Fatih Altaylı’dan Sergen Yalçın’a:
“Dingildeyen Futbol Federasyonu, Türk futbolunun başına Sergen Yalçın’ı getirdi.
Güldüm. Böyle başa böyle tarak.
Kumarbaz, at yarışı oyuncusu, tembel, ilgisiz, bilgisiz, futbolcuların adını dahi hatırlamayan, ligleri izlemediği çok belli birisi Milli Takımlar Teknik Direktörü oldu.
Bana göre Sergen Yalçın Türk futbolunun gelmiş geçmiş en büyük yeteneğidir.
Zidaneler, Platiniler, Hagiler ayarında bir futbolcuydu. Maradona ve Messi’den bir tık aşağıdaydı belki ama büyük topçuydu.
Ama o zaman da lagar, o zaman da umursamaz bir adamdı.
Bunu teknik direktörlüğünde de sürdürdü.
Futboldaki yeteneği ile çok yukarılara çıkabilecekken o durumu idare etti, bu tavrını teknik direktörlükte de sürdürdü.
Sıfır disiplin ile teknik direktörlük yapmaya çalıştı ve kendi camiasında bile “Yeter ama” dedirtti.
Ve şimdi milli takımın başında.
Bir yandan tam ona göre, tembel işi. Yılda üç beş maç. Bol kazanç.
Ama artık futbol öyle bir şey değil. Bilgi akışı, istatistik, veri değerlendirme, ekip çalışması.
Bunların hiçbirinin Sergen’de olduğunu zannetmiyorum.
Ama böyle başa böyle tarak. Böyle federasyona böyle teknik direktör.
Bir anlamda tencere kapak.”
Berlin’de yaşayan bir kadın, ofisteki bir gününü paylaştı:
• Berlin'de 09.00-18.00 çalışan ve İspanyol sevgilisiyle yaşayan 28 yaşındaki birinin ofis gününe davetlisiniz.
• Biz ikimiz de haftanın sadece bir günden ofisten çalışıyoruz ve aynı güne denk getiriyoruz onu.
• Bana evden sevgilimle beraber hazırlayıp çıkmanın inanılmaz iyi gelen bir yanı var.
• 4 senedir burada yaşadığım için metroda kimseyle göz göze gelmemeyi öğrendim. Ofise varır varmaz etrafındakilerim ve benim sağlığım için kahve yapıyorum direkt.
• Keşke size tüm gün ofiste salınırken bir şeyler çekebilseydim. Ama benim işim o kadar yoğun ki bir kruvasan ve kahveyle öğle yemeğine kadar afedersiniz it gibi çalışıyorum.
• Ofisim de aynı durumda. Neyse ki Berlin bize bir kıyak geçti ve hava aşırı güzel.
• O yüzden en yakındaki parka gidip orada yedik öğle yemeğimizi.
• E tabii rahat rahat dedikodu yapmanın da payı vardı bu kararda.
• Ofise döndükten sonra kahve yapmadan işe başlamanın pişmanlığıyla yüzleşip kararıma telafi etmeye karar veriyorum.
• Çünkü bir 4 saat daha kendimden 20 yaş büyük insanlara kararlarımı kabul ettirebilmek için savaşmam gerekiyor. Hem de ana dilimde bile değil.
• Neyse, bir saatlik durum değerlendirmesi yetmediği için ofis bestimle akşam yemeğine gideceğiz.
• Window shopping yaparak gidiyoruz. Çünkü Berlin'deki bazı mağazalara bayılıyorum ve gün sonu.
Ümit Özdağ: “Murat Ağırel tutuklandı. Neden?
Kendisine gelen belgeleri, belgelerin muhatabı olduğu iddia edilen Sarıgül ailesinin babası Mustafa Sarıgül’e doğruluk derecesini öğrenmek için sormuş.
Ve belki inanmadığı, belki araştırması devam ettiği için haber yapmamış. Tutuklandı.
Düşman ceza hukuku budur. Allah yardımcın olsun Murat.”
