Utanç duygusu adalet erdeminin en başat ilkesidir. Utanmaz olan adil olamaz.
Zamanında Cezayir’e karşı Fransa’nın yanında durmak nasıl bir rezillik idiyse, şimdi de Gazze’ye karşı İsrail’in, İran’a karşı ABD’nin, Yemen’e karşı Suudilerin yanında durmak da o kadar rezilliğin daniskasıdır
Tarih Trump, Netanyahu, Selman gibi zibidilerin yanında saf tutanları asla affetmeyecektir.
Ey talib, bu öyle bir sınav ki yanında durduklarının senin insan olma, insan kalma konusundaki potansiyelini göstereceğinden emin olabilirsin.
İnsanını hayvanına ezdirme!
Borsada en büyük vurgunlardan birisi yapılmış, manipülasyon var, haksız kazanç var
SPK denen Sermaye Piyasası Kurulu'nun görevi bunu denetlemek, ama devlet seyretmiş, birileri ceplerini şişirmiş
her şey var ama bir tek sorumlu yok, daha ne olması gerekir
Hukuk devleti ???????
'Niye şişler hep bize, cağ kebapları hep size? Bizim günahımız ne? '
Gazeteci Deniz Zeyrek:
“Bugün en çok duyduğum cümlelerden biri de bu; Fonlardan hisse alanlar... Bu fonlardan hisse alanlar işte devlet ödesin falan gibi bir beklenti içine girmişler ya.
Başka insanlar da diyor ki:
‘Hayır kardeşim, sen 1’e 100 kazanmak için o parayı oraya koydun, o riski göze aldın. Devlet neyle ödeyecek? Benim vergimle mi ödeyecek? Niye devlet ödesin?’ diyor.
Niye şişler hep bize, cağ kebapları hep size? Bizim günahımız ne ya? Benim günahım ne şimdi mesela? Benim ödediğim vergiyle niye sizin paralarınız ödensin?
Bunun formülü bellidir arkadaş. Bu adamlar 2,5 milyar dolar kişisel servetiyle Tezmen'ler Forbes'in Türkiye'nin en zenginleri listesine girmişti. Öyle değil mi?
Emre Tezmen'in ifade vermeye gittiği arabayı gördün mü sen? 50 milyon civarında.”
Adalet Bakanı ve hukuk güvenliği - Taha Akyol https://t.co/cjY75RPYnL @KararHaber
Adalet Bakanı A.Gürlek’ten iki açıklama:
1. “2028 yılında Sayın Cumhurbaşkanımızı tekrar seçmek için bir seçim düzenlenecek. Cumhurbaşkanımızı tekrar seçtirmemiz gerekiyor.”
Eh, söyleyecek söz yok. Başsavcı iken de muhalif belediyelerin üzerinden silindir gibi geçmiş, iktidar belediyelerine dokunmamıştı.
2. “Türkiye hukuk alanında dünyada, Avrupa'da en güvenilir, öngörülebilir ülke.”
Fakat yatırım çekmek için “hukuk güvenliği” sağlamak gerektiğini söyleyen de kendisiydi.
Dünya Türkiye’yi Gürlek gibi görmüyor. WJP’ye göre Temel Haklar’da Türkiye’nin 1 üzerinden puanı 2021’de 0.49 iken, 2025’te 030 indi.
O zaman yatırım geliyordu, artık gelenden fazlası gidiyor.
"Pusula"ını şaşırmış bir siyaset, Diyanet Vakfı bile bu fonlara para kaptırmış. Parasını Rothschild'lere emanet edenler daha yakın zamanda "katılım bankası" kurma yetkisi almışlar.
FON KRİZİ ve ekonomik istihbarat
Abdurrahman Dilipak
21.09.2026 / Derin Gerçekler / https://t.co/tGRSDVngH5
Soygun’un artırılmış sanat gerçeklik boyutu ile kurgulanan popüler tanımı ile “Eko sistem”i çöktü.
Bakın, 891 milyar TL (21,4 milyar dolar)lık işin içinde sadece 130’dan fazla fon şirketi değil, bu işe bulaşmış yarım milyonu aşan kişiden, kurumdan bin söz ediyoruz. Hatta soruşturma derinleştikçe ve geçmişten bu güne uzanan işlemler ve, buna göre örgütlenmeye çalışan diğer grublar da takibe alınırsa, bu rakamlar daha da artabilir. Yani bu konu, dün başlayıp, bugüne bitecek olan bir konu değil.
