) zam almak asla kazanım değildir.
Aslında 4688 sayılı bu sendika yasasıda bir yasa değildir. Grev hakkı içermeyen, hakem kurulunun ağırlıklı üyelerinin işveren devlet tarafından belirlendiği ve kararının kesin olduğu, özgür pazarlık ve toplu sözleşme hakkının olmadığının bu düzenekten emekçiler lehine karar çıkması mucizedir. Ufak tefek kazanımlarda; mücadeleci sendikaların alanlarda, meydanlarda ve işyerlerinde verdikleri mücadelenin sonucudur.
Bu düzenekle kurulan masaya oturmadan işveren devletin enflasyon öngörüsü üzerinden dönemsel olarak vereceği peşin maaş artışları bile emekçilere daha fazla kazandıracaktı. Özellikle bir önceki toplu sözleşmede 8 bin tl ile başlayan, katsayıya bağlanan ve bugün 25 bin tl yi aşan ilave ek zam (emekliliğe yansımayan seyyanen zam) ile kamu emekçilerine emekliliği hayal haline getirdiler.
Adeta hükümet ortakları gibi koalisyon halinde TİS masalarında emekçileri sefalete mahkûm eden bu yapıların emekçilere kazandıracağı hiçbir şey bulunmamaktadır.
Sendikacılık, iktidarın gölgesinde, masa başında mevzuat hileleriyle alternatifleri yok etmek değildir! Sendikacılık; hastanelerde, laboratuvarlarda, ASM’lerde, sosyal hizmet kurumlarında sahada emekçinin hakkını savunma yarışıdır. Rekabetin olmadığı yerde sarı sendikacılık büyür, emek mücadelesi biter.
Halkın sağlık hakkı ellerinden alınırken, sağlık ve sosyal emekçileri şiddet sarmalında, ekonomik kriz ve enflasyon altında ezilirken; tek derdi sendikal tekelleşme olanlar bu alanın temsilcisi olamazlar! Bir sendikanın gücü yapay barajlarla değil; alanlarda, işyerlerinde verdiği fiili ve meşru mücadeleyle ölçülür.
BASINA SIZDIRILAN HABERLER; SENDİKAL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERE İLİŞKİN BİRÇOK ALEYHTE UYGULAMANIN OLDUĞU, BASKI VE AYRIMCILIĞIN YOĞUNLAŞTIĞI BÖYLESİ BİR DÖNEMDE DAHA DA ÖNEMLİ HALE GELMİŞTİR.
Bağımsız sendikaları ve sendikal anlayışı tamamen yok ederek hak temelli mücadele yerine sisteme yedeklenen tek tip sendikacılığın önünü sonuna kadar açmayı hedefleyen bu tablonun “sendika üyeliğinin desteklenmesi’’ ya da “güçlü sendikacılık” olarak yutturulmak istenmesi kabul edilemez. ’Uluslararası, Anayasal ve yasal düzenlemeler çerçevesinde temel hak ve özgürlükler kapsamında güvence altına alınmış örgütlenme ve toplu pazarlık hakkının temin edilmesini sağlamak’ için yapılması gereken ilk iş sendikal hak ve özgürlüklerin, örgütlenmenin önünü daha da tıkayan değil, açan düzenlemeleri, grev hakkı ile tamamlanmış gerçek bir toplu pazarlık sistemini derhal hayata geçirmektir. Demokratik bir sendika yasası için mücadele etmeyen her yapı emekçilerin değil bu sömürü sistemin yanındadır.
Anayasa'nın 51. maddesi herkesin dilediği sendikayı seçme özgürlüğünü güvence altına alır. Sağlık ve sosyal hizmet emekçilerini ve tüm kamu emekçilerini baraj korkusuyla yandaş yapılara üye olmaya zorlamak, en temel demokratik haklarımızın gasp edilmesidir. Sağlık ve sosyal hizmet alanı başta olmak üzere tüm kamuda çalışma barışını bozan bu hamlelere geçit vermeyeceğiz!
Bunun için SES olarak, tüm sendikaları, konfederasyonları, hangi sendikaya üye olursa olsun tüm kamu emekçilerini her türlü hukuksuzluğa karşı tek ses olmaya, demokratik grev hakkını güvence altına alan, özgür toplu pazarlık hakkı içeren yeni bir sendika yasası için birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz.
