Alman Wittman abla, Türkiye'deki para baronlarının bütün belgelerini patlattı. Üstelik internete yükledi.
Belgeler arasında beraber seyahat yapacağız. Devletin bulamadığı(!) belgeleri bulduracağız.
Fatma Betül Sayan'dan iktidar ve sarayın dibindeki isimlere kadar Fon Vurgununda yeni bağlantılar, yeni detaylar.
https://t.co/br6iDjThK9
HIRSIZLAR MEMLEKETİ ELE GEÇİRMİŞ!
📌 "80 Milyon Çevir Çevir Soyuluyor": Kurulan bu sistemin 80 milyonluk halkı sürekli bir döngü içerisinde soymaya devam ettiğini ifade etti.
#CevheriGüven#Ekonomi#Gündem#Haber#sondakika
Sayfanız kirlenmez hanımlar & beyler…
📢 Lütfen bir RT yapın.
Sesimizin ulaşması gereken yerlere ulaşması için sadece 1 RT istiyoruz.
Sizin için 2 saniye…
Sonra kaydırıp geçeceksiniz.
Ama biz…
Biz her gün aynı acıyla yaşıyoruz.
Siz belki aynı fotoğrafları görmekten sıkılıyorsunuz.
Ama biz, sevdiklerimizin bir parçasına, bir toprağına, bir mezarına hasretiz…
Ve ömrümüzün sonuna kadar bekleyeceğiz.
#depremkayıplarınerede
Bir yatırımcı düşünün…
Elinde 1 milyon lirası var.
Bir gün TERA hissesine giriyor.
Hisse yükseliyor.
Biraz daha yükseliyor.
Sonra biraz daha…
Derken ekranda gördüğü rakam inanılmaz bir noktaya geliyor:
1 milyon TL, yaklaşık 21 milyon TL olmuş.
%2.099 getiri…
Bakınız, %2.099!
Bir insanın yıllarca çalışarak belki de hayatı boyunca biriktiremeyeceği bir para.
Ayda 50-60 bin TL maaşla çalışan birinin karşısında duran rakam artık sadece bir yatırım getirisi değil; hayatını değiştirebilecek bir servet.
Ev alınabilir.
Borçlar kapatılabilir.
Çocukların geleceği hazırlanabilir.
Belki çalışmayı bile bırakabilir.
Belki gerçekten emekli olabilir.
Ama insan zihninin garip bir tarafı vardır.
Kazandığına değil, daha ne kadar kazanabileceğine bakmaya başlar.
21 milyon TL artık ona büyük gelmemeye başlar.
Çünkü kafasında yeni bir hedef vardır:
“%10.000 olsun, öyle satarım. Sonra da emekli olurum.”
Bir zamanlar 1 milyon lirası olan adam, artık 21 milyon lirayı yeterli görmemektedir.
Çünkü açgözlülük paranın miktarıyla ilgili değildir.
İnsan zihninin sürekli “biraz daha” diyebilmesiyle ilgilidir.
Sonra gün gelir işler değişmeye başlar.
Fiyat geriler.
Önce önemsemez.
“Düzeltmedir.”
Biraz daha düşer.
“Buradan döner.”
Biraz daha…
“Nasıl olsa tekrar çıkar.”
Ama düşüş devam ettikçe artık hayallerin yerini endişe almaya başlar.
Bir zamanlar %10.000’i bekleyen adam şimdi telefonlara sarılır.
Birini arar:
“Ne olacak?”
Başkasını arar:
“Buradan çıkar mı?”
Bir başkasına sorar:
“Nasıl satabilirim?”
“Bekleyeyim mi?”
“Tekrar eski yerine gelir mi?”
Artık bütün gününü hisseyle ilgili bilgi arayarak geçirmeye başlar.
Bir zamanlar ekrana bakıp emeklilik hesabı yapan adam, şimdi aynı ekrana bakıp çıkış yolu arıyordur.
Ve hikâyenin en acı tarafı burada başlar.
Adamın cebinden 21 milyon TL çıkmamıştır.
Çünkü o 21 milyon TL hiçbir zaman cebine girmemiştir.