İşte tam da burada “ekonomik istihbarat” sorunu ortaya çıkıyor. Yani konu sadece ekonomik veya sermaye piyasaları sorunu değil; din, ahlak, hukuk, sosyoloji, sosyo-politik, sosyo-psikolojik ve diplomatik boyutları da var. Bir süredir bunu Cedide Köprülü ile konuşuyoruz. Hacettepe Teknokent’te yapay zeka yazılımları üzerine çalışmalar yürüten Siberport Teknoloji firmasının geliştirdiği İhaleGlobal adlı yapay zeka entegrasyonlu yazılım, bu anlamda tam bir yolsuzluk avcısı. Şüpheli işleri kısa sürede önümüze çıkartıyor. Bu sistem üzerinden özellikle kamu ihaleleri konusunda bir tarama yaptık ve inanılmaz sonuçlar ortaya koyduğunu gördük. EkonomiHaberleri Oku
Konu öyle Merkez Bankası repo fonlamasını 300 milyar TL’ye çıkartarak., Bankaların para piyasasından borçlanma limitlerini 10 kat artırarak çözülecek bir konu değil. SPK’da kredili işlemlerde asgari özkaynak oranını geçici olarak %35’ten %20’ye indirmiş. Bu tedbirlerle bu yolsuzluğun finansal sisteme yayılma riski olan bir likidite problemi olarak görenler bu işi çok geç fark etmiş değiller. Maliye Bakanlığı da, SPK’da, Borsada bunu görüyor ve biliyordu. Zaten, bir hissenin durduk yerde 10 liradan 100 liraya, 100 liradan bin liraya çıktığını görmemek için kör olmak gerekirdi. Anlaşılan birilerinin gözleri var görmüyorlar, kulakları var duymuyorlardı, kalpleri var hissetmiyorlardı.
Bu işin kokusu Avrupa’ya ulaşmış, onlar İstanbul Borsasındaki işlemlerini en alt seviyeye indirmişlerdi. Bundan sonra SPK, 18 Eylül 2026’de bazı fonlarda çok farklı bir tablonun ortaya çıktığını ikaz ediyordu. Aslında Maliye Bakanlığı da, SPK’da Borsa yönetimi içinden birileri de sadece işin farkında değil, doğrudan ve dolaylı bir şekilde, oynanan bu kirli oyunun parçası idiler. Sustular, çünkü bunları ayak izlerini takip ettiğinizde, iş zülf-iyar’e dokunuyordu. AK Parti internet sitesindeki şu habere bakın ne demek istediğimi anlarsınız. https://t.co/h2UBPp6axS
Gerçe��in en kısa zamanda bütün yönleri ile açığa çıkartılması gerek. Yoksa insanlar Katılımevim örneğinden yola çıkarak, diğer ev ve otomobil alma konusunda faizsiz, ev alma konusunda mevcut yapıdan kaçmaya çalışabilir. İşin ilginç yanı İktisat Katılım Bankası, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) onayıyla 4 Mart 2026’da faaliyet iznini almış. Katılımevim, Birevim, Pusula Yatırım ve Pusula Portföy ile finans sektöründe entegre ve sağlam bir yapı oluşturmak için yola çıktığını söyleyen Pusula Holding’in arkasında kim var sorusunu soruyorlar sosyal mediada. Kim bu Yaşar Turhan?. “Faizsiz Finans” algısı da yara alıyor bu tartışma sürecinde. Zaten yıllar önce City Bank Faizsiz bankacılık sistemini de içine almıştı, şimdi Türkiye’de benzer bir ortaklığa hazırlanıyorlar. Yani bu krizin dolaylı olarak nereleri vurduğunu / vuracağını işaret ediyorum. Riba haram, onu tartışamayız da, Bu fonlara aktarılan paralar nereden geldi? Bankacılık sisteminden çıktı. Onu da görelim. Faizden daha eşed, bankacılık sistemini bile Fon vurgun’un gölgesinde bırakan bir durumla karşı karşıyayız. TarihBelgeseli İzle
Bu fonlara akan para, kolay kazanç için yastıkaltı altınlarında tutunda elinde avucunda kalanı nemalandırmak isteyen köşeye sıkışmış birinden çok bu yağmadan pay almaya çalışan insanları ihtirasları ile bu hale geldi. Bu işten zarar görmeyen kimse yok. Sorun sadece fon yönetimi, borsa arasında bir işlem değil. Tekrar söylemek gerekirse, Maliye Bakanlığı, Borsa, SPK, MASAK ve İstihbarat bu konuda ciddi olarak sorumluluk taşıyor. Bu iş SASA ile başlamadı. Hep vardı da, hiç bu düzeye çıkmamıştı. Şimdi bir çok Fon’a el kondu. Bakalım toplanan paralara ulaşılabilecek mi? Artık o fondaki hisselerin bir değeri yok, hepsi çöp. O paranın parasını bu sisteme kaptıranlara ödenmesi gerek, ama bakalım ne kadarı ele geçirilecek ve bu davanın sonu nereye varacak.
