Başarmak zorundayız, madem ki bu toprakların evladıyız, madem her gün yoksul avuçlarını sıka sıka, kendi hayatından harcayıp bize ömrünü vermiş bu annelerin evlatlarıyız, hangi kimlikten, zümreden olursak olalım hep birlikte biz bunu başarmak zorundayız.
1 yıl önce bugün, 1 milyon oy farkıyla 16 milyon İstanbullu bir kez daha kazanmıştı. Milletin tercihine ancak işine gelince saygı duyan "1 kişi", 1 yılda millet iradesine saldırdıkça saldırdı.
5 ilçe belediye başkanımız tutuklu
2 ilçe belediyemize kayyum atandı
Birçok çalışma arkadaşımız tutuklu
İBB Başkanı olarak ben tutukluyum
"1 kişi" bunları hep haksız, hukuksuz operasyonlarla yaptı.
Bu yapılanlar çok açıkça suçtur, milletin iradesini yok saymaktır. Milli iradeye darbedir. "İstanbul Hukuksuzluğu" net olarak darbedir.
“Yargı bağımsız” diyerek, kafasını kuma sokan herkes de gerçekleri bile bile bu suça ortak olmuştur.
Artık 86 milyon vatandaşımızın hakkı, hukuku ve refahı için yola çıkmış biriyim.
Milletimizin demokrasiye ve adalete olan inancıyla, sevgisi ve tutkusuyla bu bozuk yapıyı bu topraklardan söküp atacağız. Milli iradeye düşmanlaşan bir avuç insanı, yine milli iradenin gücüyle durduracağız.
Türkiye hiç de uzun olmayan bir vadede adil, müreffeh, öngörülebilir bir ülke olacak. 31 Mart’ın yıl dönümünde sizlere çok güzel günleri müjdeliyorum.
İstanbul C. Başsavcılığı’nın İstanbul Barosu yönetiminin görevden alınmasına ilişkin 14/01/2025 tarihli davanamesi hakkındaki hukuki görüşüm:
-İstanbul CBS, İstanbul Barosu'nun 21.12.2024 tarihli basın açıklamasını gerekçe göstererek, İstanbul Barosu Başkanı'nın ve yönetiminin görevden alınmasını İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi'nden talep etmiştir. Bu talebin yasal dayanağı Avukatlık Kanunu m.77/5.
-İstanbul Barosu'nun açıklaması, Nazım Daştan ve Cihan Bilgin isimli iki kişinin Suriye'de etkisiz hale getirilmesine dair eleştirileri içermektedir. Bu metinde, özetle, uluslararası insancıl hukuk uygulanmasının gerektiği, savaş hukukuna aykırı eylemlerin hukuk ihlali yarattığı, basın mensuplarının çatışma bölgesinde hedef alınmasının bir savaş suçu olduğu, Cenevre Sözleşmesi'nin ve Roma Statüsü'nün ihlal edildiği ifade edilmiştir.
-İstanbul CBS'nin davanamesinde, İstanbul Barosu'nun açıklamasında sözü edilen bu iki kişinin Gaziantep ve Mardin'deki yargılama merciilerinde soruşturma ve kovuşturmaları süren terör şüphelileri/sanıkları olduğu, açık kaynaklarda da bu kişilerin terör örgütü üyesi olduğunun görüldüğü anlatılmıştır.
-İstanbul CBS, davanamesinde, bu açıklamanın basın ve yayın yoluyla terör propagandası suçuna ve basın ve yayın yoluyla halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçuna isabet ettiği ifade edilmiştir. Yine davanameden anlaşıldığı kadarıyla, Avukatlık Kanunu çerçevesinde 25.12.2024 tarihinde başkan ve yönetim kurulu üyeleri için Adalet Bakanlığı'ndan ceza soruşturması izni istenmiştir. Bu izin aynı gün (25.12.2024) tarihinde İstanbul C. Başsavcılığı'na verilmiştir. Buna göre, davanamenin sunulduğu 14.01.2025 tarihi itibariyle ceza soruşturmanın devam ettiği anlaşılmaktadır.
-Avukatlık Kanunu'nun 76'ncı maddesine göre baroların görevi şu şekildedir: "Avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlâkını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak".
