Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk İstiklâlini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni, bu hazineden, mahrum etmek isteyecek, dahilî ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve şeraitini, düşünmeyeceksin! Bu imkan ve şerait, çok nâmusait bir mahiyetde tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyaya emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.Bütün bu şeraitten dahi elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerini siyasî emelleriyle tevhit edebilirler. Millet fakr-u zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asîl kanda, mevcuttur!
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
Eşi hamileymiş, 12 yaşında 2 tane kızı varmış, zor zamanlar geçiriyorlarmış, bla bla...
Kuddusi Okkır can çekişirken, Yarbay Ali Tatar canına kıyarken, vatansever insanların hayatları karartılırken; keyifle zekeriya öz denilen pezevengin heykelini dikmek isteyen söylüyor bunu…
Yanlış Savaşı Seçersen…
Stoacılık…
Moda olduğu için okunan bir akım değil…
Okudukça insanın konforunu bozan bir tokat…
Çünkü bu felsefe sana şunu söylemez:
“Her şey güzel olacak…”
Tam tersine…
“Her şey kötü olabilir… sen ne yapacaksın?” diye sorar…
Marcus Aurelius bir imparator…
Ama saraydan değil, zihnin içinden konuşur:
Dışarıda olan değil…
Senin ona verdiğin tepki belirler hayatını…
Bugün herkes kontrol manyağı…
Her şeyi yönetmek istiyor…
İnsanları… olayları… sonuçları…
Sonra ne oluyor?
Bir şey ters gidince yıkım…
Epictetus köleydi…
Ama çoğu “özgür” insandan daha berrak konuştu:
“Kontrol edemediğin şeyler senin değildir.”
Net…
Sert…
Kaçış yok…
Peki biz ne yapıyoruz?
Kontrol edemediğimiz şeyler için sabah akşam senaryo yazıyoruz…
Olmamış kavganın provasını yapıyoruz…
Gelmemiş felaketin yasını tutuyoruz…
Sonra “çok yoruldum” diyoruz…
Yorulmazsın…
Yanlış savaşı seçersin…
Seneca boşuna demedi:
“İnsan, yaşadığından çok, hayal ettiğinden acı çeker…”
Bugünün en büyük sorunu şu:
İnsanlar güçlü görünmek istiyor…
Ama güçlü olmanın ne olduğunu bilmiyor…
Güç…
Her şeyi kontrol etmek değil…
Güç…
Kontrol edemediklerin karşısında dağılmamaktır…
Stoacılık sana romantik cümleler vermez…
Seni rahatlatmaz…
Seni düzeltir…
Ve en sonunda şunu bırakır önüne:
Kimse sana bir hayat borçlu değil…
Hiçbir şey garanti değil…
Ve sen…
Buna rağmen sakin kalmak zorundasın…
Çünkü gerçek güç…
Hayat istediğin gibi gitmediğinde başlar…
İşçiler direndi, işçiler kazandı!
Madenciler analarının ak sütü gibi helal olan tüm haklarını söküp aldı, bu ülkede insanca yaşayıp çalışmanın onurunu kurtardı. Birliğin, direnişin ve mücadelenin değerini bir kez daha kanıtladı. Tek tek her bir madenci arkadaşımı kutluyorum.
Bu direnişe sadece kalbini değil omzunu da veren tüm emekçi halkımız da teşekkürü hak ediyor. Elinde bir avuç lokumla, bisküviyle, tuzla, suyla, çiçekle, hiçbiri yoksa sıcacık bir sarılmayla Kurtuluş Parkı’na koşan, Ankara’da olmayıp yüreği burada atan yurttaşlarımız sınıf dayanışmasının en güzel örneklerinden birine imza attı.
Bağımsız Maden İş Sendikası’nı ve tüm yöneticilerini de tavizsiz mücadeleleri, kararlı dirençleri için tebrik ediyorum.
Bu zafer önce direnen madencinin, ardından desteğini onlardan esirgemeyen halkımızındır!
Şimdi, işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma gücünü 1 Mayıs’ta da meydanlara çıkarmak üzere çalışma vakti.
Yaşasın Türkiye işçi sınıfı!
Hepiniz ağlayarak özür dileyeceksiniz. O gün geldiğinde; affedeni, acıyanı, yargılamaktan vazgeçeni de unutmayacağız! Yok öyle “torunlarla emeklilik, hepimiz kardeşiz, kavga istemiyoruz” falan.Her şey yeni başlıyor. Bu ülkeye, insanına yaptıklarınızın hesabını vereceksiniz!
@berkaygezginn buna söylenecek tek kelime bile yok, boşuna dememişler sağdan yürü cüzdan bulursun diye, bunlar iyice abarttı artık milletin gözünün içine baka baka, pişkin bir halde bu kadar kötü nasıl olabiliyorlar
“Yaptığını yap, sevgili Lucilius: Kendin için zamanını geri kazan. Şimdiye kadar ya başkaları tarafından elinden alınan, ya senden çalınan ya da farkında olmadan kaybolan zamanı topla ve koru.
Bana inan: Zamanın bir kısmı bizden zorla alınır, bir kısmı gizlice çalınır, bir kısmı da fark edilmeden akıp gider. Ama en utanç verici kayıp, ihmalle olanıdır.
Dikkat edersen, hayatımızın büyük bölümü kötü işler yaparak, önemli bir kısmı hiçbir şey yapmayarak ve tamamı olması gerekeni yapmayarak geçer.
Bana yaşamının değerini bilen birini göster; günün kıymetini anlayan, her gün biraz öldüğünü fark eden birini göster. Çünkü yanıldığımız nokta şudur: Ölümü ileride görürüz. Oysa onun büyük bir kısmı çoktan geçmiştir; yaşadığımız hayatın geride kalan bölümü ölümün elindedir.
Öyleyse, Lucilius, yaptığını yap: Bütün saatlerine sahip çık. Bugünü yakalarsan, yarına daha az bağımlı olursun.
Hayat beklerken akıp gider.”
@gusholderhaber mesela tam tersi olsa yani dese ki Türkiye ve Pakistan; Amerikan üslerinin olduğu bölgeleri, İranla oluşturacağımız ortak çabalarımızla, gerekli önlemeleri almak ve bölgeye istikrar getirmek adına işlevsiz hale getireceğiz. Kim ne diyebilir ve ortaya ne çıkar?
@stevedabitcoin@nayibbukele bu zihniyetin kendi ülkemizde de hakim olmasını istiyoruz. başka türlü güvenli bir ülke olmamız mümkün değil. masum halk için insan hakları lazım. katiller için değil