Neyse işin patlaması iyi oldu!? Ha bu bize ders olsun!. Suçlular ve onların yağmasına ortak olmak isteyip, borsa kumarında masaya parasını koyanların aklı başına gelir inşallah da, Borsa’nın. Namusu’nu kim kurtaracak. Oradaki kaybı kim nasıl karşılayacak? Borsadaki namuslu şirketlerin kaybını kim, hangi kaynaktan karşılayacak? Bu işler bu noktaya gelene kadar kafasını kuma gömen siyasetçiler ve bürokratlara bu işin hesabı sorulmayacak mı? SPK’nın 18 Eylül 2026’de neyse ki, herkesin gördüğü bir gerçeği dile getirerek problemin 2025’in son çeyreğinde gözlemlendiğini ve konunun 2 Aralık 2025 tarihli “Finansal İstikrar Komitesi toplantısı”nda ele alındığını söylüyor. Peki alındı da ne oldu. Bu işin soruşturulmasını kim engelledi? Mehmet Şimşek Kasım 2025’te, “Bazı fonlar üzerinden manipülasyonların yapıldığını biliyoruz” demişti de neden bir şey yapılmadı.
Fon şirketlerine el konulması ve şirketlerin tasfiye süreci de bu süreçte çok önemli. Tera Portföy fonlarının tasfiyesi işi İş Bankasına, diğer bir kısmı da Ziraat Bankası’na verilmiş. Bu tasfiye işinin sonunda eğer yatırımcının parasının otomatik olarak sıfırlanacaksa bu başka bir krize yol açacak. Bu bankalar bu zararın karşılanması sonucu bir kayba uğrayacaksa, bu da başka bir krize yol açar. Sürecin bundan sonraki kısmının adil ve şeffaf bir şekilde sürdürülmesi ve ilk iş olarak da Maliye Bakanlığı, Borsa ve SPK’da bu işin sorumluluğu taşıyan birileri varsa, onların sistemden çıkartılarak ifadelerinin alınması gerekir. Bu işi kim örgütledi, bunları kim korudu, azmettiren biri varsa arkadaki “Finansal Tetikçi Baron“ kim ,onu görelim.
Evet, Rasim Ozan diyor ki, “Emre Alkin Tera Portföy’ün icracı yönetim kurulu üyesi KAP kayıtlarına göre Tera Yatırım Menkul Değerler’de bağımsız yönetim kurulu üyesi, Denetim Komitesi Başkanı ve Riskin Erken Saptanması Komitesi Başkanı Prof. Dr. Kerem Alkin. Bu üç titrin ortak bir görevi vardı: Tera’yı yani Emre Tezmen’i içeriden denetlemek. Yapmadılar, denetlemediler. Çöp hisseleri şişirip şişirip Fonzede’lerin paralarını hortumlamak tatlı geliyordu”. Tera Yatırım Holding YK Başkanı Emre Tezmen yöneticiler Alper Öztürk, Emre Alkin ve Kerem Alkin gözaltına alındı. Aslında bu işe bulaşmışların var marlıklarına el konulması gerekmez mi?