-Avukatlık Kanunu'nun 77'nci maddesine göre amaçları dışında faaliyet gösteren baroların organlarının görevlerine son verilmesine CBS'nin talebi üzerine Asliye Hukuk Mahkemesi 3 ay içinde karar verir.
İşin özeti ve talebin hukuki dayanağı yukarıdaki gibidir.
Hukuki değerlendirme kısmına gelince: (Değerlendirme başlıkları; A, B ve C olarak üçe ayrılmıştır.)
A-Baroları diğer meslek örgütlerinden farklılaştıran, Avukatlık Kanunu'nun 76'ncı maddesinde belirtilen hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak ve korumak ödevidir.
-Avukatlık Kanunu'nun 76'ncı maddesine göre, dünyanın neresinde olursa olsun, işlenen bir hukuksuzluk baronun eleştiri konusu içinde yer alabilir. Böylesine bir hareket görev sınırları içinde sayılmalıdır.
-Ancak görev sınırları içinde sayılabilecek her açıklama hukuki olmayabilir. Baro yönetimleri yanılabilir, yanlışa düşebilir ve hatta bazen hukuki kavramları da karıştırabilir. Buna mukabil, bu yanlışlığın yargılama makamı, Baro Genel Kurul'larıdır.
(İstanbul Barosu Genel Kurul'unda seçime girmiş diğer grupların yetersizlikleri, Baro'nun bu meseleyle sınanmasına yol açmaktadır ancak şimdilik konumuz bu değildir.)
B-Belirtelim ki: Türkiye'nin terörle mücadelesi savaş hukuku içinde değerlendirilmez. Zira bir tarafta BM tarafından tanınan meşru bir devlet, diğer tarafta ise yine uluslararası kuruluşlar tarafından bu niteliği tescil edilmiş bir terör örgütü vardır. Dolayısıyla İstanbul Barosu'nun açıklamasında bahsedildiği şekliyle (varsa) idari bir kusur ne Roma Statüsü'nü ne de Cenevre Sözleşmesi'ni ilgilendirir. Bu tespit hukuki olarak sakattır.
İstanbul Barosu'nun, açık kaynaklarda dahi terör şüphelisi olduğu belli olan iki kişinin hem de terörle mücadele edilen çatışma ortamında öldürülmesinde yeterli araştırma yapmaksızın taraf olması ve bu kişileri mutlak olarak basın mensubu olarak kabul etmesi doğru olmamıştır. Ne dosya içeriği bilinmektedir ne de bu kişilerin hangi şekilde öldürüldüğü tam olarak anlaşılmıştır. Bu kişilerin karşılıklı çatışma sırasında yasal yetkinin kullanımı sırasında değil de yargısız olarak infaz edildiği düşünülüyorsa, bu hususta öncelikle delillerin toplanması ve sonrasında tutum alınması gerekir. Böyle bir durumda da terör örgütlerinin sübjektif açıklamalarına değil de devletin resmi açıklamalarına öncelik verilmesi değerlendirilmelidir. (Kaldı ki yukarıda belirtildiği üzere Roma Statüsü'ne ve Cenevre Sözleşmesi'ne başvurulmasının zorlama bir yorum olduğu kanaatindeyim.) Aksi durum, terörle mücadeleden öte, İstanbul Barosu'nun herkesin saygısına layık bir hukuk kurumu olması amacını sekteye uğratır.
-Bir siyasi partinin bu kadar hızlı tavır almaya ve devletin uygulamasını ifade özgürlüğü çerçevesinde sorgulamaya hakkı vardır. Ancak İstanbul Barosu siyasi parti değildir. Meşru zemin içinde ve net hukuki delillerle evrensel hukuku savunma amacını aşacak açıklamalar, Baro'nun çok değerli olan meşruiyetini sorgulatır. Baro, en soğukkanlı olması gereken hukuk kurumudur.
C-İstanbul Barosu'nun açıklaması hukuken haklı eleştirilere açık olsa da, bu eleştirilerin nihai zemini İstanbul Barosu Genel Kurulu'dur.