Başta kamu emekçileri olmak üzere hiç kimse şüphe etmesin ki SES olarak; hukuk mücadelesi de dahil her platformda başta sağlık ve sosyal hizmet emekçileri olmak üzere kamu emekçilerinin hak ve çıkarlarını korumaya devam edeceğiz.
Bu sendikamsı yapıların ve sarı sendikaların Türkiye’deki emekçilere ve sınıf mücadelesine verdiği en büyük zarar ve yıkımın başında; sendikal mücadeleye olan inancı zayıflatma olmuştur. Bu sendikalar emekçileri zor aygıtları vb. yöntemler ile üye yapmışsa da aslında eylemsiz ve örgütsüz de bırakmıştır. Fakat unutmamamız gereken bir konu daha var ki bu sendikalardan umudu kesenlerin her gün yeni bir sendika kurması da emekçilerin gücünü parçalamaktan, yeterince bir araya gelememekten başka bir işe yaramamaktadır. Emekçileri 90’lı yılların ortak mücadele ruhu ve direngenliğine yeniden kavuşturmak hepimizin görevidir. Farklılıklarımıza rağmen emekçiler ve hizmet sunduğumuz halkın tüm hakları için söylemde ve eylemde yeniden ve daha güçlü bir birlik sağlayacağımıza inanıyoruz.
90’lı yıllardan itibaren büyük bedeller ile kamu emekçilerinin örgütlenme hakkını kazanan sendikaların ardılı olarak; sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin hak almada, dayanışmada, kollektif mücadeledeki adresi SES’tir. İşkolunda çalışan her emekçi bunu bilir ve iş yerleri çalışmalarında “Gerçek mücadeleyi SES yürütüyor. Gönlümüz SES’ten yana.” Diyorlar. Şimdi SES olarak sadece gönlünüz ile değil fiziki varlığınız ile dayanışmanın ve mücadelenin örgütü SES’li olma zamanı diyoruz. 16.10.2026
SES GENEL MERKEZİ
https://t.co/r1EhQu7uDt
#SESimiz30Yaşında
Yetkilendirilmiş Sendikamsı Yapı ile Devlet Güdümlü Sendikanın Emek Mücadelesinde Yarattığı Yıkımın Telafisi İmkânsız!
Türkiye’de kamu emekçilerinin örgütlenme ve sendikalaşma mücadelesi büyük emekler ve bedeller ile kazanıldı. Emekçiler 90’lı yıllardan itibaren öncülümüz bu sendikaların tamamı “haklar yasalardan önce gelir” şiarıyla kurulmuş ve meşru hakları için fiili mücadele yürütmüştür. Çünkü o dönemki iktidarlar “memurun sendikası mı olur?” yaklaşımıyla sendikalaşmayı engellemeye çalışmıştır. Elbette bu sendikalar kolay kurulmadı. Kapılarımıza mühürler vuruldu, mühürleri kırdık. Örgütlendiğimiz her yerdeki üyelerimiz sürgüne gönderildi. Sürgün yerlerinde örgütlenerek sendikalarımızı büyüttük. İş yerlerinden meydanlara, alanlara taştık. 90’lı yılların karanlık dehlizlerinde bugünkü KESK’i ve SES’i oluşturan sendikaların üyelerinden onlarca arkadaşımızı faili meçhul cinayetlerde katlettiler. O dönemlerde 3 binin üzerinde il dışı sürgün, binlerce açığa alma ve ihraç, yüzbinlerce soruşturma geçirdik. Bu tarih aynı zamanda Türkiye demokrasi mücadelesinin de tarihidir.
Yaşamını yitirmiş tüm öncüllerimizin mücadelesine bağlılığımızı bir kez daha ifade ederken en büyük bedeli yaşamları ile ödeyenleri saygı ile anıyoruz.
Bu mücadelenin en önemli kazanımı lügattaki ve fiiliyattaki “kapıkulu”anlamına gelen “memur” kavramından “emekçi” kavramına geçiş oldu. Artık kamu çalışanları kendini “kamu emekçisi” olarak tanımlayıp işçi sınıfının bir bileşeni olduğunu kabul etti.
