Deniz Baykal'ın kaseti ortada yokken, 8 ay önce İsveç'te bir enstitü rapor yayınladı. Deniz Baykal'ı kaset ile istifaya zorlayıp yerine Kemal Kılıçdaroğlu getirilmezse AKP, PKK açılımı yapamaz, yapsa da başarılı olamaz.
Mutlak Butlan Kılıçdaroğlu'nun bu görevini tamamlamak içindir ama CHP'yi değil AKP'yi dağıtacak.
#SONDAKİKA
Kerkük'ü Türkler yönetecek!
Kerkük İl Meclisinde yapılan seçim sonucunda Kerkük Valisi, Türk milliyetçisi Irak Türkmen Cephesi Genel Başkanı Mehmet Seman Ağa oldu.
Yüz yıl sonra Kerkük'ü tekrardan Türkler yönetecek.
TÜVTÜRK Gerçeği.
Araç muayene istasyonları gibi kritik sistemleri yabancı firmalar işletebiliyorsa, yerli firmalar ya da devlet işletemiyormu?
Tüvtürk kuruluş yapısına göre hisse oranları şu şekildedir:
➖Doğuş Holding (Türkiye): %33
➖TÜV SÜD AG (Almanya): %33
➖Bridgepoint Capital (İngiltere): %34
Yani bu sistemin üçte ikisi yabancı sermayenin kontrolündedir.
TÜVTÜRK sisteminde yalnızca Doğuş Holding yerli sermayedir ve onunda merkezi artık Amerikadır.
➖Ortaklığın diğer paydaşları Alman TÜVSÜD AG ve İngiliz Bridgepoint Capital’dir.
2024 yılı itibarıyla TÜVTÜRK’ün yıllık cirosu yaklaşık 19.6 milyar TL olarak açıklanmıştır.
📌Bu kazançtan pay alan yabancı ortaklar, her yıl kar paylarını temettü olarak kendi ülkelerine yurt dışına aktarmaktadır.
Yani bizden aldıklarını Almanya ve İngiltere'ye taşımaktadırlar.
Yerli ve milli denilen ne varsa gayri milli ve tam bir aldatmaca olmuştur.
Sonuç olarak;
Tüvtürk'ün kazancı kasamızda değil, yabancı hesaplarda birikmektedir.
Vatandaşın her araç muayenesinde ödediği ücretin önemli bir kısmı Türkiye dışına çıkmaktadır.
Devlet veya yerli firmalar işletiyor olsaydı bu kazançlar ülkemizde kalacaktı.
📌Çok önemli bir husus daha var.
En can alıcı kısmı da budur.
➖Mevcut işletmenin sözleşmesi 2027’de sona erecektir.
✔️Yapılan yeni ihalede, muayene istasyonlarının işletme hakkı MOI Ortak Girişim Grubu adlı yeni bir uluslararası konsorsiyuma verilmiştir.
✔️Bu grupta İsveç merkezli Opus Group AB, Arjantinli VTV Norte SA ve İspanyol Itversia Gestion S.L. gibi yabancı şirketler yer almaktadır.
✔️Yani 2027’den sonra sistem, daha da küresel bir yapıya devredilecektir.
📌Bu asla kabul edilemez.
Araç muayene istasyonları, kazandıklarını bu ülkede tutacak şirketlere verilmeli ve MOI'ye verilen ihale iptal edilmelidir.
Gerçek ortada:
➖Yerli görünen ama gelirini dışarıya taşıyan bir sistem yıllarıdır çalışıyor, sizlerde bu ülkenin kaynakları nerede kardeşim diye ver yansın ediyorsunuz ama asla sorgulamıyorsunuz.
Kim bu şirketler...
@maranki
Bunlar için Türkiye dar-ül harp,
kazandıkları her şey de savaş ganimeti.
Ülkeyi düşman toprağı, yaptıklarını da cihat olarak gördüklerinden, kazanmak için yapılan her şey normal bunlar için!
Çünkü savaş hiledir ve kazanmak için her yol mübahtır bu kafaya göre!
Ülke düşman işgali altındadır maalesef!..
Fethullah Gülen'in en büyük arzusu Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılmasıydı!
Hatta bunun için Fener Rum Patriği ile anlaşmışlardı!
FETÖ'nün bıraktığı yerden görevi devralanlar var!
- 1998’de Başbakan Mesut Yılmaz’ı ağırladım
- O dönemlerde ilişkilerimiz böyle değildi çok iyiydi
- Ondan bir taş tablet istedim
- O da bana ‘Bir belediye başkanı (RTE) var ve başını çektiği İslamcı bir siyaset’ dedi
- O nedenle veremeyeceğini yoksa onu sinirlendirceğini söyledi
- Erdoğan bak işte şimdi Kudüs‘teyim burası bizim şehrimiz
* Binyamin Netanyahu
AKP’nin vatandaşın dikkatinden kaçırmaya çalıştığı gerçekler-37!