-Yanlış da olsa, bu açıklamaların, Avukatlık Kanunu'nun 76'ncı maddesindeki hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak ve korumak ödevi çerçevesinde yapıldığı anlaşılmaktadır. Her beğenilmeyen açıklamanın ya da hukuki kavramları yanlış kullanan metinlerin terbiye yeri yargı merciileri değildir.
-Keza belirtmek lazımdır ki, -davanameden anlaşıldığı kadarıyla- ceza soruşturma izninin 25.12.2024 tarihinde istenmesi ve Adalet Bakanlığı'nın da 25.12.2024'te bu izni vermesi hususu da dikkate değerdir. Bu süre içine evrakın kaydının yapılması bile meseleyken, sürecin süper jet hızında işletilmesi de, konuya rutin dışı yaklaşıldığını göstermektedir.
-Hukuk rutin dışılığı sevmez. Ceza hukuku sevilmeyen fikirleri terbiye etmekle görevli değildir. Cumhuriyet savcılıkları Baroların amiri ya da denetim merciii de değildir. İfade özgürlüğünün sınırlarını, günlük siyasal konjonktür değil, evrensel hukuk değerleri belirler.
-İstanbul Barosu'nun ifade özgürlüğü bağlamında yaptığı açıklamadan dolayı yönetim organının görevden alınması talebini hukukla uygun görmüyorum. Eğer hukuk kurallarını yanlış değerlendirmek bir kusursa, İstanbul Barosu'nun açıklamasının (örneğin) halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma (TCK m.217/A) olarak değerlendirilmesinin de ceza hukuku açısından yanlış olması hangi kefede değerlendirilecektir? Bu yanlış değerlendirmeden ötürü iddia makamı için Asliye Hukuk Mahkemesi'ne dava açılması nasıl ki kanun koyucu tarafından düzenlenmediyse, Avukatlık Kanunu'nun 77'inci maddesinde savcılıklara verilen yetki de bu haller için verilmemiştir.
-İstanbul Barosu Genel Kurulu'nda seçime giren tüm aday ve grupların bu hukuksuzluğa karşı duracağına dair inancım tamdır. Ancak bu hukuksuzluğa karşı durmak da, Baro'nun hukuken sakat metnini savunmak değildir. Bu ayrım doğru yapılmalıdır.
Avukatlar o metni Genel Kurulu'da değerlendirir. Başka merciiler, görev alanlarına girmeyen bu hususlara zorlama yorumlarla müdahil olurlarsa, hukuk pratiğimizin saygınlığının daha da geri gideceği aşikardır.
Hukukla kalın.
15/01/2025 s:01:08
Baro nedir? Nasıl bir yönetim anlayışı benimsenmelidir?
2024’te avukatların gündemi yine Baro seçimleri! Malum, yılın son rakamı çift. (Avukatlık Kanunu m.82 gereği, çift rakamlı yıllarda baro seçimleri yapılır.)
Her iki senede bir, her fikirden başkan adayları çıkar, eski yönetimlere nazik bir "eksik kalmış" der, kendi dönemlerinde ise her şeyin şanlı şerefli olacağını anlatırlar. Küçük şehirlerde bu seçimler biraz daha çiçekli böcekli geçer, İstanbul Ankara gibi büyük şehirlerde ise ana muhalefet partileri kurultay yapıyor zannedersin.
Şunu da hatırlatmak lazım, baro görevleri gönüllüdür. Yani maaş/huzur hakkı vs. yok. Ücretsiz. Şeref varsayılır, para yoktur. Yüksek maaşlı meslek odalarıyla karıştırmayınız.
Baroların nasıl yönetileceği tartışması ise iki temel görüşte düğümleniyor:
Görüş 1: Barolar ideolojik duruşları olan kuruluşlardır. Hukuk bizatihi ideolojiktir. O halde baronun bir ideoloji çerçevesinde hareket etmeyi öncelemesi gerekir.
Görüş 2: Baroların ideolojisi olmaz. Barolar meslek odalarıdır. Avukatlık pratiğine ve özlük haklarına dair konular dışında fikir üretmez, eylem yapmaz.
Her iki yaklaşımın da eksik tarafları var. Baroya aday olan kişiler dahi bazen bu konularda yeteri kadar okuma yapmamış, konu üzerine kafa yormamış olabiliyor (Sonuçta zihin emeği de zahmetli bir iştir.)
