OSMANLI SARAYINDAKİ SAPIKLAR ...
Kısa kısa...
Sultan II. Abdülhamid'in babası Abdülmecid, on yaşındaki kızların kızlığını bozmaya bayılan vicdansız bir sapıktı. Bu şekilde ölen kız çocukları vardı...
Aynı Abdülmecid, cariyelerini mabeyncisi (yazıcı-kalem müdürü) ile seviştirip izlerdi...
Sultan ll.Abdülhamid'de saraya evlatlık olarak beşikte gelen 1 yaşındaki kıza göz koydu.
Evlatlık kızı 14 yaşında iken gözdeleri arasına aldı...
Sarayın aylık masrafı 40 bin altındı. Sefalet içindeki memleket saraya çalısıyordu...
Abdülhamid'in biri alafranga, digeri alaturka yemekler için 2 aşçısı vardı...
Ayse Sultan doğar. Abdülhamid bu kızın kendisinden mi yoksa eşiyle iliskisinden şüphe ettigi öz oğlu Selim'den mi olduğu kuruntusuna kapılır...Şehzade Selim doğal olarak bundan bundan büyük rahatsızlık duyar...
Naime Sultan'ın her yeri pul pul dökülmeye basladı...Abdülhamid, yegeni Hatice Sultan'la sevişen damadı Kemalettin Bey'den şüphelendi... Karısını arsenikle zehirlediğini düşündü...
Abdülhamid konyak ve şampanya içerdi...
Cildine renk vermesi için de punç (alkollü meyveli içecek) içerdi...
Abdülhamid'in haremindeki 14 yaşının altındaki kızlar yaylı bebeklerle oynayarak vakit geçiriyordu...
Kendi aralarında horoz gibi ötme, arı gibi vızıldama gibi oyunlar oynuyorlardı...
Hareme küçük yaşta kızlar alınırdı. Bu kızlardan çirkin ve ihtiyar Abdülhamid'i istemeyenler olurdu. Abdülhamid bu mukavemete sert tepki gösterirdi...
Bir kez elde edince de, bir daha yüzüne bakmazdı...
12 yaşındaki Abhaz güzeli Behice Hanımı, Abdülhamid için hareme getirirler.
Behice ilk günden "Annemi, babamı isterim" diye tutturur ağlar...
Abdülhamid'in büyülendigi 12 yaşındaki cariyesi Kafkas kızı Rakspiyar Hanım...Uzun boyuyla endamlı bu hanımın oynadığı hızlı ve hareketli Kafkas oyunlarıyla Abdülhamid kendinden geçerdi...
Abdülhamid'in hareminde bir deli kız Felek (Fehime)
O da evlatlik getirilip Abdülhamid'in koynuna sokuldu...Bir dirsekle Hamid'in büyük burnunu yaralar. Haremden kovar, başkasi ile evlendirir...19 yaşında ölür Felek. ...
Abdülhamid amcası Abdülaziz, Namık Kemal'in vatan piyesini yasaklamıştı, ancak tiyatroyu kapatmamıştı....
Vatanperver hislerden çok tiksinen Abdülhamid, tahta çıkınca tiyatroyu yaktırttı... Sahibine 1000 altın tazminat verdi.
Abdülhamid, Mithat Efendi'nin yazdığı Zeybek dansından çok ürker ve bir daha oynanmasını yasaklar. İçinde vatanperverlik olan her şeyden ürküyor...
ll.Abdülhamid'in körpe kız düşkünlüğünü simgeleyen kartpostallar, 1909'la birlikte Konstantinapoliste (İstanbul'da) satılmaya başlanır... (ekli)
ll.Abdülhamid'in babası Abdülmecid bazen içkiyi fazla kaçırırdı...
Halkın görmemesi için Bendegan ile Baltacılar kendisini kadın çarşafına sarıp saraya naklederlerdi...
Abdülmecid'in şuursuz ve sarhoş olarak Tophane'den Saraya sevkine çok defa şahit olduğunu Esat Efendi anlatırdı...
Osmanlı'nın resmi olmayan ilk kerhanesini açan (Bu yüzden sıkça kapanır, rüşvetlerle tekrar açılırdı) Langa Fatma çok yardımsever bir kadındı...Fakir gençleri de kerhanesinde misafir eder, eğlendirirdi....
ll.Abdülhamid şehzade iken Dr. 'Kız Mehmed'i beğenmez, yerine hususi tabib olarak Yunan doktor Spridon Mavroyeni'yi seçer. Padişah olduğunda tüm doktorları da Yahudi ve Rum'du...
Sultan Abdülhamid, sarayında elektrik kullandığı halde, halk için müsade etmemiştir.
Elektrik ve telefon halka yasaktı.
Balondan çok korkardı.
Sebebi: Balonla Yıldız sarayı üstünde uçup bombalanma tehlikesi idi... Yıldırımdan da çok korkardı... daha fazlası bu kitapta:
Süleyman Kani İrtem (1875- 1945 )
Türk bürokrat- Tarihçi
Alıntı kaynak @Mehmet66725437
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, Türkiye Mason Cemiyeti’ni kapattırdığı için Yahudi Masonlar zehirledi.
Plan Kremlin’de yapıldı, Türkiye’de uygulandı… Egenin ve Balkanların tanınmış kıdemli komünist mübeşşiri Varnalı Bulgar Yahudilerinden 33 dereceli Farmason Avram Benaroyas, Yunan komünistlerin yayın organı Laiki Foni (Halkın Sesi) Gazetesi’nin 1 Ağustos 1948 tarihli nüshasında yazdığı anılarda şöyle dedi:
“1937 yılının ortalarında, ismini açıklayamayacağım bir doktor, bazı şöhretlere dayanarak Atatürk’e ilk darbeyi sinir organlarını zaafa düşürmek sureti ile indirdi.