AKP tarzı Yap-İşlet-Devret modeliyle yapılan Zafer Havalimanı’ndaki büyük soygunun 2025 yılı anatomisini ortaya çıkardık.
2025’in ilk 8 ayında⬇️
Garanti edilen giden yolcu sayısı:
878.489
Gerçekleşen giden yolcu sayısı:
25.137
Hata payı:
% 97,13
Hazinenin şirkete yapacağı garanti ödemesi: 4.502.102 Euro
Güncel kurla 220 Milyon Lira❗️
Bunun adı Hazineyi hortumlamaktır!
Kaynak: Sayıştay, DHMİ resmi istatistikleri⬇️
Suriye'deki militanlara silah götüren MİT TIR'ları Savcı ve polislerce durdurulalı 11,6 yıl,
MİT TIR'larına operasyon yapan savcı, polis ve kamu görevlilerine operasyon yapılalı 10,6 yıl
MİT TIR'larının perde arkasını Can Dündar ve Erdem Gül ortaya çıkaralı 10,3 yıl,
Cem Küçük, Mit tırları yakalanınca, CIA başkanın Ankara’yı arayıp fırça attığını itiraf edeli 3,7 yıl
Bu sevkiyatı organize eden dönemin Devlet yetkililerinin uluslararası suça bulaştığı anlaşılalı bir kaç saat oldu.
Kendisi, eşi, akrabası, dostu kanser tedavisi gören,
Annesi, babası, kardeşi, yakını diyaliz tedavisi gören,
Böbrek, karaciğer, kalp nakli olan,
Kısırlık tedavisi gören veya “sağlığım yerinde” diyen herkes…
Bu haber hepimizi yakından ilgilendiriyor!
Türkiye’de büyük bir skandal ortaya çıktı:
5 milyon adet sahte ilaç ele geçirildi!
Üretim yapılan imalathaneye baskın düzenlendi, milyonlarca hayatı tehlikeye atan ilaçlar deşifre edildi!
👉 Tüm ayrıntılar bu akşam saat 21:00’de
#OnlarTV canlı yayınında!
*FALİH RIFKI ATAY 30 AĞUSTOS’U ANLATIYOR*
“... Gazeteye geldiğim vakit, Anadolu'nun birdenbire kapandığını söylediler. İstanbul ve Türkiye'nin işgal altındaki köyleriyle, memleketin öbür kısmı arasında hiçbir temas yapmaya imkân yoktu. Aradan 30 yıl geçti. O sabahki heyecanımın şimdi bile gönlümü ürperttiğini duyuyorum.
– Acaba Yunanlılar mı taarruza geçtiler?
– Belki de bizimkiler...
Tarihte hiçbir perde bu kadar ağır bir kader sırrı üstüne inmemiştir. Ne Rumca ne Ermenice gazetelerde ne İngiliz veya Fransız ağzı konuşanların sözlerinde merak giderici bir yayıntı bile yoktu.
– Canım, biz taarruz edebilir miyiz? Daha geçenlerde Fethi Bey mütareke aramak için
Londra'ya gitti. Ummam ki böyle bir delilik yapalım.
– İhtimal ne cepheyi ve ne de cephe gerisini tutamaz hâle geldikleri için bir son çare aramışlardır.
Hepimiz Mustafa Kemal’in dehâsına inanırdık. Onun her şeyi, vara olduğu kadar, yoka da çevirecek bir zar atamayacağını biliyorduk.
Fakat nasıl haber almalı idi? Bütün günümüz, âdeta merak sancısı içinde geçti. Yalnız yemekten değil, düşünmekten kesilmiştik. Zırhlıları ile, tümenleri ve alayları ile Birinci Dünya Harbi düşmanlarının zaferi, hâlâ İstanbul'un sularında ve sokaklarında idi. Bir tek umut, bir avuç askerde ve Mustafa Kemal denen bir isimdedir. Kapkara perdenin arkasında yalnız onların yaklaşıp uzaklaşan hayaletlerini sezinliyoruz.
Nihayet Rumca gazetelerde ilk rivayetler çıktı, taarruza biz geçmiştik ve başımızı Yunan ordusunun çelik kayasına boş yere çarpıp duruyorduk.
Türk ordusunun bir taarruz savaşına giremeyeceği fikri, bizim kuşağımız için değişmez gerçeklerden biri idi. Ordumuzun kahramanlığına bel bağlardık, fakat onun ancak dayanma mucizeleri verebileceğini sanırdık. Onun son destanları 1877 Harbinde Plevne, 1912 Harbinde Edirne, sonra da Çanakkale idi. Rumca gazetelerin haberi ile merakımız biraz azalsa bile, kaygımız ateş gibi yanıyordu.
Zaman geçtikçe umutsuzluğumuz arttı. Havadis duyurmakta Beyoğlu gazeteleriyle yarış eden ve üst üste kasabalar alındığı rivayetlerini uyduran bir Türkçe sürüm gazetesine kızıyorduk.
