@ZitProp + Wasserkocher, Backöfen oder Herdplatten benutzt werden müssen, halten Sie stets die Tür zu dem Raum geschlossen, in dem sich diese Geräte befinden. Sorgen Sie dafür, dass der Raum mit wärmeabgebenden Geräten – wie Backöfen oder Herdplatten – durch Öffnen eines Fensters +
Akşama engellenir diye öğle arasında izleyip, gün içinde aç bilaç koşturdum durdum.
Tam, ahanda burdan gidecek derken toplamasıyla hop oturup hop kalktım. Ne diyeyim, sivri dili ayrı takdirlik, kıvrak zekası ayrı 👏🏻
İkinci gösterim Ölü Deniz, bugün 20:00’da, youtube kanalımda yayında.
Harbiye’de çektik, 90 dakika, olduğu gibi, size emanet. sevgiler.
tam şurada olacak: https://t.co/uynn4dJQL5
Nihat Sütlaş, çocuğu ve eşi tutuklanan iş insanı Eyüp Subaşı’nın, etkin pişmanlık ifadesinde ismini geçirmesi hakkında konuştu. Sütlaş, "Eyüp Bey'in hanımı ve çocuğu tutuklandı. Aynı nezaretteyiz, adamcağız yığıldı kaldı. Yani ne derse desin, dedikleri doğru değil ama ben hakkımı helal ediyorum. Gördüm çünkü adamı yani. Kolay değil başkanım ya" dedi.
Sütlaş, şunları söyledi:
"Ben Eyüp Subaşı'nı severim. Bu Broadsign yazılımını Burhan kendisine verdi ve kendisiyle bir tanışıklığımız, bir selamımız sabahımız oldu başkanım. Faturalı işlerimizdir hepsi çünkü bu yabancı bir yazılım. Onlara da ödeme yaparsınız, her lisans için önce ödemesini yaparız sonra aylık taksitleri vardır, ha aktivasyon bedeli falan ödersiniz. Salih Bey ile buradan tanışırız. Ben Salih Bey ile ticaret yaptım dert yaptım. Kendisi beyefendi uysal karakterli bir insandır. Kendisiyle ticaretimizde hiçbir sorunumuz olmadı. Bugün benim aleyhime ne olacak bazı şeyler söylemiş sayın başkanım. Şunu söyleyeyim size, Salih bey ne derse yine ben buna hakkımı helal ediyorum. Ama dedikleri doğru değil. Niye diyeceksiniz? Vatan Emniyet'te başkan sayın başkanım, duruşmalarda işte 3 kişi 5 kişi yukarı gidiyordu, yukarı gidiyor tutuklanıyor geliyor, yukarı gidiyor tutuklanıyor geliyor şey gibi yani. Black Mirror, bilmiyorum izlediniz mi Black Mirror dizisi gibi yani. 3 5 kişi yukarı gidiyor, 1 saat sonra geliyor tutuklandı. Bir 5 kişi gidiyor tutuklandı geliyor.
Bakın, Salih Bey'in, Eyüp Bey'in, piyasada Salih Bey gibi bilinir. Eyüp Bey'in hanımı ve çocuğu tutuklandı. Aynı nezaretteyiz, adamcağız yığıldı kaldı. Yanına gittim, Eyüp Bey dedim Eyüp Bey inanın beni tanımadı. Çok üzüldüm o halini işte geçen burada Erdinç Bey'di galiba. Aynı bu şekilde gitti adam ya. Kolay bir şey değil ki bir de hanımını da görüp yani ifadeye gelince göreceksiniz. Bildiğiniz Anadolu kadını, yurdun insanı bir hanımefendi. Yani ticaretle ticaretle alakası yok. Şirketine ortak yapmış belki eşi demiştir ki ölüm kalım dünyası, olur bunlar ticarette yani. Ölüm kalım dünyası olur. Bir malımız mülkümüz eşimize kalsın. İşte oğlunu ortak yapmış. Hem hanımı hem oğlu tutuklandı adam gitti. İşte su getirdiler, yüzünü müzünü yıkadılar. Kendine gelemedi ya, gitti adam ya. Aklını yitirdi yani. Sonra duydum ki bu ifadelerinde dedi ki poliste zaten doğruları anlatmış. Sonra başka bir şeyler isimler, kişiler, kişiler anlatmış. O dedikleri yok. Onlar yok yani, öyle bir şeyler yok. Özel bir çocuğu olduğunu öğrendim. Geçmiş olsun. Allah yardımcısı olsun. Ben kendisini anlıyorum. Yani ne derse desin, dedikleri doğru değil ama ben hakkımı helal ediyorum. Gördüm çünkü adamı yani. Kolay değil başkanım ya.