Ama zihni o parayı çoktan kendisinin kabul etmiştir.
Hayallerini ona göre kurmuştur.
Geleceğini ona göre planlamıştır.
Belki alacağı evi düşünmüştür.
Belki arabasını…
Belki artık çalışmayacağı günleri…
Bu yüzden ekrandaki rakam küçüldükçe yaşadığı acı, gerçek bir servet kaybı gibi hissettirmeye başlar.
Uyuyamaz.
Telefon sürekli elindedir.
Her fiyat hareketine bakar.
Her düşüşte kalbi biraz daha sıkışır.
Her gün yeni birilerini arar.
“Bir haber var mı?”
“Ne olacak?”
“Dönecek mi?”
Hayatın normal stresi yetmezmiş gibi bir de hiç harcamadığı, banka hesabında hiç görmediği milyonların stresini yaşamaya başlar.
Ve öyle bir noktaya gelir ki…
İnsan, eline hiçbir zaman geçmemiş bir paranın kaybının üzüntüsüyle hastanelik olur.
İşte piyasanın insana öğrettiği en pahalı derslerden biri budur:
Ekranda gördüğünüz servet ile cebinize koyduğunuz para aynı şey değildir.
Kâr etmek sadece doğru hisseyi bulmak değildir.
Kâr etmek;
nerede satacağını bilmek,
ne kadarının sana yeteceğini bilmek
ve en önemlisi,
“biraz daha” diyen açgözlülüğe nerede DUR diyeceğini bilmektir.
Çünkü bazen insan piyasada parasını kaybetmeden önce,
“YETER” deme yeteneğini kaybeder.
Ve unutmayın:
Kâğıt üzerinde herkes zengin olabilir.
Asıl servet,
masadan kalktığınızda cebinizde kalan paradır.
🗞️Borsa vurgununda çifte soygun
2.000.000.000.000 TL
AKP iktidarının “ev alma hayali” satarak borsaya çektiği yurttaşların tasfiye edilecek fonlardaki 950 milyar TL'lik (yaklaşık 20 milyar dolar) birikimi buhar oldu. Bir avuç azınlığı ihya eden sistem çöktü. 2 trilyonluk devasa enkaz kamu bankaları eliyle yine halkın sırtına yıkıldı. Hem yurttaşın tasarrufu yutuldu hem de kurtarma faturası topluma kesildi. Operasyon 2 trilyon liralık çifte soyguna dönüştü.
Erişim engeli gelen Ali İsmail Korkmaz Vakfı Alikev’i aşağıdaki hesaplardan takip edebilirsiniz.
Dayanışma yaşatır
ALİKEV’in yeni hesapları:
X: @alikevorg_
Instagram: @aliismailkorkmazvakfi_org
Hem Oxford hem de Harvard üniversitelerinden kabul alan Ahmet Cemal, eğitim hayatının hemen öncesinde lösemi ile mücadele etmek zorunda kaldı. Lösante Hastanemizde 6 ay boyunca yoğun bir tedavi gördü.
Şimdi tedavisinin en önemli aşamalarından biri olan kemik iliği nakli için uygun donöre ihtiyaç duyuyor. Ancak uyumlu bulunan iki donör de nakilden vazgeçti.
Ahmet Cemal'in yeniden hayata tutunabilmesi için zaman çok değerli. LÖSEV Başkanı Dr. Üstün Ezer, Ahmet Cemal için donör olabilecek kişilere çağrıda bulunuyor.
Ben E. Ö. Haziran 2025'te cinsel saldırıya uğradım. Sanığın aldığı 12 yıl ceza istinafta onanmasına rağmen Yargıtay'ca tahliye edildi! Hâlâ tehdit ediliyorum, korkuyorum, ölmek istemiyorum! Bakırköy 18. Ağır Ceza'da duruşmam var 14 Ocak 2027, 09:30'da. Lütfen Sesim olun!
Demirtaş'tan süreci sarsacak çıkış
"Son beş yıldır ben ona emanettim, o bana emanetti. Salı sabahı buradan çıkacak, akşamına da Diyarbakır Havaalanında olacak. Artık size emanettir.