Yükselen kamu emekçilerinin mücadelesi ve sendika kurma hakkı karşısında duramayan, daha doğrusu memurdan/kapıkulu zihniyetinden; soran sorgulayan, mücadele eden ve kendini işçi sınıfının parçası gören kamu çalışanlarından korkan dönemin devlet erkleri bu mücadeleyi bastırmak için bir gecede Türk Kamu Sen Konfederasyonunu kurdular. 2002 de AKP’nin iktidara gelmesi ile birlikte Memur Sen Konfederasyonuna da hormonlu bir büyüme dayatarak adeta dünyada örgütlenme rekorları kırdırıldı.
Buda yetmedi. KESK’in gücünü dağıtmak için çok çeşitli oyunlara başvurdular.
Toplu sözleşme ikramiyesi ya da sendika destek primi adı altında yapılan tüm uygulamaların alt yapısı, sendika üyelerinin aidatlarının devlet (işveren) tarafından ödenmesi konulu 28.08.2005 tarihli toplu görüşme mutabakat metninin 4. Maddesine dayanmaktadır. Bu talep T. KAMU SEN ve MEMUR SEN’den gelmiş ve “Sendika üyesi olan personele sendika aidatlarından kaynaklanan kayıplarını telafi amacıyla aylık 5 YTL ilave ödeme yapılmasını sağlayacak düzenlemeye gidilmesi” şeklinde mutabakat metnine yansıtılmıştı.
KESK, mutabakat metnindeki dördüncü maddeye ilişkin “… İşverenin sendikalar üzerindeki etkisini artıracağından kabul etmiyoruz…” şeklinde çok açık bir ifadeyle şerh oymuştu. Konfederasyonumuz 01.09.2005 tarihinde Uzlaştırma Kurulu’na gönderdiği dilekçede; “…Toplu görüşme mutabakat metninde, sendika üyesi olan personele sendika aidatlarından kaynaklanan kayıplarını telafi amacıyla aylık 5 YTL ilave ödeme yapılmasını sağlayacak düzenlemeye gidilmesiyle ilgili hususa yer verilmesi işveren devletin sendikalar üzerindeki etkisini arttıracağı gibi sendikaların devletten bağımsızlığı ilkesine de gölge düşürmüştür. Konfederasyonumuzun bu hususu kabul etmesi sendikal anlayışı nedeni ile mümkün değildir.” Demiştir. Buna karşı sürekli hukuksal ve demokratik mücadeleyi sürdürmüştür.
AKP hükümetleri ile birlikte dünyada hormonlu büyüme rekoru kıran Memur Sen sendikası yetkiyi aldıktan sonra ise sendika aidatına “destek primi” ve “toplu sözleşme ikramiyesi” adı altında işi daha da ileri bir safhaya çevirmiştir. Toplu sözleşme primi almak için ise baraj getirilme çabası başka sendikalara yaşam hakkı vermemek için uygulanan yeni bir yöntem oldu. Bugün insanlar daha işe başlarken işe başlama evraklarının arasına üye formu koyarak iktidar yanlısı sendikaya üye yapma, tüm idareciler ve bürokratların eliyle büyütülmeye çalışma ve idarecileri belirlemede etkili olma dahi yetmeyecek olacak ki defalarca iptal edilen düzenleme (önce yüzde 1, sonra yüzde 2) yeniden gündeme getiriliyor. Sendika aidatları ya da başka isimlerle emekçilerin gözünü boyayarak örgütlenme, korku ve baskıyla yandaşlara üye yapma ile yetkilendirilen sendikamsı yapılarla masaya oturmak sistemin işine geliyor. Tam da bu şekilde oluşturulan TİS masalarından emekçiler lehine sonuç beklemek saflıktır.
Nitekim 8 dönemdir (16 yılı kapsayan); yetkilendirilmiş sendikamsı yapı ve devlet güdümlü sendika elele vermiş ve her seferinde emekçileri sefalet ücretlerine mahkûm eden toplu sözleşmelere imza atmaktadır. Bu yapılanlara asla toplu sözleşme denilemez. Çünkü yapılan ücret artışları sürekli reel enflasyonun altında kalmakta ve emekçiler enflasyon farkı almaktadır. Enflasyon oranında (ki TÜİK verileri de yalan diyoruz) zam almak asla kazanım değildir.