Fatoş Pınar Türker, savunmasının son kısmında tutukluluk ve cezaevi sürecinin en soğuk, en yıkıcı, en korkunç yanlarını anlattı. Salonda avukatlardan izleyicilere, tutuklulara kadar herkes ağladı. Bunu ilk defa yazıyorum ama lütfen sonuna kadar okuyun:
Türker, savunmasının sonunda önce gözaltındaki çıplak arama sürecini şu sözlerle anlattı:
“Vatan Emniyet’teyken arşiv odası gibi bir yere aldılar beni. Eldiven giyen bir polis üstünü çıkar dedi çıkardım. Sonrasında gidip gidemeyeceğimi sorduğumda, altımı da indirip çamaşırımı da indirmemi söyledi. Cinsel organını aç dedi, arkanı dön-eğil dedi. (Kadın izleyicilere dönerek) Utanan varsa çıkabilir ben utanmıyorum. İnsanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın, ben utanmıyorum”
Daha sonra, tutuklanıp Silivri’ye sevk edildikten sadece bir gün sonra infaz koruma memuru tarafından SEGBİS için çağrıldığını belirten Türker, şöyle devam etti:
Dedim ki "Ben bilmiyorum, bu ne SEGBİS ne?" İşte dedi böyle online ekrana bağlanıyorsunuz. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor Allah Allah diyorum, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
"Ben sana ne dedim" dedi, "ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. Dedim ki "Tamam" dedim, "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun ya da dedi malını mülkünü de alacağım" dedi.
Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyler... Mesela annesi yok mu bu insanların? Hepimiz zıbın giymedik mi? Ben hiç kimseye hakkımı helal etmiyorum. Bunu çok düşündüm çünkü şimdi Düzce'ye götürüldüm. Düzce'de insanın benim şeyim bozuldu... İnsan olarak öğrendiğim iyilik ve kötülük kavramı bozuldu. Çünkü iyi insan dediğimiz bir tarif var, bir de kötü insan dediğimiz bir tarif var; birbirine girdi bu. Çünkü Düzce'ye bir gittim, 40 metrekarede 25 kişiyiz, 16 kişilik. Koğuş arkadaşlarım; uyuşturucu satıcıları, cinayet, hırsız... Artık mesela bir Roman gördüğümde ben onun çadırcı mı, göçebe mi, arabacı mı olduğunu anlarım. Valla anlarım. Uyuşturucu mu satıyor, hırsız mı onu da anlarım. Hani böyle bir bilgi benim neyime yarayacak bilmiyorum ama... Ve o, hani bir kız getirdiler hamile, 5 aylık, 4 aylık. 1.5 yaşındaki kızını duvara vura vura öldürmüş. İddianamesini ben okudum. Ama diyor ki: "Eşime benziyordu." diyor. "Çok ağlıyordu." "Dayanamadım." diyor. "Ama benim içim" diyor, "çok ferah. 7'sini de yaptım, 40'ını da yaptım, mezarı da çok güzel." diyor. Hamile bir de. Devlet de gayet iyi bakıyor yani gerçekten hamile diye.
