@avaligul Herkes çok iyi eğitimli olmak zorunda mı? Geçmişte servis şöförü olmak utanılacak bir şey mi? Geçmişte servis şöförü olmak siyasete girmeye , kendini geliştirmeye engel mi? Çok iyi eğitimlileri de gördük geçmişte...
@S1xtyMehmet Allah korusun. Bir kendini bilmez yarın maçta bişe yapsa. Ve çok ağır sonuçları olsa , sorumlusu olacak mısın? Milyon dolarlar kazananlar için bu kadar anlam yüklemek bu ülkenin alın teri ile mücadele veren gençlerine haksızlık değil mi? Fanatikliğiniz batsın.
Türk Milleti unutma,
Gazi Paşa ve kurmayları..
levazım çavuşu, mütehassıs ve cerrahlar,
Ve ,muhaberat , iaşe, istihkâm , sahra çadırları...
Savaş sanatı...
Türklerin azmi ile birleşen kusursuz bir savaş doktrini...
Hatırlayınız...
#Iran#israil#abd
Türk tarihçiliğinin önemli isimlerinden Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın vefatından derin bir üzüntü duyduk.
Bilim ve kültür hayatımıza bıraktığı kıymetli mirasla daima saygıyla anılacak olan İlber Ortaylı’ya Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına ve tüm sevenlerine başsağlığı diliyoruz.
Maçın sonunda Samsunspor tribünlerinden sahaya su şişesi fırlatmışlar. Oulai bakar mısınız acil su şişesiyle resital sunuyor hahaha. Seni çok seviyoruz
🔴 Cihat Yaycı
Bir milletin, kabileden veya yöresel bir topluluktan ayrılabilmesi için asgari ve vazgeçilmez şartları vardır:
1.Grameri ve kuralları olan bir dile sahip olması,
2.Bu dilde oluşturulmuş binlerce yıllık yazılı bir külliyatının bulunması,
3.Aynı dilde nesiller boyunca aktarılmış destanlara, anlatılara ve hafızaya sahip olması,
4.Bu dilin taşlara kazınmış yazıtlarla, anıtlarla ve kalıcı belgelerle tarihe mühür vurmuş olması,
5.Bu dili devlet dili olarak kullanan, fermanlarını bu dilde yazan devletleri ve orduları bulunması.
Bu unsurlar yoksa, ortada bir millet yoktur.
Ancak yöresel bir topluluk ya da kabile vardır.
Bu tür toplulukların kullandığı dil de,
medeniyet dili değil, en fazla günlük, yerel bir konuşma dilidir.
Türkçe böyle bir dildir ve Türk Milletinin binlerce yıldır varlığının belgesidir.
Sayın Özgür Özel, Değerli Başkan,
Bugün Edirne’de yaptığınız konuşmadaki hukuk devletini göz ardı eden talihsiz sözlerinize dair dostane bir uyarıda bulunmayı bir hukukçu ve bir milletvekili olarak görev addediyorum.
Zira siyasetin gündelik hızı içerisinde, adaletin sarsılmaz sütunları olan evrensel hukuk ilkelerinin göz ardı edilmesi, sadece bugünü değil, Türkiye’nin demokratik geleceğini de ipotek altına almaktadır.
Hukukun üstünlüğünü savunmak; sadece siyaseten yanımızda duranların haklarını korumak değil, en uzağımızda duran, hatta en ağır ithamlarla karşı karşıya bırakılan bireylerin dahi insanlık onurunu ve adil yargılanma hakkını titizlikle muhafaza etmektir. Zira hukuk, herkes için eşit bir koruma kalkanı olmadığında, sadece güçlünün elindeki bir cezalandırma aracına dönüşür.
Bugün Türkiye’de, darbe teşebbüsüyle en ufak bir illiyeti bulunmayan, ancak hukuksuz kararlar ve kolektif cezalandırma mantığıyla hayatları karartılan yüz binlerce insanın dramı bir "siyasi tercih" meselesi değil, bir hukuk devletinin varlık sorunudur.
Meriç'te kaçmaya çalışan darbeciler de olabilir, elbette onlar yakalanıp en ağır cezaları almalıdır. Nitekim yakalanıp darbe teşebbüsü içinde olmaları sebebiyle hukuk devletinin gereği olarak yargılananlar olmuştur. Ancak adil yargılama hakkına sahip olmadıkları için çaresizlik içinde Meriç'ten çocuklarıyla birlikte kaçmaya çalışan on binlerce insan olduğu da bilinen bir gerçektir. Sayısız insanın dosyasını okumuş birisi olarak bunları belirtiyorum. Sadece sınır yakınında cezaevinde kaç anne çocuklarıyla birlikte yatmaktadır, haberiniz var mı?
Ana muhalefet lideri olarak size yakışacak olan, onları da ziyaret edip bir de kendilerinden dinlemenizdir. Genelleyici ifadelerinizle ne kadar yanıldığınızı bizzat müşahede edip mahcup olacaksınız.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin onlarca kararı, yargılamalardaki sistemik hataları ve hukuki güvencelerin ihlalini açıkça ortaya koymuşken; ana muhalefetin bu gerçekliği yok sayması doğru değildir. AİHM kararlarını ve evrensel hukuk normlarını görmezden gelen bir zihin dünyasıyla, statükonun sadece rengi değişir; ruhu ve adaletsizliği baki kalır.
Unutulmamalıdır ki; gerçek bir demokratik dönüşüm, mağduriyetler arasında hiyerarşi kurmayan, "ama"sız ve "fakat"sız bir hukuk savunuculuğuyla başlar. Sizden beklenen, sadece iktidara muhalefet etmek değil, hukukun evrenselliğine olan inancı bu toplumda yeniden tesis edecek o cesur ve adil dili inşa etmektir.
Ayrıca hukuk devletinde yargı hiçbir zaman vatandaşa teslim edilemez. Kullandığınız dil, çok tehlikeli bir dildir. Hukuk devletinde yargı ancak aklı selim ile hareket edecek bağımsız yargıya teslim edilebilir. Aksisi sadece ve sadece linç düzeni olur.
Adalet, ona en az sahip olduğumuz anlarda bile en çok ihtiyaç duyduğumuz pusuladır.
Saygı ve selamlar
Mustafa Yeneroğlu
@eczozgurozel