LEXSPORT Article #14
Spor müsabakalarında hakemlere yönelik ifadelerin ceza hukuku ve kişilik hakları bakımından doğurduğu sonuçlar, spor hukuku ile ceza hukukunun kesişim noktasında önemli tartışmaları beraberinde getirmektedir.
Bu konuya ilişkin Av. Ceren Bingöl tarafından +
İBB Davası'nın 49. gününde savunma yapan ve etkin pişmanlık ifadesini geri çeken Elif Güven soruşturma savcısının, "İstediğim gibi konuşmuyor, kalsın içeride" dediğini aktardı.
https://t.co/3tal0cIpej
🔴"BİR SANİYENİN KARŞILIĞI YOK"
📌Barış Terkoğlu Silivri'de: Benim 2 seneden fazla hapisliğim var şu arkadaki cezaevinde. İkisinde de beraat ettim, devlet bana tazminat verdi. Ama milyonlarca lira verseler de bir saniye çocuğumun gözlerini görememenin karşılığı yok.
Elif Güven savunmasının son kısmında, “‘Sen Ekrem İmamoğlu’nun örgütündensin’ denildi. Kendi kendilerine hüküm verip beni yargıladılar. Hatta neredeyse terör örgütü mensubuymuşum gibi davrandılar. Oysa ben vatan haini değilim” dedi.
Suçsuz olduğunu söyleyen Güven, savunmasını şu sözlerle bitirdi:
"Sayın Başkan, bana bazı görevliler tarafından ‘Sen Ekrem İmamoğlu’nun örgütündensin’ denildi. Kendi kendilerine hüküm verip beni yargıladılar. Hatta neredeyse terör örgütü mensubuymuşum gibi davrandılar. Oysa ben vatan haini değilim. Böyle bir şey yok. Sözde örgütü de bilmiyorum. Ortada bir örgüt de görmüyorum. Biz cezaevlerinde sağlığımızın da güvenliğimizin de tam anlamıyla korunduğunu hissedemiyoruz.
Ben cezaevinde, iki buçuk ay hücrede kaldıktan sonra koğuşa geçtiğimde hayatım boyunca unutamayacağım şeyler yaşadım. İçeri girdim. İnsanlar ‘Allah kurtarsın’ diyorlardı. Ben de aynı şekilde karşılık verdim. Ama içlerinden biri bana: ‘Burada Allah’ın kurtarması gereken insanlar da var’ dedi.
Sonra ‘Burada bardağı kırarlar, insanın boğazını keserler.’ dedi. Ben daha yeni gelmişim. Zaten korkuyorum, titriyorum. O an gerçekten çok kötü hissettim. Tam o sırada bir avukat görüşü çağrısı yapıldı. ‘Memur, avukat görüşü’ diye seslendiler. Ağlaya ağlaya görüşe indim. Çünkü aklımdan gerçekten: ‘Acaba burada bana bir şey mi olacak?’ sorusu geçiyordu. Sonuçta yaşadıklarımız çok ağır şeyler. Gerçekten çok zor şeyler. Kolay taşınabilecek, kolay atlatılabilecek deneyimler değiller.
Ama ben kendimden eminim. Alnım ak, başım dik. Bu suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum. Beraat edeceğime de inanıyorum. Yaşadıklarımızı düşündüğümde, burada gerçekten çocuğum olmadığına sevindiğim zamanlar bile oldu. Kendimi bir kenara bırakıyorum.
Babalar için üzüldüm. Anneler için üzüldüm. Herkes ayrı bir acı yaşıyor burada. Her insanın hikâyesi başka, yükü başka. Bu nedenle benim sizden talebim elbette tahliyedir. Ama bunun yanında, burada yargılanan insanların da insan olduğunu göz önünde bulundurmanızdır. Bunun kolay olmadığını biliyorum. Farklı sorumluluklarınızın olduğunu da biliyorum. Ama dosyaların biraz daha ayrıntılı incelenerek tahliye taleplerimizin değerlendirilmesini istiyorum. Ben annemle yaşıyorum. Babamı pandemi döneminde kaybettim. Annem artık her görüşe geldiğinde kendisini büyük bir yalnızlığın içinde hissediyor. Her gelişinde kaygı var. Her gelişinde gözyaşı var. Bu yüzden sizden talebim hem tahliye edilmek hem de aileme kavuşabilmek.”