Etrafında çember meydana getirdiğimiz Sarı Lider, kendiliğinden bu çemberin içine girip hayatını bize teslim etti.”
KATİLLER, İŞBİRLİKÇİLER KİMLERDİ?
Yunanistan’da yayımlanan –Laiki Metopo (halk Cephesi) Gazetesinde yayımlanan dizi yazıda “Dr. Abrevaya ve Fischenger cidden bu işte fedakarane çalıştılar” denilmektedir. Bahsi geçen Abrevaya, Prof. Dr. Samuel Abrevaya Marmaralı’dır. Abrevaya, İzmir doğumlu olup, Paris’te tahsil görmüştür.
Atatürk’ün ölümünden sonra Niğde Milletvekilliği yapmıştır. Prof. Dr. N.Fissenger, hükümet tarafından Paris’ten getirilmiştir.
8 Eylül 1938 tarihinde bir gün önce yaptığı muayeneye göre Prof. Dr. Ömer Neşet İrdelp ile birlikte düzenledikleri rapor uzun yıllar sonra ortaya çıkmıştır.
Fissenger ayrı teşhiste bulunmasına rağmen Atatürk’ün ölüm raporunda, diğer doktorlarla aynı görüşteymişçesine yazılmıştır.
Muhtemelen Paris’ten getirilen ilaçların temin yeriyle de ilgisi vardı.
SARI LİDER’İ ÖLDÜRME KARARI ALINIYOR
Varnalı Bulgar Yahudisi 33 dereceli Farmason Avram Benaroyas Türkiye Mason Cemiyeti’nin kapandığını Moskova’da bir toplantı sırasında öğrendi. Sinirlerine hakim olamayarak şunları söyledi;
“O Sarı Lider ortadan suret-i katiyetle kaldırılacaktır. Mefkuremize imha edici darbe vuranların akıbeti, feci şartlar altında ölümdür!…”
Türkiye’nin ikinci Mason lideri Kimyager Mustafa Hakkı Nalçacı, acilen Kremlin’e davet edildi.
Nalçacı Moskova’ya korkarak gitti.
Başına bir hal gelmesi halinde Kremlin’in Çankaya’ya siyasi baskı yaparak serbest bırakılmasının sağlanmasını istedi.
Kremlin, Nalçacı’ya garanti verdi, verdiği teminatlarla onu rahatlattı.
Kremlin’den aldığı taahhütlerle korkusu geçen Nalçacı, işi ileri götürerek Atatürk’ün öldürülmesinden sonra Nazım Hikmet başkanlığında bir hükümet kurulmasını istediyse de, Kremlin “gerici Mareşal Çakmak’ın tabancasına hedef olunacağı” itirazı ile Nalçacı’yı frenledi.
Varnalı Bulgar Yahudisi Farmason Avram Banaroyas ve Türkiye’deki masonları ikinci lideri Mustafa Hakkı Nalçacı Kremlin yetkilileri ile toplantıdayken, yapılan konuşmaları Yunanlı gazeteci Apostolos Grasoz, ünlü Sovyet despotu Laurenti Beria ile birlikte yan odada ses alma cihazıyla takip ediyorlardı.
Bu konuda Avram Benaroyos, “İlk anlarda Kemal Atatürk’ü silahla ortadan kaldırmayı düşündük.
Ancak, doktorlarımız Atatürk’ün ölümünün ani oluşunu tehlikeli gördüklerinden, Kremlin’in istediği ‘esrarengiz ve kendine göre esrar arz edecek ölüm’ kararına uyduk.
Mason biraderler cemiyetimiz kapatıldıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi O’nun her hareketini alkışladılar. Atatürk’te zaman zaman burun kanamaları, baş dönmeleri, istifralar karşısındaki arkadaşı tanımamazlıklar kendini göstermeye başladı.” şeklinde yazdı.
Benaroyos 1 Ağustos 1948 tarihli Yunan Halkın Sesi (-laiki foni) gazetesinde bunları yazarken, Yunanlı Gazeteci Apostolos Grazos da Halk Cephesi (Laiki Metopo) gazetesinde 1-5 Eylül 1949 tarihlerinde yazdığı seri yazıda şu görüşleri dile getirdi;
“Filistin Siyon kolonilerini meydana getirmek için Osmanlı İmparatorluğu’nu parçaladık. Bundan sonra yapılması elzem olan üç vazife daha vardı.
Bunları seri olarak tatbik etmek icap ediyordu ki; Doktor Abrayava ve Fischenger cidden bu işte fedakarane çalıştılar.
#YüzyılınKutlaması muhteşem geçiyor.
Şu an yüzbinler Maltepe’de. 29 Ekim kutlamamız tarihin en kalabalık ve en muhteşem kutlaması olacak. Hepimiz Maltepe’deyiz. 🇹🇷
Sokak röportajında konuşan kadın gözyaşlarına hakim olamadı.
"O kadar zoruma gidiyor ki cumartesi günü Filistin için miting yapacaklar biz Cumhuriyeti kutlayamıyoruz."
Kendi çocuğu yurt dışında okur fakir ailelere İmam Hatip önerir, kendisi bedelli askerlik yapar yoksul ailelerin çocukları Filistin'e gidip ölsün ister. siyasal islamcılar kadar aşağılık bir insan grubu daha tahayyül edemiyorum.