Herkes bu süreçte elini taşın altına koysun seçim süreçlerini düşünün o ruhla herkes nasıl bir dönemi omuzluyorsa bu süreçte onun gibi.. samimi olan harekete geçer !
Yahu siz bu sorunun çözümü için taş bir üstüne taş koymamış kişilersiz ne oldu da böylesi bir süreçte muhalif maskesi takıyorsunuz? kirli niyetiniz karanlık yanınıza ışık tutuyor. Maskeniz çok önceden düşmüşte gerçek yüzünüz görülmüyor sanıyorsunuz..
12 arkadaş o filmi izliyorduk böylesi bir topluluğu o denli etkileyen nadir anektod,biraz kendi görüyor insan biraz yanındaki arkadaşın gözlerinden onun kalbini..
Onur Alp Yılmaz (@onralpyilmaz): "Abdullah Öcalan, 'Benim statüm Kürtlerin statüsüdür' diyor. Sen nereden buluyorsun bütün Kürtleri temsil etme yetkisini kendinde? Kürtler birey değil mi?"
"Sizin makul bir aktör olmanızın, belirli bir siyasi grubun temsilcisine dönüşmenizin yolu belli: Seçime girersiniz, oy alırsınız, temsilci haline gelirsiniz. Bugün ise bir kişinin belli bir grubun başına kayyum olarak atandığını görüyoruz"
🔗 https://t.co/n3Vle28PMF
Her gün (kendinde dahil) onlarca hırsız, soyguncu, tecavüzcü onursuz insanlarla aynı toplu taşıma kullanan sizlerin bundan şikayetçi olmak yerine sizi rehabilite edecek insanların bulunduğunuz yerlere gelmesi sizler için şanstır bence.
Artık minibüste “Şu parayı uzatır mısın?” diye seslendiğiniz adam, geçen yıla kadar dağlarda Türk devletinin askerlerine kurşun sıkan bir terörist olabilir.
'TIMARHANE FELSEFESİ'NDE* BUGÜN
Tayip Temel, "şeyhini uçurmak için" kaleme aldığı "İmralı’da tek kişilik satranç: Öcalan’ın taraflara eleştirisi" yazısının omurgasını oluşturan, Stefan Zweig'in "Satranç" (orijinal adı: Schachnovelle) adlı uzun öyküsünü ya okumamış ya da okumuş ve kasıtlı olarak mesajını tersine çevirmiştir.
Çünkü hikayenin ana teması, baskı ve tecrit (yalnızlık) altında insan psikolojisinin çöküşü ile Nazizm'in yıkıcı faşizmine karşı sonu trajik biten entelektüel direniştir.
Yazarın intihar etmeden önce kaleme aldığı bu son başyapıt, görünürde iki karakter arasındaki bir satranç müsabakasını işlese de derin planda totaliter rejimlerin insan ruhunda bıraktığı tahribatı sembolize eder.
Öykünün derinlemesine incelediği alt temalar şu şekilde sıralanabilir:
Psikolojik Tecrit ve Delilik, Zihinsel Parçalanma: Karakterlerden Dr. B., Naziler tarafından kapatıldığı bomboş bir otel odasında hiçbir dış uyarana maruz kalmadan aylarca sorgulanır. Bulduğu bir satranç kitabı sayesinde hayatta kalmaya çalışırken, bir süre sonra kendi zihnini ikiye bölerek kendine karşı oynamaya başlar. Bu durum, zihnin kendi kendini yiyip bitirdiği ve deliliğe (satranç zehirlenmesine) yol açan trajik bir saplantıya dönüşür.
Hiçlik ve Yalnızlık: Mekansal ve sosyal izolasyonun, insan bilincini nasıl yok etme noktasına getirdiği çarpıcı biçimde sergilenir.
Siyasi Eleştiri ve Nazizm Karşıtlığı, Barbarlık vs. Kültür: Kaba, eğitimsiz, sadece mekanik olarak hamleleri ezberlemiş dünya şampiyonu Mirko Czentovic figürü, her şeyi yakıp yıkan sığ ve acımasız Nazi Almanya'sını simgeler.