CANLI BLOG | Elif Güven’in avukatlarından Deniz Ali İlkem, müvekkilinin hakkındaki kararı yurt dışındayken öğrenip döndüğünü belirtti. Müvekkilinin tahliyesini talep eden avukat İlkem'in ardından Güven’in bir diğer avukatı Ceren Bingöl söz aldı. Avukat Bingöl, "İddia edilen kamu zararı müvekkilin hangi somut fiillinden kaynaklanmıştır? Dosyada buna ilişkin somut bir bulgu bulunamamıştır" dedi. Güven’in avukatlarının savunması sonrası tutuklu Fatoş Ayık'ın savunmasına geçildi.
Bilgi Üniversitesi’nin birkaç gün içinde kapatılıp yeniden açılması, Cumhurbaşkanlığı sisteminin fiilen nasıl işlediğine dair öğretici bir örnek. Gerçi gerçekten ne oldu, hiçbir şey bilmiyoruz. Çünkü bu sistem yurttaşına bir açıklama yapmıyor. Yapmaya tenezzül etmiyor. Gazetecilik de, aparatlar dışında, saray içine nüfuz edemiyor.
Kararlar nasıl alınıyor. Ancak tahmin edebiliriz.
Muhtemelen bir odak, Santralistanbul’u Bilgi’den almak ya da Can Holding’le ilgili önceden kalmış başka bir mesele nedeniyle üniversiteyi hedef alıyor. Ortalık zaten Butlan’dan dolayı toz duman içindeyken fırsattan istifade hızlıca bir kapatma kararı “çıkartılıyor.”
Ardından başka aktörler devreye giriyor. Protestolar devam ederken belki çocukları Bilgi’de okuyan iktidar çevreleri, aynı zamanda bu kararın rejimin keyfilik görüntüsünü daha da göz önüne sereceğini düşünen iletişim danışmanları. Başka aracılar bulunuyor. Muhtemelen ilk kararda YÖK’ün dahli hatta haberi yoktu. YÖK devreye sokuluyor falan. Yukarı ile ikna süreçleri işliyor ve birkaç gün sonra karar geri “aldırılıyor”.
Olabilecek her yetkinin yukarıdan aşağı tek elden tensip ve takdirle dağıtıldığı bu sistemde kararlar dar bir çevrenin nüfuz mücadeleleri, kişisel ilişkileri, anlık güç dengeleri ve diğer aktörlerin yakın çevreden etkili şahsiyetler vasıtasıyla “yukarıya” erişebilme kapasiteleri üzerinden yürüyor.
Şu olayın ne kadar büyük bir skandal olduğunun farkında mıyız? Adam cezaevinin mahrem bilgilerini ele geçirip, avukatları hedef göstermiş. Ama kimse hesap sormuyor. Gerçekten söylenen derecede bir hukuk devleti olsaydık, şafak operasyonuyla alınması gereken bu gazeteci olurdu!
Bakın bu gazetecilik falan değil, dümdüz suç. Lamı cimi yok bunun. Bu yapılan net olarak suç. Veri ihlali yapılmış ve yayılıyor. Dahası bu iki kadın meslektaşımız hedef gösteriliyor.
Bu arkadaş biliyor mu acaba bu kadın meslektaşların vekaleti var mı -ki gerek yok- veya Ekrem Bey’i davalarda temsil ediyorlar mı? Konuşma içeriğinin butlan ile alakalı olduğunu nereden çıkarıyorlar? Belki dosyalarla alakalı, belki sadece sohbet, belki butlan? Kimi ne ilgilendirir?
İki kadın meslektaş hedef gösteriliyor ve kendine “avukat” diyen bazı tipler de burada sorun olmadığını iddia ediyor. Sizin menfaatiniz batsın!
Bu hedef göstermeye ve veri ihlaline de @istbarosu ve @barolar mutlaka ses çıkarmak zorunda!