İnsanların anlamakta güçlük çektikleri şeyler var bu işle ilgili. Kerem Alkin Türkiye Varlık Fonu, Halkbank yönetimleri, ardından OECD Daimi Temsilciliği, Cumhurbaşkanlığı Akademik İstişare Konseyi üyeliği söz konusu. Tera Holding Başkanı Emre Tezmen aynı İstanbul Topkapı Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı. Tera’nın yönetimine geçen bu üniversitede Emre Alkin hâlâ rektör, Kerem Alkin ise dekan. Fecir Alptekin Cumhurbaşkanı Başdanışmanı. Bu konu AK Partinin itibarı açısından yüksek risk taşıyan bir konu. Yolsuzluk ile mücadeleye red oyu veren partiler kimlerdi. O red oyu verenler ilahi adalet divanında bu kul hakkının hesabı sorulduğunda ne diyecekler. TarihBelgeseli İzle
Şaibe altındaki isimleri say say bitmez, Kültür ve Turizm eski Bakan Yardımcısı Batuhan Mumcu’nun eşi Neslihan Mumcu, Bulls Yatırım Holding’in ortakları arasında bulunuyor. Atlas Portföy’ün yönetiminde ise Vergi Denetim Kurulu’nda üst düzey görevler üstlenen Eren Yeşilyurt var. Prof. Dr. Mete Gündoğan ekonomideki çarpıklığı yazıp durdu ama yetkililer bunları umursamıyor sanki. Turan Çömez bir çok konuda sert açıklamalar yaptı ama birileri duymazdan geldi. Ayrıca Meclis'in resmi denetim faaliyetleri verilerine göre; İYİ Parti'de soru önergesi rekoru 1.500'ün üzerinde önergeyle Afyonkarahisar Milletvekili Hakan Şeref Olgun'a aittir. Bursa Milletvekili Yüksel Selçuk Türkoğlu da o kadar konuştu ama yetkililerden ses yok. Bu anlamda TBMM’nin denetim yetkisini nasıl kullandığı, ya da kullanamadığının ayrıca incelenmesi gerekmez mi?
Eski valilerden, Kamu Güvenliği eski müsteşarı Ulvi Saran da zaman zaman önemli uyarılarda bulunuyor ama dinleyen kim. Yıldıray Oğur bu konuda başka bir noktaya dikkat çekiyor: Yalova’daki orta büyüklükte bir tersane olan Özata Denizcilik, Ford Otosan’dan daha değerli hale gelmişti. Destek Finans adlı faktoring şirketinin piyasa değeri ise Koç Holding’i geçmişti.” Peki nasıl oldu bu iş, kimse görmedi, duymadı, bilmiyor mu idi. Muhalefet ne iş yapar bu ülkede?. Hoş yapsa da değişen bir şey yok! Toplum ne olduğunun farkında değil genel olarak, partizanlar ise Holiganlaşan futbol taraftarı gibi. Yasama, yürütme, yargı, media, STK’lar, akademi, İş dünyası, biz hepimiz bundan sorumluyuz. Ve “geciken adalet adelet değildir.” Tavşan yamaca geçtikten sonra sağlıklı bir sonuca ulaşmak da zor gözüküyor. İtiraf edelim ki, biz zalimlerden olduk. Şimdi tevbe etme zamanıdır.
Siyaset söylenen söze odaklanmalı. Öncelikle “kim” söylüyor, “niçin” söylüyor’a değil. Evet bir fasık haber getirdiğinde de hemen inanmayalım. Ama araştıralım.
Bir papaz ve bir tüccar Mısır valisini Hz. Ömer’e şikayet ettiler. Yargılama camide yapıldı. Hristiyan tüccar haklı bulundu, Vali ve oğlu mahkum edildi ve camide had cezası uygulandı, işlem iptal edilip, mal gerçek sahibine iade edildi. Hz. Ömer adalaleti’nden söz ediyorsanız uygulama böyle. Selam ve dua ile.
💰Adamlar fon krizi patlamadan önce İsviçre bankalarına 4 milyar TL'den fazla (yaklaşık 85 milyon dolar) para transfer etmişler. Ardından da temerrüde düştüklerini duyurmuşlar.
💰Bakan Şimşek'in bu kadar parayı İngiliz tefecilerden borç olarak alabilmesi için tam 27,5 milyon dolar (1,34 milyar TL) yıllık faiz ödüyoruz, iyi mi?
13 yaşında bir kız ve bekareti bozulmasın diye Midenize kramp girmeden aşağıdaki yazıyı okuyabilir misiniz bilmiyorum. Ama isimleri okuyun derim. Unutmamak için.
