Tecavüz ettiğin kadınla evlenmene izin verip, doğan çocuğunu da istismar etmene imkan sağlayan, tüm bunları yaparken de başına hiçbir şey gelmeyen bir yer. Hayır, Epstein adası değil. #FatmaNurÇelik
Ben ki kiracıyım bir acıya.
Sen imzalarsın sabah akşam
Defterini bensizliğin,
Bense kanla öderim
Kirasını kaldığım evin.
Bir takvimi tersten açardık,
Eğer isteseydin. #metinaltıok
…
Sesinde ne var biliyor musun
Söylemediğin sözcükler var
Küçücük şeyler belki
Ama günün bu saatinde
Anıt gibi dururlar
Sesinde ne var biliyor musun
Söyleyemediğin sözcükler var
Cemal Sureya
“İnat da bir murattır, barışın kaybedeni olmaz.” demişti. Barışta ısrar eden, kalbini ortaya koyan, çığırtkanlara kulağını tıkayıp yolundan bir gün bile dönmeyenlerin direncine şükran duyuyorum. Daim olsun. 🌹
Bu yaşıma geldim içimde bir çocuk hala
Sevgiler bekliyor sürekli senden.
��nsanın bir yanı nedense hep eksik
Ve o eksiği tamamlayayım derken,
Var olan aşınıyor zamanla.
Anamın bıraktığı yerden sarıl bana.
Metin Altıok
#MADIMAK
Tüm yangınlarımızı söndürmesini beklediğimiz Sırrı Abi’yi kaybettik.
Şimdi ne yazar gözümüz kan çanağına dönene dek ağlasak, ne yazar uzun ağıtlar yaksak ardından. Hapisteyken de dışarıdayken de barış adına yüklendiği yükün ağırlığını hangimiz hakkıyla paylaştık ki onla? Kaçımız, onu ne kadar sevsek de, onun yüklendiği yükü onun gibi yüklenme cesaretine sahip olabildik?
En deli halimizle bizim gitmeye erindiğimiz eylemlere ilk gelen de oydu, bence en büyük gücü olan dinleme ve soru sorma kabiliyetiyle anlayana kadar herkesi dinleyen de. Bağımsız aday olarak meclise girdiklerinde onu Tarlabaşı’nda dünyalar kadar sevdiği kızı Ceren’le ve zaferi onunla birlikte kutlamak isteyen arkadaşlarıyla birlikte gördüğüm anı hiç unutmayacağım. Özgürlük, mutluluk ve herkese yetecek kadar büyük bir sevginin fotoğrafı gibiydi.
Bir insanın en büyük sınavı, güç elindeyken altındakilere nasıl davrandığı bu hayatta. Sırrı Abi, danışmanlığını yaptığım dört yıl boyunca benimle en büyük güçlerinden olan kalemini ve kağıdını paylaştı. O günlerde öğrendiklerim de yaşadıklarım da hayatımın en kıymetli hazinesi oldu. Hiçbir zaman o dört senede olduğu kadar işlevli hissetmedim kendimi. En büyük hatamda dahi kızdığından emin olsam da hiç çaktırmadı, hiç fırçalamadı. Birlikte çalıştığım herkesin, dersine girdiğim her öğrencinin birinin kızı, birinin oğlu, birinin canı olduğunu düşünmeyi o günlerde öğrendim.
Aynı gün iki kere iki ayrı tarafça vurulmuş bir sivilin, kardeşi esir alınmış bir asker yakınının, belediyece hakkının yendiğini düşünen fırıncının, yeğeni kardeşi ve kocası tarafından bodruma kapatılmış bir genç kadının, gece yarısını az geçe telefonda korsan bildiri okuyan bir eski tüfeğin aklına hep onun gelmesi tesadüf değildi. Bu ülkenin bozuk adalet terazisini tek başına düzeltebileceğine inandığımız bir kahramandı o. Birçokları ona hem katılıyor, hem de tamamen onlar gibi olmasını istiyordu. Bazıları yeterince Türk bulmuyordu bazıları yeterince Kürt, bazıları yeterince seküler bulmuyordu bazıları yeterince müslüman. Şu son günlerde yazılanlara ve onun geçmişte yazdıklarına bakarken, hep kendini değil fikirlerini savunduğunu fark ettim. Kendini ve sağlığını hep inandıklarının gerisine koyduğunu. Hepimizin kendini savunmak ve parlatmak için kullanacağı “sahnede” hep başkalarının hikayelerini anlattığını belki de o yüzden, Armağan Çağlayan’ın programına katılana dek gerçek hikayesinin bir kısmının dahi hakkıyla anlatılmadığını tekrar gördüm.
Hastaneye kaldırıldığı günden beri kendi kalemimden onunla ilgili bir şey yazmamaya gayret ettim. Hayattaki tek totemim 4 buçuk yıl birlikte çalışmış olsak bile gittiğimiz eylemlerde rastgele çekilmiş olan birkaç tanesi dışında baş başa bir fotoğrafımız dahi olmamasıydı. Böyle bir fotoğrafın anısının bana vereceği mutluluğun ve gururun dahi, aramızdaki muhabbet ve sevgiye uğursuzluk getireceğini düşünerek hep bir adım geride durdum. Hayatımda herhangi bir hissin üstüne bu kadar titredim mi emin değilim. Bu hastane sürecinde de belki bir şey yazmazsam, hiçbir şey olmamış gibi geri döner gibi hissettim. Ne büyük çaresizlik, ne büyük yanılgı.
Kendisine yazdığım son mesajlardan biriyle bitirerek belki anlatabilirim derdimi: “Babalar gününüz kutlu olsun Sırrı Abi. Bu bayrama da denk gelen günde ikisi arasından birini seçmem gerekirse bana geçen emeğiniz gereği en doğru olan bunu kutlamaktı diye düşündüm. Sonsuz sevgiler.”