Schengen vizelerindeki ret oranlarındaki artışla, son 10 yılda 511 milyon avro eski Dışişleri Bakanına yakın şirket havadan para kazanmış.
Her şeyden vurgun yapabiliyorlar...
Türkiye'de doğmuş, büyümüş, iş kurmuş, istihdam üretmiş iseniz kazandığınızdan dolaylı yollarla birlikte bize %60'ını vereceksiniz.
Ülkende 3. Sınıf insan yaptılar, tam bir kapitülasyon, vahşi global kapitalizm ülkesi olduk.
Ortalama bir beyaz yakalı maaşının yarısını vergi ve prim için öderken, yabancılara %100 vergi imtiyazı veriliyor. Aynı Osmanlı'nın son döneminde halk ağır vergiler altında ezilirken, batılılara kapitülasyon verilmesi gibi. Gerçekten Osmanlı'yı canlandırdılar.
Türkiye'de çevrenin korunması adına umut verici bir gün. Bu yeni mahkeme kararının duyulmasına destek verirseniz sevinirim. Bizzat kendi adıma ve tüm memleket hayrına Aydın’daki yeni maden ocağı projesinin ruhsatının iptali için açtığım davada maden ruhsatı iptal edilmiştir.
Böylelikle, valiliğin “ÇED Gerekli Değildir” kararına karşı açtığım davada Aydın 2. Idare mahkemesinden aldığım iptal kararından sonra bu sefer de Aydın 1. İdare Mahkemesi tarafından ilgili müteahhit firmaya Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (“MAPEG”) tarafından verilen maden ruhsatı iptal edilmiştir.
Öyle orman gördüğünüz her yeri darmaduman edecek şekilde kazmayı vurup kazmaca yok. Memleketin doğasına sahip çıkan vatandaş var. Hukukçular var. Aydın'da hakimler var.
Bu kararın ilgili sayfalarını 290,000 takipçime iletiyorum. Memleketin nice yerlerindeki doğa katliamlarına karşı kullanılabilecek önemli bir karardır. Eğer duyurulmasına ve elden ele dolaşarak bilinmesine katkı verebilirseniz, koruma etkisi benim yetişebildiğim yerlerle sınırlı kalmamış ve yurt sathına yayılabilmiş olacaktır.
MARMARA'DA NELER OLUYOR?
Son haftalarda Marmara'da farklı bölgeler farklı renklerde deniz görüyoruz. Boğazda turkuaz, Bandırma'da koyu lacivert, Gemlik'te pas rengi gibi...
Telaşla soruyoruz: Müsilaj mı? Cevap: Hayır! "Oh çok şükür" deyip geçiyoruz. Rahatlayıp günlük hayatımıza dönüyoruz. Sanki Marmara'nın tek sorunu müsilajmış gibi...
Oysa denizdeki her değişim bir mesaj. İklim değişiyor ve deniz suyu sıcaklıkları artıyor. Bunu kontrol edemiyoruz. Marmara Denizi, Akdeniz ve Karadeniz arasında bir geçiş denizi. Bunu da kontrol edemiyoruz. Marmara'nın çevresine kümelenmiş resmi rakamlara göre 23 milyon nüfus var ve bunların evsel atıklarının ancak yarısını arıtıyoruz. Türkiye endüstrisinin %60'ı bu bölgede ve sanayi atıklarının ancak %30'unu arıtıyoruz. Tarım zehirleri ve diğer atıklar da cabası.
Gemlik Körfezi görüntüsü 2 Haziran 2026 Salı gününe ait. Görüntüde deniz içinde yeşilin farklı tonlardında yayılım var. Bir de çizgi gibi oluşumlar mevcut. Yeşilin farklı tonlarındaki deniz içinde gördüğümüz yayılım kirlilik ve sıcaklık etkisiyle aşırı artan algler. Çizgi gibi oluşumlar ise bunların yüzeyde birikimini temsil ediyor. Körfez çevresindeki yerel gazatelere bakarsanız kıyılardaki tarhana çorbası kıvamındaki görüntüler var bol bol.
Yetkililere sorarsanız "her şey normal", "analiz için örnek alındı, kontrole gönderildi". Biraz daha üstelerseniz boyunuz kadar yazışma ve denetim dosyasını koyuyorlar önünüze. Herkes çok çalışıyor, herkes işini mükemmel yapıyor!