Her meslekten, her yaştan, az önce hepsi başı bağlı, şişman bir kadına bir miktar para ödediler ve kadın onlara tembih etti:
– Kız 13 yaşında, bekaretini henüz kaybetmedi, kaybetmesi bizim başımızı belaya sokar, ona göre muamele edin.
Her meslekten, her yaştan erkek kalabalığı bu sözler üstüne basını sallıyor.
Onlar ne yapacaklarını bilirler. Onlar erkek!
Teker teker, birbirlerinin sırasını gözeterek odaya giriyorlar.
Ve odaya giren erkekler tekek teker küçük kız çocuğuna, bekareti zarar görmesin diye !
Bu korku filminin, çok gerçek erkek elemanları kimlerdir, ne iş yaparlar, kızın hikayesini çok sonraları öğrenen bir yazar, merak ediyor: İşte yazarın elindeki vicdansızların, ırz düşmanlarının listesi: :
Recep Sakız (Kızıltepe Kaymakamlık Yazı işleri Müdürü),
Ersun Erdemir (ordudan irtica nedeniyle ihraç edilen yüzbaşı),
Selman Aydın (devlet memuru),
Enver Adanc (zabıta memuru),
Şeyhdavut Dora (zabıta memuru),
Şeyhdavut Oruç (belediye memuru),
Cuma Uras (Mardin Vakıflar Şube Müdürü),
Mahmut Temelli (Ziraat Odası Başkanı),
Azat Aydın (astsubay),
Ümit Ergin (ilköğretim okulu UTANMAZ müdür yardımcısı),
Mehmet Seyitoğlu (veznedar),
Teyyar Salman (Orman İşletme Müdürlüğü şefi),
Hamit Aydın (veznedar),
Hamit Abdülşametoğlu (işyeri sahibi),
Ali Aksoy (serbest meslek),
Ahmet Günay (TEDAŞ işçisi),
Osman Çakır (üniversite öğrencisi),
Harun Uras (muhtar),
Selahattin Kuray (serbest meslek)
Ve meslek belirtmeyen Şemsettin Aslan, Burhan Ertaş, Şeyhmus Cansın, Şeydavut Anuk, Nizam Denli, Sabri Ajak, Rıdvan Bayraktar, Rıdvan Abdülsemetoğlu, Süleyman Göka
Doktorlar daha sonraları küçük kız oturabilsin diye tam dört ameliyat yapmak zorunda kalıyorlar.
Mardinli küçük kızın hikayesini daha sonraları öğrenen yazar, en çok bir ifadede dönüp kalıyor: Yukarıdaki adları ve meslekleri belli erkeklerden biri, bir işyeri sahibi, işini bitirdikten sonra kıza şöyle sesleniyor:
– Kızım, kusura bakma şeytana uydum; benim de senin kadar bir kızım var. Ramazanda bana gel de karnını doyurayım.
Bu çok erkek beyefendiler, işin kolayını da bulmuşlar, işte asıl korku filmi burada başlıyor:
Ramazanda bir kap yemek, cuma namazında bir rekat namaz ve işi şeytana havale ederek, pür-pak evlerine, işyerlerine ve kahvelerine dönecekler! Öyle ki memurların haklarında işlem yapılmayacak, şube müdürleri, oda başkanları, zabıta memurları Mardin’in sokaklarında başları dik dolaşacaklar! Çünkü bu ülke fazlasıyla erkek.
Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, 13 yaşında 26 erkeğe satılan küçük kızın, bu kişilerle kendi rızasıyla birlikte olduğu yorumu, anlı şanlı Yargıtay’ın 14. Ceza Dairesi’nde onay gördü. (Kararı veren Yargıtay 14.Ceza Dairesi’nin 11 üyesinden 8’ini AKP dönemindeki yeni HSYK atamıştı.)
Ey ağır ceza mahkemesi hakimleri, Yargıtay üyeleri, bu verdiğiniz kararla siz de bu korku filminin ana kahramanlarının yanında yer aldınız. Kanunlar böyle diye kestirip atmayın, küçücük bir kız çocuğunu savunamayan hukuk ve sizlerin bunun arkasına sığınmanız, bu korku filminin en utanç verici bölümü.
Kendi Kızınız, Kardeşiniz, Yeğeniniz Var Mı? Var İse Onun Başına Böyle Bir Şey Gelse Ne Yaparsınız?