Erkan Petekkaya:
▬ Ben her zaman kendi arabamla sete giderdim ama kaza yapıp geç kalınca 'Beni siz alın' dedim, prodüksiyon almaya başladı.
▬ Bir gün çocuk uyuya kalmış, beni 2,5 saat geç aldı. Bizim sette 10 dakika kıymetlidir, ben de çok disiplinli herifimdir, ezberim şaşmaz.
▬ Set 2,5 saat beni bekledi; çocuğu işten kovmasınlar diye suçu üstlenip 'Ben uyuya kaldım' dedim. Herkes benim suçum zannetti.
▬ Aradan 2-3 yıl geçti, arkadaş ortamında hoparlörü açıp çocuğu aradım; 'Oğlum hatırlıyor musun?' dedim, 'Yok, sen geç kaldın' dedi bana.
5 aydır yaptığı görevinden ayrılan SPK Başkanı Mahmut Sütcü, fiilen çalışmayacak olmasına rağmen yeni iş bulana kadar 2 yıl daha kurumdan maaş almaya devam edecek. (Sözcü - Leyla Akdoğan)
Bir şahıs, iffetini korumak için yüzüne dışkısını süren adamın hikayesini anlattı:
• Bir tane genç bir çocuk var pazarda ama pazarın en yakışıklısı.
• Yani bir yüzü var, bir güzelliği var. Böyle etrafına nur saçıyor. Bir tane böyle yaşlı bir teyze geldi.
• “Oğlum şu kumaştan, bana bir top sar. Şu kumaştan bir tane sar. Şu kumaştan da bana bir tane sar" dedi.
• Sonra kadın “Ben bunları taşıyamam. Sen bunları benim arkamdan getir" dedi.
• Adam “Tamam” dedi. Düştü kadının peşine. Kadınla gittiler.
• Kadın eve girdi. Çocuk içeriye girdi. Tam böyle adam içeriye girdi.
• Kapıyı kapattı. Kitledi. Kadın örtüyü bir çıkardı. Orta yaşlı bir kadın. Yaşlı bir kadın değil.
• "Benimle zina yapmadan buradan çıkamazsın. Yıllardır o pazara geliyorum ve seni görüyorum. Ben seni istiyorum" dedi.
• Adam "Yapma. Allah'tan kork be kadın. Olur mu öyle şey? Bu haramdır. Allah yasak kılınmıştır. Sen bu evden bana sahip olmadan çıkamazsın. Hadi yatağa. Ben her şeyi hazırlamışım. Yıllardır ben bu anı bekliyorum" dedi.
• Adam ne dediyse yok, ikna edemedi. Kadın kudurmuş. İlla bu iş olacak. Dedi ki, "O zaman bana bir müsaade et. Biraz heyecanlandım. Şu elimi yüzümü yıkayayım da öyle geleyim bari" dedi.
• Adam tuvalete girdi, 5 dakika sonra bir çıktı, kadın bastı çığlığı. “Deli, manyak, defol. Yıkıl evimden. Çık şuradan çık, manyak. Sapık” dedi. "Ne olduya? Beni istemiyor musun?" diye sorunca “Yok yok defol” dedi.
• Adam namusuna, iffetine, şerefine o kadar düşkün ki büyük tuvaletini gidiyor yapıyor. Eline alıyor, yüzüne sürüyor. Öyle çıkıyor.
• Namusa, iffete, şerefe bak ya.
Bir sosyal medya içerik üreticisi, bazı giyim markalarının kıyafet etiketlerine neden “yalnızca kuru temizleme” uyarısı koyduğunu anlattı.
İçerik üreticisi, bazı markaların bu uyarıyı kullanarak kıyafetlerin yıkama sırasında zarar görmesi durumunda sorumluluğu tüketiciye yüklemeye çalışabildiğini öne sürdü.
Kalitesiz kumaşların, hatalı dikişlerin ve düşük üretim standartlarının normal yıkama sırasında çekme, renk solması ve şekil bozukluğu gibi sorunlara yol açabileceğini belirtti.