Ben denize bakıyorum. Başkalarını bilmem ama deniz yalan söylemiyor.
Görüntünün sol alt köşesinden denize uzanan küçük çizgi Nilüfer Çayı-Susurluk Çayı-Çapraz Çay ve daha birçok akarsuyun birleşerek Karacabey Longozu'ndan denize karıştığı yer. Çayın karıştığı yerden yeşil rengi takip edin. Gemlik Körfezi'ne doğru kıyıdan ilerlediğini göreceksiniz. Körfez çevresindeki akarsu girişlerine dikkat edin. Renklenmenin nasıl artığını göreceksiniz.
Sonuç
Arıtmadan denize boca ettiğimiz evsel, endüstriyel, tarımsal atıklar körfezi boğmak üzere! Zehir kanalına döndürdüğümüz akarsularla denize giden atıklar Gemlik Körfezi'ne geri dönüp birikiyor! Yani bizim atıklarımız bize geri dönüyor! Su sıcaklığı arttığı ve deniz şartları da durağan olduğunda aşırı alg artışıyla karşılaşıyoruz.
Denizdeki bu alg artışı doğal değil. Tamamen bizim eserimiz. Marmara'yı sihirbaz zannetmemizden, atık çukuru olarak kullanmamızdan kaynaklanıyor.
5 Haziran Dünya Çevre Günü arefesindeyiz. Lütfen birbirimizi kandırmaktan vazgeçelim. Suçu, sorumluluğu bimbirimize atarak Marmara'yı temizleyemeyeceğimizi sanırım artık anladık.
Şu anda müsilaj yok ama kirliliği önlemediğimiz sürece müsilaj mutlaka geri dönecektir. Marmara'nın tek sorunu müsilaj değil.
Denizdeki kirliliği önlemek yerel ve merkezi yönetimlerin işi. Benim veya vatandaşın işi değil. Akademi bilimsel olarak, vatandaş atığını azaltarak bu sürece katkı sağlar. Tekrar ediyorum arıtma tesisi yapmadan, fabrikaların zehirlerini denetlemeden, vatandaşın bilinç düzeyini yükseltmeden başarılı olamayız.
2026 Dünya Çevre Günü'nü milat kabul edelim. Lütfen Marmara ile ilişkimizi değiştirmeki için adım atalım.
Ne kadar yerinde bir soru! Tıpkı dünyanın en pahalı etini neden biz yiyoruz sorusu gibi. Ve cevabı da aynı. Çünkü iktidar rant yaratmak ve dağıtmak zorunda.
Yolsuzluk konularında öyle bir yetenek havuzu oluştu ki; rastgele iki kavanozdan çekiliş yapsam, 'X kişisi - Y suçu' eşleşmesi istatistiksel olarak kesin çıkacak gibi. Dokunmadıkları, sömürmedikleri, yozlaştırmadıkları bir cm köşe kalmamış.
SON DAKİKA | Yerebatan Sarnıcı, İBB’nin elinden alınıp Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredildi.
📌 İBB Kültür AŞ, yapıyı tahliye etti ve ziyarete kapatıldı.
İBB Miras sana çok iyi baktı, Hoşçakal Yerebatan Sarnıcı...
Vfs global isimli vize şirketinin menfaatlerinin zedelenmesinin, Türkiye'nin "millî güvenlik"i ile ne alakası var?
bu kimin cikarini bozuyor? tabi ki belli…
Bayram bitti, sansür mesaisi başladı. Uluslararası "Vize İmparatorluğu" başlıklı çalışmanın Türkiye ayağı sansürlendi. Gazeteci @canancoskun sansürle ödüllendirildi.
VFS açısından skandal bir röportaj. Kısaca diyor ki "Yoo vize başvurularıyla ilgili hiçbir sorun yok, size öyle gelmiş."
VFS'ye göre vize danışmanlık şirketleri daha disiplinli şekilde randevu kovalıyor, tek olayları o. İyi de kardeşim, vize randevusu almak için profesyonel deneyim gerekiyorsa sizin sisteminiz çalışmıyor demek ki?
Görünen o ki, ülkede bir nefes alırken soyulmamışız. Gerçi, orada da kullanmadığım geçiş garantili köprüler-yollar, hasta garantili hastaneler filan var.