Hukuk, yazılı kanunların, insan haklarına uygun uygulanmasından başka nedir ki? Hukuk fakültelerinin birinci dersinde bu öğretilir.
Not: Bu İletinin İbreti Alem İçin Bütün Türkiye’de Dolaşması Gerekir. Toplumun Vicdanını Sızlatan Bu Olaya Sahip Çıkma Namuslu Ve Dürüst İnsanların Görevidir…
Avukat Ömer K A V İ L İ
İstanbul Barosu – 15638(Alıntıdır)
🚨 BREAKING:
Japan introduced a bill in parliament to ban Israeli tourists from entering the country, and the bill was approved. https://t.co/48iz2gZ1WT
Dreyfus ve Yassıada - Taha Akyol https://t.co/n1s1VOKFa8 @KararHaber
Fransa’da 20. Yüzyılın başında yaşanmış olan “Dreyfus Davası” bütün dünyada mahkemeler eliyle icra edilen zulümlere karşı mücadelenin bir ilham kaynağı oldu.
Hain diye mahkum edilen masum Dreyfus, Zola gibi aydınların mücadelesi ile yeniden yargılandı, beraat etti.
Celal Bayar, yaşı sebebiyle idam edilmeyip Kayseri hapishanesine kapatıldığında, kızı Nilüfer’e, Dreyfus davası hakkında kitap ısmarlamıştı. 1 Ağustos 1962’de günlüğüne şu notu düşmüştü:
“Fransız milleti bu adaletsizliği tamir etmiştir. Bizde henüz milli vicdan, haksız hükümeti hazmetmemekle beraber, tamiri için maddi gayret göstermemi��tir. Mesela bir Emil Zola, bir Clemenceau çıkmamıştır.”
İslam dininde müminleri küçücük de olsa yalanla aldatmak büyük günahtır.
Tarikat dininde ise müritlere yalanı ne kadar büyük söylersen o kadar sevaptır!
Bunun nedeni; müminler gerçeğe iman ederler ve gerçeğe ulaştıkça imanları artar.
Müritler ise yalanın ne kadar büyüğünü işitirlerse bağlılıkları o kadar artar!
Gerçekler müminleri özgür ve imanlı kılar, yalanlar ise müritleri müşteri ve bağımlı kılar.
İki dinin en temel farkı budur.
Ramazan Yaman
SEN SEN OL, ASLA ALAY ETME…
Ortaokul yıllarımdı. İmam Hatip’ten bir grup arkadaşımı eve davet etmiştim. Annem elleriyle börekler, sarmalar hazırlamıştı. Salon masasında çaylarımızı içiyor, neşeyle gülüşüyorduk. Aramızda başka bir okulda, kolejde okuyan bir arkadaşımız da vardı.
Bir ara onun gözü salondaki avizeye takıldı. Rahmetli babam, salon daha iyi aydınlansın diye iki ampulü duyun dışına takmıştı. Arkadaşım bunu görünce kahkahalarla dalga geçmeye başladı.
O an neşem bir anda kursağımda kaldı. Çok utandım ve çok da kırılmıştım..
Akşam babacığım eve geldiğinde ağlayarak olanları anlattım. Ne kadar bozulduğumu da söyledim.
Babacığım beni sessizce dinledi. Sonra hayatım boyunca unutamayacağım o dersi verdi:
“Bak kızım,” dedi, “insanın bu hayatta gerçekten üzülüp utanması gereken üç şey vardır: HIRSIZLIK, ARSIZLIK VE EDEPSİZLİK
Arkadaşının yaptığına gelince, cahillik deyip geçelim…
Ama sen sen ol; insanların eşyalarıyla, bedenleriyle, görünüşleriyle, düşünceleriyle asla alay etme.
Çünkü insan dünyaya gelirken ailesini, evini, bedenini, imkânlarını seçemez. Bunların hiçbiri onun marifeti ya da kusuru değildir. İnsan, sahip olduklarından çok nasıl bir insan olacağını seçer.”
Sonra avizeyi gösterip:
“Üzülme kızım,” dedi. “Ben o avizenin çok daha iyisini de alırım; gün gelir değiştiririm. Çok şükür mali durumumuz bunlara elverir… Lakin eşya dediğin nedir ki? Kırılır, eskir, yenilenir. Fakat insanın kalbini kırmak başka bir şeydir; bak nasıl üzülmüşsün… Bir insanın onuruna dokunan söz, söylendiği anda uçup gitmez; yıllarca kalbin bir köşesinde iz bırakır. Demem o ki; insanın gönlünde bıraktığın iyi ya da kötü iz, senin ahlakının aynasıdır.”