Önce Görüş 2’den başlayacağım: Barolar elbette ki meslek odasıdır. Avukatların özlük hakları tabi ki baronun konusu içindedir. Ancak baroların yapabilecekleri de mevzuatla sınırlıdır. O nedenle popülizme kaçıp da seçmeni yanıltmanın dürüst bir yanı yoktur. Mesela “her avukata yüksek miktarda maaş/yardım bağlayacağız” diye bir seçim vaadinde bulunamazsınız. Zira baronun bunu yapabilecek ne kudreti ne de yasal alt yapısı var.
Görüş-2’nin başka eksik yanları da var. Hukuk sistemleri toplumların benimsedikleri ideolojik modellere göre şekillenir. Anglo sakson sistemi içinde avukatın rolü başkadır, Kara Avrupası sistemi içinde avukatın rolü başkadır, İslami bir rejimde avukatın rolü başkadır, faşist bir rejimde başkadır, demokratik bir rejimde başkadır. Baroyu salt bir meslek odasına indirgediğiniz zaman, baronun demokratik bir toplum düzenini savunmasının da meşruiyeti kalmaz.
Görüş-2 sahiplerinin bir kısmı yeterli okuma yapmadıkları ya da konu üzerine kafa yormadıklarından olsa gerek gerçeği söylememeyi göze alıp popülizm batağına girerler. (Maddi zorluklar çeken genç bir meslektaşa, “bırak demokrasiyi sana para lazım para” demek kolaydır. Sanki buna etkin bir ilacı varmış gibi hem de…)
Diğer bir kısmı ise baronun ideolojisi olmaz derken, aslında kendi gizli ideolojilerini saklamak için bu argümanı dile getirirler. Söz gelimi Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in eksik kaldığını ve tek ulus sisteminin Türkiye’ye iyi gelmediğini düşünen bir ikinci Cumhuriyetçi, elbette ki baronun Cumhuriyeti korumasını istemez. Ancak bunu açık açık söyleyemeyeceği için de “baronun ideolojisi olmaz” perdesi arkasına saklanır. Çok parçalı toplumun bir sonraki aşamasının çoklu hukuk sistemi olduğu ve bu çoklu hukuk sistemi içinde avukatın rolünün de farklılaşacağı açıktır. Başka basit bir örnek olarak, müdafiin demokratik düzendeki rolü ile otoriter düzendeki rolü birbirinden tamamen farklıdır. Avukat savcı ilişkisinde dahi bu böyledir. O ideolojik dediğiniz şey, avukatın günlük meslek pratiğiyle bire bir ilgilidir.
Baro nasıl olur da avukatlığın geleceğine dair fikir sahibi olmaz?
Entelektüel bilgi eksiği olan popülistlerle, ideolojik gizli ajandası olanların yöntem birliği ettiğini görüyoruz.
Görüş 1 ile devam edelim: Sorunları bir ormana benzetirsek, yöntemsel olarak ormana tepeden bakabilme kabiliyeti çerçevesinde bu görüşün tutarlı tarafı vardır.
Ancak Amazon Yağmur Ormanları bile tek tek ağaçlardan oluşur. Ağaçların bir kısmının yaşadığı hastalığı önlemek için ormanın sınırlarını iyi korumanız yetmez. Lokal tedaviler, bire bir ilişkiler gerekir. Baroyu sadece hukukun üstünlüğünü savunan yüksek politik kurumlar olarak görmek de avukatın diğer günlük ihtiyaçlarını gözden kaçırmak anlamına gelir. Bu durumda baroculuğu yalnızca tuzu kuruların yaptığı yönündeki eleştiri de haklı kalır. Ülkenin demokratik düzeni nasıl ki avukatın yaşam pratiğini etkiliyorsa, bağlı çalışan avukat için (tavsiye niteliğinde dahi olsa) asgari avukatlık ücreti belirleme yönünde kendine görev biçen baro da avukatın yaşam pratiğini etkiler. Adliyeler arası servisler böyledir, haksızlığa uğrayan avukatın yanında kapı gibi durmak böyledir, savcıyla aynı lojmanda komşu olan ve onunla kürsüsünü dahi paylaşan yargıcın avukatla görüşmeyi reddetmesine karşı ilkesel olarak savaş açmak böyledir, müvekkiliyle özdeşleştirildiği için o da “suçlu” zannedilen bir avukatın yanında kalabalıklara karşı durmak da böyledir.
