Sizden, size
İsminizi bilmiyorum. Kim olduğunuzu, alışkanlıklarınızı, rutinlerinizi, acılarınızı, şu an neyle veya kiminle mücadele ettiğinizi bilmiyorum ama, sizinle konuşmak isteyen biri var. Bildiğim tek şey, insan olduğunuz.
Zannediyorum bu gelecek kelimesinin tam anlamıyla isminin hakkını vermesinden kaynaklanıyor.
Yani olmamış, henüz gerçekleşmemiş; ileride olacak olan.
Hazır olsa şayet insan, buna gelecek demek yerine şimdi demek doğru olmaz mı zaten?
Gelecekten korkmak mümkün müdür?
Hayalini kurduğun, umut ettiğin, dua ettiğin gelecekten endişe etme duygusu; insani midir yoksa tamamen beynimizin bir oyunu mu?
Güzel bir gelecek hayali kurulduğunda; hazır düzen, birbirini besleyen iki insanın kurduğu sağlıklı ilişki, başarılı bir meslek hayatı, mükemmel bir ev, manzaralı kahveler gibi mesela, bazen içinizi huzur değil de korku kapladığı oluyor mu?
İnsanlığın en büyük hazinesi, kendi içinde tükenmek bilmeyen ve gücünden hiçbir şey eksilmeyen o ateş, göz nurudur. O yüzden, evet kaygılanmak ve korkmak kusursuz yaratılan kusurlarımızdan biri; yine de üretmeye ve yankılanmaya devam edelim.
Ressam resim yapar, müzisyen çalar, şair yazar; çünkü bir ses yankısını bulmalıdır. Herkes bir şeyler üretir bu hayatta. Hepimizin korktuğu şey de bu değil midir zaten? “Dünyadan göç ettiğinde, arkanda seni insanlığa hatırlatacak bir şeyler bırakma kaygısı.”
Aslında farkında değiliz belki ama, üzerinde bulunduğumuz Dünya ayak izimizi saklıyor. Bir odadan geçip gidiyoruz, ama belki kalbimizden belki ruhumuzdan birkaç parça o odada kalıyor. Eksilmiyoruz ama her odadan çıktığımızda.
Yaşamak, iyisi ve kötüsü olmadan an’da kalmak, hislerini görebilmek ve onlara kulak verebilmekmiş. Yani “miş” derken geçmiş zaman değil; tek varolan şu andan ibaretmiş. İbarettir.
Uzun zamandır kendi sesimin duymamın benden hiçbir götürüsü olmayacağını düşünüyordum. Artık kendini duyabildiğim için dış seslere, başka onaylara, diğer sevgilere ihtiyacım olmadığını hissediyordum. Arada oldukça ince bir çizgi varmış; yeni fark ettim.
maratonuymuş meğer. İnsan, kendini öğrenmeye aç bıraktığında, diğer tüm bilgileri kabul edemez; onlardan korkarmış meğer. Yaşamak, en iyisini yaşıyorum dediğin anda içine bir anda çöken ağırlıkmış meğer. En büyük iyi ki, ruhumuzla varolan en büyük “meğer”i görmekmiş.
İşte bu noktada, gündüzünüzün gecenize bağlanacağını; aynı şekilde karanlığın ise aydınlık ile kucaklaşacağını unutmayın. Önümüzdeki çelişkileri, hayatta karşılaştıklarımızı ve benliğimizi biraz düşünüp, dualizm üzerine biraz da kafa yoralım.
Benliğin yapımının malzemesi çelişkidir. Neden diye sorgulayalım mı?
Kafamızda çoğunlukla nereden geldiğini öğrenemediğimiz ve yıkması oldukça zor olan düşünceler var, hepimizin. Onların üzerine düşünmeye başladıkça kendinizi garipsediğiniz, ben buna nasıl ve ne zaman inanmaya
olamaz, çünkü birinin varlığı, diğerini yaşatır. Dostlarınızla, hayat arkadaşlarınızla, ailenizle yaşadığınız zıtlıklar; size ya bir şey öğretir ya da bir şeyi götürür. O nedenle evet, çelişkidir benliğin yapı malzemesi olan.