O gün şunu öğrendim:
İnsanın değeri sahip olduklarıyla ölçülmez; başkasın��n eksik gördüğü yerde nasıl davrandığıyla ölçülür.
Babamın o gün söylediği sözlerin üzerinden yıllar geçti. Artık kendisi de yok, eşyalar da…Ama o sözler hâlâ ilk günkü gibi kalbimde.
Çünkü bazı sözler direkt ruha işler.
Dünya döner, eşyalar değişir, insanlar gider; fakat insanın insanda bıraktığı iz asla silinmez.
Bir eve zenginliği getiren de ne tavanındaki avizelerdir, ne içendeki eşyalardır. En büyük zenginlik güzel ahlaktır vesselam.
Mekanın cennet olsun babacığım...
Başını yastığa koyduğunda,
Yaratıcı’ya karşı içinde bir mahcubiyet, kalbinde bir sızı yoksa;
dudaklarından yalnızca
“Sana şükürler olsun” d��külüyorsa…
Bil ki dünyanın en lüks yatağında uyuyorsun.
Zira huzur, Rabbine karşı kalbinin sükûnetindedir.
İyi geceler…
Hürmet ve saygı insanlığın şiarıdır…
İnsana saygı duymayan Hakka da saygı duymaz.
Ne güzel der Peygamberimiz:
"İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a da şükretmez."
Kitap toplatmak! - Taha Akyol https://t.co/8tDUu2mV7y @KararHaber
İmamoğlu’nun sözlü yapamadığı savunmasını içeren “Millet Şahidimdir” adlı kitapta matbaada basılırken toplatıldı, basım ve dağımı yasaklandı.
Kitap toplatma her devirde otoriter idare işaretidir.
Kitap toplatmaya hakimin gerekçe yaptığı birtakım suçlar, kitapta varsa bile kanunen toplatma sebebi olamaz: Cumhurbaşkanını, yargıyı, kamu görevlilerini küçük düşürücü ifadeler gibi.
“Kamu düzenini bozabilecek ve suç işlenmesine elverişli bir ortamın oluşmasına neden olacak” ifadeler varsa, hakim bunu toplatma kararı gerekçesinde göstermeliydi.
Yargıtay’a göre “yeterli ve geçerli gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi keyfiliğe yol açar.” (Ceza Genel Kurulu K: 2019/103)
Temeldeki sorun bizde siyasetin hukuktan üstün olması. Aksi olmalı.
1492 yılında din değiştirmeye zorlanan 150.000 İspanyol Yahudisi'nin en az 100.000'i Türkiye'ye sığındı.
Daha 20 yıl önce Anadolu Yunanlılar tarafından işgal edilmişken, İkinci Dünya savaşında Faşist Almanya ve İtalya'nın Yunanistan'ı işgal etmesinden sonra en az 40.000 Rum Türkiye'ye sığındı. Faşistler 500.000 çocuğu Yunanistan'ın tahıllarına el koyduğu için açlıktan öldürdüler. O dönemde Yunanistan'a en çok gıda yardımı Türk Halkı tarafından yapıldı.
1991 yılında Irak'daki Kürt nufusu 2-2.5 Milyon civarındaydı.
Bunların 5te biri yani 500.000'i Türkiye'ye sığındı.
Tarihte Türk Halkı kadar hamiyetli çok az ulus vardır.
Türk Halkı'na ''faşist, soykırımcı, sömürgeci'' diyenler elbet bir gün Türk Halkı'nın yardımına muhtaç hale gelir.
İNSAN HAYRET EDİYOR…
MASAK raporuna göre, Cem Küçük’ün hesaplarına 2019-2026 yılları arasında 35 milyon TL para girmiş.
Ben 50 senedir bu meslekteyim. “6 sıfırlı dönem” hariç, onca sene bütün maaşlarımı toplasan bu kadar para kazanmadım.
Sorsan, o da gazeteci ben de…
Küçük bir pastanem var.
İşler bir süredir durgun. Kira arttı. Kapatmayı düşünüyordum.