Aslında 4688 sayılı bu sendika yasasıda bir yasa değildir. Grev hakkı içermeyen, hakem kurulunun ağırlıklı üyelerinin işveren devlet tarafından belirlendiği ve kararının kesin olduğu, özgür pazarlık ve toplu sözleşme hakkının olmadığının bu düzenekten emekçiler lehine karar çıkması mucizedir. Ufak tefek kazanımlarda; mücadeleci sendikaların alanlarda, meydanlarda ve işyerlerinde verdikleri mücadelenin sonucudur.
Bu düzenekle kurulan masaya oturmadan işveren devletin enflasyon öngörüsü üzerinden dönemsel olarak vereceği peşin maaş artışları bile emekçilere daha fazla kazandıracaktı. Özellikle bir önceki toplu sözleşmede 8 bin tl ile başlayan, katsayıya bağlanan ve bugün 25 bin tl yi aşan ilave ek zam (emekliliğe yansımayan seyyanen zam) ile kamu emekçilerine emekliliği hayal haline getirdiler.
Adeta hükümet ortakları gibi koalisyon halinde TİS masalarında emekçileri sefalete mahkûm eden bu yapıların emekçilere kazandıracağı hiçbir şey bulunmamaktadır.
Sendikacılık, iktidarın gölgesinde, masa başında mevzuat hileleriyle alternatifleri yok etmek değildir! Sendikacılık; hastanelerde, laboratuvarlarda, ASM’lerde, sosyal hizmet kurumlarında sahada emekçinin hakkını savunma yarışıdır. Rekabetin olmadığı yerde sarı sendikacılık büyür, emek mücadelesi biter.
Halkın sağlık hakkı ellerinden alınırken, sağlık ve sosyal emekçileri şiddet sarmalında, ekonomik kriz ve enflasyon altında ezilirken; tek derdi sendikal tekelleşme olanlar bu alanın temsilcisi olamazlar! Bir sendikanın gücü yapay barajlarla değil; alanlarda, işyerlerinde verdiği fiili ve meşru mücadeleyle ölçülür.
BASINA SIZDIRILAN HABERLER; SENDİKAL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERE İLİŞKİN BİRÇOK ALEYHTE UYGULAMANIN OLDUĞU, BASKI VE AYRIMCILIĞIN YOĞUNLAŞTIĞI BÖYLESİ BİR DÖNEMDE DAHA DA ÖNEMLİ HALE GELMİŞTİR.
Bağımsız sendikaları ve sendikal anlayışı tamamen yok ederek hak temelli mücadele yerine sisteme yedeklenen tek tip sendikacılığın önünü sonuna kadar açmayı hedefleyen bu tablonun “sendika üyeliğinin desteklenmesi’’ ya da “güçlü sendikacılık” olarak yutturulmak istenmesi kabul edilemez. ’Uluslararası, Anayasal ve yasal düzenlemeler çerçevesinde temel hak ve özgürlükler kapsamında güvence altına alınmış örgütlenme ve toplu pazarlık hakkının temin edilmesini sağlamak’ için yapılması gereken ilk iş sendikal hak ve özgürlüklerin, örgütlenmenin önünü daha da tıkayan değil, açan düzenlemeleri, grev hakkı ile tamamlanmış gerçek bir toplu pazarlık sistemini derhal hayata geçirmektir. Demokratik bir sendika yasası için mücadele etmeyen her yapı emekçilerin değil bu sömürü sistemin yanındadır.
Anayasa'nın 51. maddesi herkesin dilediği sendikayı seçme özgürlüğünü güvence altına alır. Sağlık ve sosyal hizmet emekçilerini ve tüm kamu emekçilerini baraj korkusuyla yandaş yapılara üye olmaya zorlamak, en temel demokratik haklarımızın gasp edilmesidir. Sağlık ve sosyal hizmet alanı başta olmak üzere tüm kamuda çalışma barışını bozan bu hamlelere geçit vermeyeceğiz!