Kuru temizleme uyarısının, tüketicilerin ürünleri evde yıkamasını engelleyerek markaların olası şikâyetlerden kaçınmasına yardımcı olabileceğini savundu.
Ancak her kuru temizleme uyarısının kalitesiz üretim anlamına gelmediğini, ipek, yün ve bazı hassas kumaşların gerçekten özel bakım gerektirdiğini de vurguladı.
Asıl meselenin, markaların ürünlerinin kalitesinden sorumlu olmak yerine olası sorunların yükünü tüketiciye bırakıp bırakmadığı olduğunu ifade etti.
Bir içerik üreticisi, dejavu hissinin tam tersi olarak bilinen ve “jamais vu” adı verilen ilginç bir durumu anlattı.
Jamais vu, kişinin daha önce defalarca gördüğü veya deneyimlediği bir şeyi aniden yabancıymış, sanki ilk kez karşılaşıyormuş gibi hissetmesi olarak tanımlanıyor.
Örneğin, her gün kullandığınız bir kelimeye uzun süre baktığınızda o kelimenin bir anda anlamsız gelmesi ya da yıllardır yaşadığınız mahallede yürürken çevrenizi ilk kez görüyormuş gibi hissetmeniz bu duruma örnek gösteriliyor.
Fransızcada “hiç görülmemiş” anlamına gelen jamais vu, hafıza ile aşinalık hissi arasındaki geçici bir kopuklukla ilişkilendiriliyor.
Yorgunluk, stres ve zihinsel yoğunluk gibi durumlarda ortaya çıkabilen bu hissin sık tekrarlanması veya başka belirtilerle birlikte görülmesi hâlinde tıbbi değerlendirme öneriliyor.
Bir kadın, çöpten yemek toplayan şahsın aslında yanında getirdiği yemeği yediğini öğrenince yaşadığı hayal kırıklığını paylaştı:
• Geçen gün Kadıköy'de şöyle bir abla gördüm. O kadar üzüldüm, o kadar ağladım ki, yemek aldım, para falan verdim.
• Sonra oradaki esnaftan öğreniyorum ki meğersem o kadının taktiğiymiş bu.
• Hep orada öyle duruyormuş, açıyormuş yalandan. Poşettekiler de temizmiş.
• Açıyormuş, öyle çöp kenarında yiyormuş ki insanlar para versin diye.
• Şok oldum. Abla sen benim duygumla oynadın. Sen beni o kadar üzdün ki tüm günün mahvoldu.
Azerbaycan’dan gelen bir kadın, Türkiye’ye olan sevgisini paylaştı:
- Merhaba, hangi ülkeden geldiniz?
+ Azerbaycan. Can Azerbaycan.
- Peki efendim, İstanbul'u beğendiniz mi?
+ Çok severim.
- İstanbul'un en çok neresini seviyorsunuz?
+ Türkiye olsun da yeterli.
- Ciddi misiniz? Nasıl kardeş olarak görüyor musunuz Türkleri?
+ Görmüyoruz, zaten kardeşiz. İnsan kardeş olduğu birine "Görüyorum" demez; kardeşidir zaten.
Karabağ Savaşı’nda bize verdiğiniz desteği hiçbir zaman unutmayacağız!
Hindistan'da beyaz yakalı olarak çalışan genç, bir iş gününü paylaştı:
• Kıyafetleri perdeye asıp ütülüyorum, çok daha kolay oluyor.
• Burada yatan amcayı birkaç gündür görmüyorum. Umarım iyidir, sanıyorum yorumlarınızla kaçırdınız.
• Gelen yorumlardan sonra bugün siyah ve yakasız bir parça tercih ettim. Bugün elektronik cihazların ve taşıtların kutlandığı bir günmüş, o yüzden bütün iş yerlerinde bu tarz süslemeler var.
• Güne yorumlarınızı okuyarak başlıyorum. Biraz çalıştıktan sonra öğle arası saate geliyor.
• Ben yine bu yemekten yiyorum, bu burada en sevdiğim yemek çünkü bizim mercimeğe benziyor.