Geçen cuma bir genç içeri girdi. Biraz gergindi. Bir kurabiye almak için bozuk paralarını saydı. 50 kuruşu eksikti.
“Önemli değil,” dedim. “Alabilirsin.”
Masaya oturup kurabiyesini yerken matematik ödevine bakıyordu. Takılmış gibiydi.
Eskiden matematik özel ders verirdim.
Yanına gittim.
“İkinci dereceden denklemler mi?” dedim.
Başını salladı.
“Anlamıyorum.”
Oturdum, yaklaşık 20 dakika birlikte çalıştık. Anladı. Gülümseyerek çıktı.
Ertesi gün iki arkadaşıyla geri geldi. Kurabiye aldılar.
Bir sonraki gün beş çocuk geldi.
Meğer okulda şöyle demiş:
“Pastanedeki abla ödevlere yardım ediyor.”
Şimdi pastanem okul çıkışı buluşma noktası.
Gürültülü. Dağınık.
Her yerde sırt çantaları var.
Dün bahşiş kavanozunda bir not buldum.
200 tllik bir banknota sarılıydı.
“Oğlumun matematiği geçmesine yardım ettiğiniz için teşekkür ederim.
— Bir anne”
Pastaneyi kapatmıyorum.
Sanırım sonunda neden burada olduğumu anladım.
Bu kurabiye değil.
Bu, bir topluluk.
AİHM’in sözü Trump kadar da mı geçmez?
Trump, her fırsatta lâfı Rahip Brunson’a getiriyor ve bir telefonla onu cezaevimizden kurtardığını anlatarak böbürleniyor.
Bu küstahlığı Trump sayısız kere yaptı ama Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Uçum bir kere bile yargımızın bağımsızlığına müdahale hadsizliği sayarak tepki vermedi.
Oysa Mehmet Uçum, kendi irademizle uymayı taahhüt edip yargı yetkisini tanıdığımız AİHM’e aynı anlayışı göstermiyor.
Osman Kavala’nın âdil yargılanma haklarının ihlâliyle ilgili AİHM kararı kesinleşti. Mahkeme Kavala’nın mahkumiyetini hukuken geçersiz sayıp derhal tahliyesine hükmetti.
Uçum işte bunun için küplere biniyor. Hadsizlikmiş, AİHM milli yargımızın üstünde değilmiş, hiçbir uluslararası merci mahkemelerimize talimat veremezmiş, yargımız bağımsızmış, AİHM kararlarına ister uyar ister uymazmışız, mecburiyetimiz yokmuş, milli yargımıza böyle müdahaleler sürerse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden çekilip AİHM’den çıkmak zorunda kalırmışız vesair.
Yani Başdanışman’a göre, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararı Trump’ın bir sözü kadar hukuki değer taşımıyor.
Uçum, AK Parti’nin hak, özgürlük ve demokrasi mücadelesi dönemini karşıdan izleyip ikinci yarıda iktidara katıldığı için hatırlamıyor olabilir.
Fakat Türkiye; AİHS’e uymayı Menderes’le kabul etti, Özal’la AİHM’e bireysel başvuru hakkı ve zorunlu yargı yetkisini tanıdı, 2004’te Erdoğan’ın ‘sessiz devrim’iyle de AİHS’i milli mahkemelerimizin üstüne koyup AİHM kararlarını bağlayıcı Anayasa emrine dönüştürdü.
Şimdi 2026 senesinde bir Cumhurbaşkanı Başdanışmanı, Menderes’le başlayıp Özal ve Erdoğan’la güçlenen AİHM’de hak arama yolunu gayri milli bulup kapatmaktan söz ediyor. Tarihi ilerleme reformlarını bir karşı reformla geri alacak.
Bizi kendi Anayasa’mıza uymaya çağıran AİHM kararlarını tanımadıkça hukuki güvenceden, öngürülebilirlikten, kurallı yönetimden bahsetmek mümkün mü?
Başdanışman benden duymuş olmasın ama AİHM kararlarına uyulmamasının bedelini yalnızca haksız yatan Kavala, Demirtaş, Atalay ve diğerleri değil, fakirleşerek hepimiz milletçe ödüyoruz. İnanmazsa ülkeye para gelmesi için hukuki güvence ve öngörülebilirlik gerektiğini söyleyen Adâlet Bakanı Gürlek'e sorsun.
⤵️ https://t.co/xd0Y2ZUL3E