– Taarruz sökmüş olsa, bir tebliğ verirlerdi. Durduk mu, geriledik mi? Ah, hiç olmazsa bir iki kasaba alsak da öyle dursak.
Bir iki kasaba alıp durmayı nimet saymaya başlamıştık. Az da olsa bir başarıyı, halk güvenini artırma yolunda kullanmak kolaydır. Bu, bir edebiyat işidir. Fakat ya hiçbir şey yapamadıksa
ya geriledikse?
Mustafa Kemal’e kızanlar ağızlarını açmışlardı bile...
Akşamüstü gene beynimizin içinde aynı burgu, kalbimizin içinde aynı ağrı Büyükada’ya gidiyordum. Aydınlık, ferah bir Ağustos akşamı. Köpüklü, uyanık ve neşeli bir deniz. Güverte, tıka basa dolu...
Türkçe konuşmayanlarda, birbirinin sözünü kapan bir sevinç var. Sadece bu sevinç, bizi yıkmaya yeterdi. ‘Ne olmuştu?’ diye sormaktan korkuyorduk.
Bir fena şey vardı. Kimseye bir şey sormaksızın onu zihnimizde hafifletmeye uğraşıyorduk. İhtimal durmuştuk. Belki de bir iki noktada gerilemiştik. Ordu bozulmamışsa bundan ne çıkardı? Yunanlılar da artık bitkin bir halde değil mi idiler? Aşağı yukarı bir uzlaşma yapabilirdik. Bu da elbette Sevr Antlaşması’ndan daha iyi olurdu.
Fakat içimizdeki sorunun, kimseden aramaya cesaret edemediğimiz cevabı kendiliğinden yayılıverdi: Başkomutan Mustafa Kemal Paşa bütün karargâhı ile beraber esir olmuş...
“Keder insanları öldürmez” derlerse, bu söze inanınız. Kalp denen şeyin ne dayanıklı bir maddeden yapılmış olduğunu ben, o akşamüstü Büyükada vapurunun güvertesinde öğrendim.
Türkleri Büyükada Yat Kulübü’nden kovmuşlardı. Yalnız bir iki sırnaşık, yolunu bularak içlerine sokulabilmişlerdi. Bunlar, o akşam cezalarını çekmişlerdir. Çünkü kulüpte, Mustafa
Kemal’in esir olması şerefine kulübün bütün şampanyaları patlıyor ve Türkler de dağıtılan kadehleri içmeye zorlanıyordu.
Anıtkabir'de "Recep Tayyip Erdoğan" sloganlarının atıldığı grubun arasında olduğu söyleyen vatandaş:
"Otobüsle geldik. AK Parti'nin kadın kollarının mahalle temsilciyiz, onların servisiyle geldik."
Konuşmayı duyan bir şahıs: "Niye konuşuyorsun?"
🔗 ANKA
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde;
Belediye Başkanlığı maaşına ilave olarak aynı anda 7 ayrı şirketten daha huzur hakkı aldığını tespit ettik.
Her ay toplam 8 maaş!
AK Parti’nin vatandaşın dikkatinden kaçırmaya çalıştığı gerçekler-35!
AK Parti tarzı Yap-İşlet-Devret modeliyle yapılan karayolu projelerinde;
Tutturulamayan araç geçiş garantileri nedeniyle Hazine’de açılan kara deliğin boyutunu tespit ettik.
2025'in ilk 6 ayında⬇️
Hazinenin görevli şirketlere yaptığı garanti ödemesi: 42.732.574.071 TL
42 Milyar 732 Milyon Lira!
Bunun adı mega soygundur!
Kaynak: KGM 2025 Mali Durum ve Beklentiler Raporu Sayfa 93 ⬇️
Bu kimin aklına gelirdi ki, elektrik santralini ayrı özelleştir, Dağıtım şirketini ayrı özelleştir. Elektrik santralinden elektriği pahalıya alıp, dağıtım şirketine ucuza satıp, aradaki farkı halkın cebinden şirkete aktarmak.
Yol yapıp, geçiş ücretinden daha fazla ücreti şirkete garanti Edip, aradaki farkı bütçeden ödemek
Bir de yetmez gibi faturanızın bir kısmını, geçiş ücretindeki farkı bütçeden biz ödüyoruz diye siyasi propaganda yapmak.
Osmangazi Köprüsü’nden geçenden 795 TL alınıyor ancak şirket garanti edilen 2183 TL aradaki fark bütçeden ödeniyor. Garanti edilen araç sayısı tamamlanmazsa toplam 2183 TL’nin tamamı bütçeden ödeniyor. Bir köprünün geçiş ücretini 2183 TL yap, bu parayı şirkete tıkır tıkır öde, ne dert ediyorsunuz ben hazineden ödüyorum ya demezler mi? Hazindeki para kimin