• Yemekten sonra şirketin benden istediği videoları çekiyorum.
• Daha sonra ikinci mola vaktimiz geliyor. Bu molada genelde çay içip sohbet ederek rahatlıyoruz.
• Burada çaylar bu doğada çözünebilir bardaklarda satılıyor. Böylece istediğiniz yere atabiliyorsunuz, ben Türkiye'de hiç görmedim, bence hemen gelmesi gerek.
• Hepimizin doğayı koruması gerekiyor. Biraz daha çalıştıktan sonra çıkış saatimizin geldiğini fark ettik.
• Kutlama için süslemeler tamamlanmış, ben de otoparkta dans edildiğini görünce dayanamadım.
Bir adam, kendisini ülkeye bağlayan herhangi bir mal varlığı olmadığı için savaş çıkarsa kaçacağını paylaştı:
• Yarın bir gün bir savaş çıksa ben savaşmam, kaçarım. Kaçarım abi.
• Yani ben ev sahiplerinin evini korumak için, araba sahiplerinin arabalarını korumak için, arsa sahiplerinin arsalarını korumak için ölemem.
• Benim bu ülkede bir avuç dahi toprağım yok, hiçbir şeyim yok. Yani ben kendim bildim bileli kiracıyım.
• Neyini savunacağım ki yani? Neyi, kimin için yani? Yok ya, kaçarım yani mümkünse eğer. Kaçarım veya teslim olurum.
• Teslim olmak gibi bir seçenek varsa teslim olurum. Yani belki bu söylediğim şeyler size çok aykırı.
• "Hadi ya korkak! İnsan vatanı için yaşar, vatanı için ölür" diyebilirsiniz.
• Hayır, ben pragmatistim bu konuda. Ben bu dünyada yaşayan herhangi bir canlı türünden biriyim.
• Yani öyle bir şey yapamam. Kaçabiliyorsam kaçarım. Benim asli amacım zaten hayatta kalmak, tıpkı diğer canlı türleri gibi.
• Ben işte hiçbir ideoloji uğruna, hiçbir şey uğruna ben ölmem. Hayır, ben sadece kendi uğruma ölürüm.
• Yani benim ölmeye değer bir şeyim varsa bu hayatta, mesela kedim için ölürüm. Mesela kedilerim var, çok tatlı. Onlar için ölürüm ama onun dışında yok.
Gittiği iş görüşmesinin şartlarını paylaşan kadın:
• İş görüşmesinden geldim. Hayatımın en kötü görüşmesiydi. Yani böyle şoklar içerisinde çıktım. Size hemen şartlardan bahsediyorum.
• "28 bin TL maaş, 2 bin TL de yol parası vereceğim" dedi. Bu arada hiçbir yerde yol parası 2 bin TL tutmuyor.
• Neyse, yemek yok. Hangi gün izin kullanacağım belli değil. Haftada 63-64 saat çalışacaksın toplamda.
• Bir de bu 30 bin TL bir yıllık. "Ocakta asgari ücret zam yapıldı veya yapılmadı, haberleri boşuna takip etme" diyor.
• Bir de kendisini acındırıyor işte "Bizim de işler çok iyi gitse de versek keşke" falan yapıyor.
• Abi sen utanmıyoe musun? Lisans mezunu, geçmişte hep yöneticilik deneyimi olan bir insanı çağırıp 30 bin TL teklif etmeye sen utanmıyorken yüksek maaş istemekten ben mi utanacağım?
• Allah iş arayan herkesin yardımcısı olsun. Çok kötü piyasa, çok kötü.
Bir anne, ergen oğlunun kendine attığı iftirayı anlattı:
“11 yaşındaki oğlumun ayağında doku zedelenmesi olduğu için bir haftalık alçıya aldılar. Günlerdir evde rahatça geziyor.
Sınavı olduğu için bugün okula gidecekti. Sabah uyandı ‘Çok kötüyüm, bacağım ağrıyor’ diye ağlamaya başladı.