Ama ben o insanlarla birlikte kaldım. Mesela 1 yaşında, o Roman bir aile vardı 5 kişi; anneanne, iki kızı, iki torun filan, ailecek kalıyorlar uyuşturucudan. Ama annesi çok bakmak istemiyor, 1 yaşındaydı Afra da geldiğinde, daha yürümüyordu. Mesela ona bakıyordum. Ne yapayım? Onunla teselli ediyordum kendimi. Örgü ördüm, tuvalet temizledim. Çünkü tuvaletler taşıyor. Şey dedim ben de: "Çekilin" dedim, "madem 16 milyon için çalışıyoruz, hani burada da bari bu görevi ifa edelim. Ne yapalım?" Ama hani olduğu gibi anlatıyorum, bilmiyorum... Yani film gibi bu yaşananlar. Gözlerimi açıp şey denmesini bekliyorum, işim gereği tabii reklam çekimlerinin setinde filan da bulundum, birisi çıkacak şuradan: "Kestik! Selçuk Bey siz birazcık daha işte soru sorun, siz şey yapın. Ekrem Bey siz araya girmeyin, bir daha alıyoruz aynı planı." filan diyecekler diye umuyorum yani. Ama olmuyor. Tutukluyuz biz hakikaten.
Ben Medya A.Ş. Genel Müdürü olarak yargılanmaktan hiç gocunmuyorum. Elbette ki varsa bir hatamız, neyse ortaya çıksın. Bence yok, ben %100 beraat edeceğime, %90 bile değil, inanıyorum. Ama siz burada lütfen, rica ediyorum Medya A.Ş. Genel Müdürü Pınar'ı yargılayın. Ben anne olarak, benim çocuklarıma yazık günah değil mi? Bak geçen sene mezun oldu Nehir. Londra'ya gidemedik, o okuldan kabul olamadı. Benim kızım tüm dünyada yapılan sınavda %1'lik dilime girdi. Şu an dünyanın en iyi yapay zeka okulunda okuyor. Bak mezun oldu, ben göremedim. Orada benim güzel kızım. Babalarıyla... Diyor ki: "Anneciğim kepimi saklıyorum, sen eve geldiğinde havaya atacağım." Yani şu kadar, bacak kadar da onu ilkokula verdiğimde, mezun oldu, ben göremedim. Can sağlığı olsun. Ben kendim için yani rüşvet almadım, 15 aydır yatıyorum, bir şey çalıp çırpmadım, mal varlığıma tedbir kondu. Hakikaten, hakikaten çok mağdurum ama kendime dair, geleceğime dair bir şeyim, böyle bir yaşama sevincim, bir şeyim kalmadı.
Çok yorgunum. Anneme dedim ki, demesem iyiydi çünkü benim annem babam ablamı kaybetmişler, çok agresif bir lösemiden 9 ayda... Anneme dedim ki: "Keşke" dedim, "idam cezası olsa da kalemi kırsa, bitse bu iş." O kadar yorgunum, o kadar yorgunum ki kendime dair hiçbir beklentim, isteğim yok. Ama Sayın Hakim lütfen vicdanınıza sesleniyorum, Sayın Savcım sizin de. Yargılayın ama Pınar'ı yargılayın da anne Pınar'ı ne olur tahliye edin. Ev hapsi verin, ben çocuklarımla zaten el ele oturmak istiyorum. Teşekkür ederim.”
@karabayfurkan5 Günün en içime dokunan haberi bu oldu. Tekrar okuyorum, açıyorum başka yerden okuyorum. Çocuklara ne oldu sonrasında, 15 aydır ne yaptılar, bir anne bunu duyunca nasıl uyur geceleri, düşünüyorum da düşünüyorum.
Breaking News: Marjane Satrapi, the Iranian-French author whose graphic novel series “Persepolis” illuminated the struggles of Iranians during the Islamic Revolution, died at 56. https://t.co/WQWxavBm5l
‘Bu işin hiçbir yerinde yokum’ diyorsun ya Erdoğan...
Sen o TOMA’nın şoför koltuğunda oturuyorsun!
Bu mesele CHP’liler arasında değildir.
Bu mesele seninle millet arasındadır.
Müesses Nizam’la Türkiye arasındadır.