Bu konudaki fikirlerimizi aydınlanmış bir akıl süzgecinden geçirdiğimiz zaman şu sonuçlara ulaşmak durumundayız.
Barolar hem avukatların meslek odasıdır hem de kamu tüzel kişiliğini haiz olan, milletin hukuk kurumlarıdır. Barolar yalnızca avukatların özlük haklarını değil, hukukun üstünlüğünü ve demokrasiyi de korumak zorundadır. Aynı anda birden fazla işi yapmak gayet mümkün.
1-Barolar avukatların meslek odasıdır. Avukatın özlük işleri ve yaşam pratiğiyle ilgilenmek baronun birincil görevidir.
2-Barolar milletin güvendiği/millete güven vermek zorunda olan hukuk kurumlarıdır. Avukatlık Kanunu’ndan aldığı yetkiyle (m.76) hukukun üstünlüğünü, insan haklarını, demokrasiyi, Anayasal düzeni ve Atatürk devrimlerini savunmak da baroların bir başka birincil görevidir. Herhangi bir güncel siyasi partinin bahçesi olmadan da bu aşkın değerler korunabilir.
3-Bunların hepsi birlikte yapılabilir. Avukatlar ne birikimi olmayan cahil popülizme ne gizli ajandası olan ideolojik körlüğe ne de hiçbir gündelik derdi kalmamış üsttenciliğe muhtaç değil.
Turnusol:
Adaylarımız Cumhuriyete, demokrasiye, hukuka özde bir bağlılık hissediyor mu? Ve daha önemlisi bu bağlılıklarını baro yönetiminde pratik edebilecek tarihsel, hukuksal ve siyasi bilgileri ve birikimleri var mı?
Adaylarımız avukatın günlük sorunlarına hâkim mi? Yoksa baroyu arkadaşlarla vakit geçirebilecek bir lokal ya da politik bir basamak olarak mı görüyor?
Adaylarımız insan olarak samimi mi, dürüst mü, avukatın toplumda itibarlı duruşuna hizmet eden saygın bir duruşu var mı?
Hangi aday/lar:
-Cumhuriyete, Anayasal düzene, hukukun ve demokrasinin üstünlüğüne bağlıysa,
-Maske takmadan samimi ve tutarlı bir şekilde işini yapıyorsa,
-Toplum nezdinde, dürüst itibarlı ve saygın olarak tanınıyorsa
o kişilerin yönetimde olması gerekir. Seçmen olarak görevimiz de talebimiz de bu olmalıdır. Tüm barolarımızda centilmence ve hukukçu ahlaka yaraşır şekilde bir demokratik yarış yapılması dileğiyle…
Anlayamazsınız beyefendi, çünkü siz hukuk bilmiyorsunuz. Sizin hukuk, adalet inancınız ve tüm ahlaki değerleriniz yalnızca kendinizden olana. Bizim değil.
📌HÜDA-PAR Kadın Kolları'ndan açıklama: "Batı tipi hayat tarzının ürünü olan evlilik dışı ilişkiler nesil emniyetini tehdit eden davranışlardır. Evlilik dışı ilişkilerin önüne geçilmelidir."
Sevgili dostlarım, ben hep olduğum yerdeyim. Bunun gereği olarak, bugün itibariyle, şimdiye kadar gururla yürüttüğüm DSP genel başkan yardımcılığı görevimden istifa etmiş bulunuyorum. Saygısını ve sevgisini esirgemeyen herkese teşekkür ederim.
Bir deprem ülkesinde yaşayan ve deprem tehlikesi yüksek illerden Kahramanmaraş’ta yaşayan biri olarak bir gün burası da Elazığ’ın, İzmir’in kaderini yaşarsa benim için ailem için veya herhangi biri için melek oldu diye iyileştirmeler yapmayın. Hakkımızı arayın.