‘Günlerdir hiçbir şeyin yoktu’ diye yüksek sesle söylenince yerlere yatıp ‘Vurma, bana bağırma, dövme beni’ diye çığlık çığlığa bağırıp ağlamaya başladı.
Ben ‘Yapma, sus’ dedikçe ‘Beni dövüyorsun. Bunu herkese anlatacağım. Senden nefret ediyorum’ diyerek devam etti.
Nasıl bir ergenlik bu ben gerçekten anlamıyorum.”
Amerika’da yaşayan bir kadın, Türklerin psikolojik ve fizyolojik olarak fakir olduğunu iddia etti:
• Arkadaşlar, Amerika'ya geldiğimden beri yüzleştiğim bir gerçek var.
• Biz gerçekten psikolojik ve fizyolojik olarak fakiriz.
• İki gündür Carolina’dayım. Burada konaklamak için Airbnb'den bir ev kiraladım.
• Tabii ki kiralarken dikkat ettiğim şey uygun fiyatlı olmasıydı.
• Yani ben şu anda aslında ortalama insanların yaşadığı bir mahallede yaşıyorum. Çok da güzel, tatlı bir yer.
• Yemyeşil, doğanın içerisinde, yani yatay mimarinin hakim olduğu bir bölge öyle söyleyeyim.
• Ben de şu şekilde tek katlı bir binada kaldım ve bakın, adam hemen köşede teknesini park etmiş.
• Ya şaka mı bu? Gerçekten teknesini park etmiş. Yani neden psikolojik fakiriz biliyor musunuz?
• Çünkü ben mesela köyde büyüdüm ve büyüdüğüm yerde çok güzel bir baraj gölü vardı ama bizim köyde hala tekne yok. Yani hiç kimsenin teknesi yok.
• Fizyolojik fakirlik de şöyle oluyor: Şimdi burası ortalama insanların yaşadığı yerler. Zaten şu evde Latinler yaşıyordu, dün İspanyolca konuşuyorlardı.
• Ama insanların kapısının önündeki arabalara bakıyorum. Şu arabaların Türkiye fiyatını düşündüğünüzde, alım gücünü endekslediğinizde zaten belli bir zümreye ait oluyor.
• Yani herkes için erişim imkanı olmuyor. İşte bu da fizyolojik fakirlik.
• Ha, burada kötü şeyler yok mu? Tabii ki var, bu dünyanın her yerinde var. Ama konuştuğum şey ortalama insanların, yani çabalayıp emek veren insanların emeğinin karşılığında sahip olduğu alım gücü.
• Tekneye doğru da geldim, evime doğru da tekrar gideyim.
• Hazırlanıp yola çıkmam lazım. Sonra ben bunları konuşunca bana "Sen de Amerikan hayranı oldun, Amerika'yı övüyorsun, hiç kötü şeyler söylemiyorsun” diyorlar.
• Yok! Girin bakın sayfama, eleştirdiğim şeyler de var, olumsuz şeyler de var. Oturup evsizlerle fotoğraf, video çeken insanım ben ya.
• Gerçekten yüzleşin. Yüzleşin artık, şu gerçekliğinizle yüzleşin. Bak, çok kötü sömürülüyorsunuz.
• Daha ne diyeyim ya?
Bir genç kadın, gittiği iş görüşmesindeki çalışma şartlarına isyan etti:
• Şimdi iş görüşmesine geldim. Üç tane aktarmayla geldim.
• Abi telefonda bilgi vermiyorsunuz. Bu patronların derdi ne ya? Bir de iş görüşmesine gidiyoruz; bön bön tipimize, üstümüze başımıza bakıyorsun.
• Kardeşim çalıştıracak eleman mı arıyorsun, arkadaş mı arıyorsun ya? Derdin ne?
• Sabah yedi, akşam yedi çalıştıracak. Hafta sonu da çalıştırıyor, bir de 28 bin TL maaş veriyor.
• Köle tutsam daha fazla para veririm ya! Ayrıca bunun bilgisini neden telefonda vermiyorsunuz?
• Bizi buraya kadar getiriyorsunuz, yoruyorsunuz.