Aydınların Çaresizliği: Geniş bir iç dünyaya ve entelektüel birikime sahip olan Dr. B. ise, Avrupa'nın faşizm karşısında ezilen, sürgün edilen ve çaresiz kalan aydın sınıfını temsil eder.
Takıntı, İrade ve Kaçış, Kurtuluş ve Esaret: Satranç oyunu başlangıçta hücredeki Dr. B. için zihni koruyan bir sığınak ve kurtuluş aracı iken, zamanla onu ele geçiren bir hapishaneye dönüşür. İnsanın hayatta kalma arzusu ile yıkıcı takıntıları arasındaki ince çizgi sorgulanır.
Dr. B., hücreden kurtulduktan sonra gerçek dünya şampiyonu Czentovic ile masaya oturduğunda, tek kişilik oyununun yarattığı o zihinsel takıntı (delilik) hücresi yeniden nükseder. Oyunu kazanabilecek durumdayken bile öfke, sabırsızlık ve sinir krizi içinde masayı terk etmek zorunda kalır. Son sözü şudur: "BİR DAHA ASLA SATRANÇ OYNAMAYACAĞIM."
Özetle Zweig, tek kişilik bu zihinsel savaşın insanı "güçlendirmediğini", aksine kalıcı olarak sakatladığını anlatır. Dr. B. gerçek dünyaya döndüğünde o oyunun kurallarını yürütemeyeceğini anlayarak tamamen geri çekilir.
Tayyip Temel ise Öcalan'ın ağzından "Bu duruma son vermenin yolu, müzakerenin önünü açan iradeli ve inisiyatifli muhatapların karşıma çıkarılmasıdır. Bu yasa mutlaka bu duruma son verecek niteliğe ve işleve sahip olmalıdır.” diyor. "Gerçeği eğip bükmek", buna denmezse neye denir?
Tayip Temel'in şeyhi ise, "yenilen pehlivan güreşe doymaz" misali yıllardır siyah ve beyaz taşları oynatanın başkaları olduğunu idrak edemediği için satranç taşlarını habire yeniden tahtaya dizmeye çalışıyor. "Trajik", buna denmezse neye denir?
* "Tımarhane felsefesi" terminolojisi Ragıp Duran'a ait.
“Uyuşturucu satan anasını satsın ” diye bir söylem geliştirilmiş,korkunç derecede tehlikeli bir dil ! Uyuşturucu satan da o söylemi kullananlarıda analara kurban ederiz! Ana ve kadın üzerinden vurmak olmaz! Öldür ama küfür etme!
Demirtaş’ın serbest kalması onun özgürlük meselesi değil, barış tiyatrosu oynayanların hukuku uygulanaması ve Öcalan’a gösterilen ilginin Demirtaş’tan niçin esirgendiği meselesidir…
Şu ihanetçilerin ortak paydaları kendilerini ve kaçışlarını her koşulda meşrulaştırma çabasında olmalarıdır. Gerekçelendirmede o kadar istikrarlılar ki mücadele dönemlerinde bu denli istikrarlı olsalardı başka bir boyutta olurlardı.
Özel savaş budur ! Önderliği gündemde tutmak varken Demirtaş üzerinden tahlile gitmek onu görünür kılmak ayrı bir niyet ve bu oyuna düşenin duruşu sorgulama konusu!
(Bunları sopayla dövmek lazım sopayla)
#VİDEO- Eski HDP Milletvekili Ahmet Yıldırım:
"Birçok arkadaş ile konuşuyorum.
Hepsinin turnusol kağıdı rolü oynayacağı bir söylemi var: O da Selahattin Demirtaş tahliye edilecek mi?
Kimi 'Demirtaş tahliye edildikten sonra geliriz' diyor, kimi de 'biz gelirsek ama Demirtaş içeride olursa bizim açımızdan huzursuzluk veren bir durum olur' diyor"