Bunun için SES olarak, tüm sendikaları, konfederasyonları, hangi sendikaya üye olursa olsun tüm kamu emekçilerini her türlü hukuksuzluğa karşı tek ses olmaya, demokratik grev hakkını güvence altına alan, özgür toplu pazarlık hakkı içeren yeni bir sendika yasası için birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz.
Başta kamu emekçileri olmak üzere hiç kimse şüphe etmesin ki SES olarak; hukuk mücadelesi de dahil her platformda başta sağlık ve sosyal hizmet emekçileri olmak üzere kamu emekçilerinin hak ve çıkarlarını korumaya devam edeceğiz.
Bu sendikamsı yapıların ve sarı sendikaların Türkiye’deki emekçilere ve sınıf mücadelesine verdiği en büyük zarar ve yıkımın başında; sendikal mücadeleye olan inancı zayıflatma olmuştur. Bu sendikalar emekçileri zor aygıtları vb. yöntemler ile üye yapmışsa da aslında eylemsiz ve örgütsüz de bırakmıştır. Fakat unutmamamız gereken bir konu daha var ki bu sendikalardan umudu kesenlerin her gün yeni bir sendika kurması da emekçilerin gücünü parçalamaktan, yeterince bir araya gelememekten başka bir işe yaramamaktadır. Emekçileri 90’lı yılların ortak mücadele ruhu ve direngenliğine yeniden kavuşturmak hepimizin görevidir. Farklılıklarımıza rağmen emekçiler ve hizmet sunduğumuz halkın tüm hakları için söylemde ve eylemde yeniden ve daha güçlü bir birlik sağlayacağımıza inanıyoruz.
90’lı yıllardan itibaren büyük bedeller ile kamu emekçilerinin örgütlenme hakkını kazanan sendikaların ardılı olarak; sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin hak almada, dayanışmada, kollektif mücadeledeki adresi SES’tir. İşkolunda çalışan her emekçi bunu bilir ve iş yerleri çalışmalarında “Gerçek mücadeleyi SES yürütüyor. Gönlümüz SES’ten yana.” Diyorlar. Şimdi SES olarak sadece gönlünüz ile değil fiziki varlığınız ile dayanışmanın ve mücadelenin örgütü SES’li olma zamanı diyoruz. 16.10.2026
SES GENEL MERKEZİ
https://t.co/r1EhQu7uDt
#SESimiz30Yaşında
KAYYUMLAR GİDECEK, HALKIN İRADESİ KAZANACAK!
AKP iktidarı, sürdürdüğü baskı ve sindirme politikalarını yaşamın her alanına yaymaya devam ediyor. Belediyelerden demokratik kurumlara, dijital mecralardan muhalif basına uzanan kayyum, sansür ve yasak politikalarının son hedefi Halk TV oldu.
Bu saldırılar birbirinden bağımsız değil; tek merkezden yürütülen, toplumsal muhalefeti susturmayı, halkın iradesini gasp etmeyi ve haber alma hakkını ortadan kaldırmayı, demokrasinin asgari kurum ve kurallarını ortadan kaldırarak otoriter Tek Adam rejimini kalıcı hale getirmeyi hedefleyen politikanın parçalarıdır. Son dönemde milyarlarca dolarlık fon yolsuzluğu, gündemdeki yerini korurken, muhalif basına yönelik bu müdahaleler, söz konusu yolsuzluğun üzerinin örtülmek ve muhalif medyada tartışılmasının engellenmek istendiğini de işaret etmektedir.
Yargıyı, kolluğu, kayyumları ve dijital sansürü birer baskı aracına dönüştürerek ülkeyi her geçen gün daha koyu bir karanlığa sürükleyenler bilmelidir ki bu çabaları beyhudedir! Tarih sayısız kere göstermiştir ki hiçbir iktidar baskıyla, yasaklarla ve zorbalıkla ömrünü sonsuza kadar uzatamamıştır.
KESK olarak Halk TV emekçileriyle dayanışma içinde olduğumuzu bir kez daha ifade ederken; tüm emek ve demokrasi güçlerini bu hukuksuzluğa karşı ortak mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.
Çünkü biliyoruz ki bu örgütlü kötülüğü dağıtacak olan ortak mücadele ve dayanışmadır!
Emeğin, barışın, özgürlüğün ve demokrasinin kazandığı bir geleceği mutlaka birlikte kuracağız!