Hapishanenin beton duvarına asılı iki karışlık televizyon açık. Selçuk Mızraklı ile masada oturuyoruz, Hoca’nın önünde her zamanki gibi bulmaca var. Gözlükleri, kırlaşmış saçı ve bıyığıyla Einstein’ı andırıyor. Atomu parçalamadı ama sabrıyla, iradesiyle yedi yılda beton duvarları “çatlattı”.
Bu defaki bulmaca bir hayli zor olsa gerek, Hoca içinden çıkmaya çalışıyor. Epey düşündükten sonra buluyor, soldan sağa dokuz harfli “kardeşlik”miş. “Sorusu neydi?” diyorum. “Sorusu cevabından daha zor.” diyor. MGK kararıyla yürürlüğe gireceği zannedilen yıpratılmış, örselenmiş, içi boşaltılmış, kollektif duygu durumu. “Zormuş.” diyorum.
Dr. Adnan Selçuk Mızraklı 63 yaşında, Diyarbakır’ın yüreği sevgiyle dolu genel cerrahı. Sadece dört ay belediye başkanlığı yapabildi. Sonrasında suçsuz, günahsız, delilsiz, hukuksuz yedi yıl hapis.
Hava çok sıcak, basık, boğucu, terliyoruz habire. Bazen bu kuyunun dibinde nefes almak bile zorlaşıyor. Hoca’nın gözü bir ara televizyona takılıyor, bir süre kalıyor öyle. Neye baktığına bakıyorum.
Dört ay belediye başkanlığı yapabilmiş suçsuz, günahsız, yüreği sevgiyle dolu Diyarbakır’ın doktoru, yedi yıldır tutulduğu hücreden, 25 yıl belediye başkanlığı yapmış Ankara’nın parsel parsel günah yüklü şahsiyetinin sakız çiğneyerek adliyeye girişini izliyor.
Bulmaca giderek zorlaşıyor ama Hoca inatçı, yukarıdan aşağıya altı harfli, “adalet”. Sorusu neymiş? “Geç olsa bile gelmeyen, MGK kararıyla gelebileceği zannedilen insan onurunun mütemmim cüzü.” Zormuş gerçekten.
Şahıs az sonra elini kolunu sallayarak adliyeden çıkıyor, “Ben öyle çekirge gibi üç defa değil, 500 defa sıçradım.” diyor.“Keramet sakızda mı acaba, sen bir defa bile sıçrayamadın Hoca.” diyorum. “Yok.” diyor, “O çiğnediği sakız değil, insanlık onuru. Ben bir defa bile çiğnemedim, çiğnetmedimde.”
Dr. Adnan Selçuk Mızraklı, Diyarbakır’ın dört ay belediye başkanlığına karşı yedi yıl hapis yatmış ve cezasını tamamlayarak, “kardeşlik” henüz ona uğramadan 8 Eylül Salı günü tahliye olacak temiz yürekli bilgesi.
Son beş yıldır ben ona emanettim, o bana emanetti. Salı sabahı buradan çıkacak, akşamına da Diyarbakır Havaalanında olacak. Artık size emanettir.
İçeriden dışarıya sekiz harfli. “ÖZGÜRLÜK”. Hoca bulmacayı tamamlamak üzere.
Televizyonun sesini kısıyoruz, şahıs halen bir şeyler söylüyor. Az sonra haberlerde sürecin geldiği aşamaya ilişkin ayrıntılar verilecekmiş.
Hoca, bulmacadaki son soruyu da çözüyor. Tepeden tırnağa beş harfli: “İRADE”. “Sorusu neymiş?” diyorum. “Bunun sorusu yok” diyor Hoca, “Sadece cevabı var.”
Hoca, Salı akşamı Diyarbakır’da hayırlısıyla. Kesin, Sakızcı Memo da karşılamaya gelir. Yalnız, bizim sakızcımız çok haysiyetlidir, başkalarıyla karıştırmayın sakın.
Tû her hebî Mamoste. Her bijî. Biçe rêya te her tim vekirî be."
Selahattin Demirtaş
5 Eylül 2026