Furkan Vakfı Gönüllülerine Yönelik Hak İhlallerine Son Verilmelidir
19 Ağustos 2026 tarihinde Adana merkezli başlatılan operasyon kapsamında Alparslan Kuytul, Semra Kuytul ve Furkan Vakfı gönüllülerinin de aralarında bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alınmış, bugün ise adliyeye sevk edilmiştir. Aynı soruşturma kapsamında şirketlere kayyum atanması, malvarlıklarına yönelik el koyma tedbirleri uygulanması, yüzlerce sosyal medya hesabına erişim engeli getirilmesi ve dosyayı takip eden avukatların da gözaltına alınması ciddi hak ihlali kaygıları yaratmaktadır.
Süreci ilk günden bu yana takip eden İHD Adana Şubemiz tarafından aktarılan bilgilere göre, gözaltı sürecinde avukat-müvekkil görüşmeleri sağlıklı ve mahrem koşullarda gerçekleştirilememiş, bazı avukatların görüşmeleri “menfaat çatışması” gerekçesiyle engellenmiştir. Av. Alişan İnci’nin Alparslan Kuytul’a hukuki yardım sunduğu sırada, Av. Bilal İpek’in ise operasyon kapsamında gözaltına alındığı bilgisi tarafımıza ulaşmıştır. Avukatların müvekkilleriyle özdeşleştirilmesi ve mesleki faaliyetlerinin kriminalize edilmesi kabul edilemez.
Ayrıca soruşturmadaki iddiaların önceki ve halen derdest dosyalardaki iddialarla aynı veya benzer nitelikte olduğu belirtilmektedir. Yeni ve somut deliller ortaya konulmaksızın aynı olguların tekrar tekrar soruşturma konusu yapılması, hukuki güvenlik ilkesini zedelemekte ve ceza soruşturmasını sürekli bir baskı aracına dönüştürme riski taşımaktadır.
Henüz suçluluğu kesinleşmemiş kişilerle bağlantılı şirketlere kayyum atanması ve malvarlıklarına el konulması, yalnızca şüphelileri değil; çalışanları, aileleri ve bu işletmelerle ekonomik ilişki içinde bulunan çok sayıda kişiyi de doğrudan etkileyen ağır müdahalelerdir. Ceza muhakemesindeki koruma tedbirleri, ekonomik faaliyetleri fiilen devlet denetimine geçiren, kurumları tasfiye eden veya henüz yargılama sonuçlanmadan cezalandırıcı sonuçlar doğuran araçlara dönüştürülemez. El koyma ve kayyum kararlarının somut, denetlenebilir gerekçelere dayanması; zorunluluk ve ölçülülük sınırları içinde kalması gerekir.
İnsan Hakları Derneği olarak; gözaltı ve tutuklamanın cezalandırma aracına dönüştürülmemesini, savunma hakkına yönelik engellemelerin kaldırılmasını, avukatların mesleki faaliyetleri nedeniyle hedef alınmamasını, ifade özgürlüğüne yönelik ölçüsüz müdahalelere son verilmesini ve kayyum ile el koyma tedbirlerinin peşin cezalandırmaya dönüşmemesini talep ediyoruz.
Suç isnadı mahkumiyet değildir. Temel hak ve özgürlükler soruşturma gerekçesiyle askıya alınamaz.
İnsan Hakları Derneği olarak, sürecin ve ileri sürülen hak ihlallerinin takipçisi olmaya devam edeceğiz.
İNSAN HAKLARI DERNEĞİ
Nadir Nayci’nin oğlu Ramazan Nayci, İlçe Jandarma Komutanı Yüzbaşı Cemal Temizöz’e giderek babasının kaybolduğunu anlattı. Babasının Kuştepe’de alıkonulduğundan emin olduğunu söyleyerek onu aramak için köye asker gönderilmesini istedi.
Temizöz ise bu talebi karşılamadı. Ramazan Nayci’ye, “Çok istiyorsan kendin git, ara” dedi. Ayrıca babasının dağa çıkmış olabileceğini söyledi.
Ramazan Nayci, Kuştepe’ye gitmesi halinde kendisinin de alıkonulacağından korktuğu için köye gidemedi. Nadir Nayci’den bir daha haber alınamadı.
#CumartesiAnneleri1116Hafta
LGBTİ+LARIN VAROLUŞU MÜSTEHCEN DEĞİLDİR!
Sanatçı Mabel Matiz hakkında “Ha Leylim” isimli şarkısı ve video klibi gerekçe gösterilerek TCK’nin 226. maddesinde düzenlenen “müstehcenlik” suçu kapsamında yeniden soruşturma başlatılmıştır. Şarkı sözleri ile klipteki görsellerin birlikte değerlendirilerek ceza soruşturmasına konu edilmesi, sanat ve ifade özgürlüğü bakımından son derece kaygı vericidir.
“Ha Leylim”de iki erkek arasındaki duygusal yakınlığın ve aşk ihtimalinin görünür kılınması müstehcenlik değildir. LGBTİ+’ların aşkı, varoluşu ve hikayeleri toplumun diğer kesimlerinin aşkından ve hayatından daha az meşru değildir. LGBTİ+ görünürlüğünün “genel ahlak” ve “müstehcenlik” gibi kavramlarla kriminalize edilmesi, ayrımcılığı derinleştirmekte ve sanatçılar üzerinde açık bir sansür ve otosansür baskısı yaratmaktadır.
Üstelik aynı cinse yönelen aşkın ve arzunun sanattaki ifadesi bu coğrafyaya ne yabancı ne de yenidir. Bugünün kimlik kategorilerini geçmişe birebir taşımaksızın hatırlatmak gerekir ki, Divan edebiyatında sevgilinin cinsiyetinin belirsiz bırakıldığı, şehrengizlerde erkek güzellerin ve onlara duyulan hayranlığın şiirin konusu olduğu çok sayıda örnek bulunmaktadır. Dolayısıyla bugün “toplumsal değerlere aykırı” sayılarak görünmez kılınmak istenen çeşitlilik, bu toplumun kültürel hafızasında yüzyıllardır vardır.
Bu coğrafya, 12 Eylül sonrasında trans sanatçıların sahne yasaklarından, 1990’larda şarkıların, kasetlerin, kitapların ve sanatçıların cezai ve idari baskıyla susturulmaya çalışılmasına kadar uzanan ağır bir sansür geçmişine sahiptir. Dün farklı kimlikler, diller ve düşünceler nasıl yasaklarla susturulmaya çalışıldıysa, bugün de benzer reflekslerin “müstehcenlik” üzerinden yeniden üretilmesini kabul etmiyoruz.
İHD Merkezi LGBTİ+ komisyonu olarak Mabel Matiz’in yanında olduğumuzu; LGBTİ+ varoluşunu, aşkı ve sanatsal ifadeyi suçlaştıran her türlü sansür ve ayrımcı uygulamanın karşısında olduğumuzu kamuoyuna duyuruyoruz.
Aşk suç değildir. LGBTİ+ varoluşu müstehcen değildir.
Sanat yargılanamaz, şarkılar susturulamaz.
İNSAN HAKLARI DERNEĞİ MERKEZİ LGBTİ+ KOMİSYONU
AİHM, dosyadaki delillerin Mehmet Ertak’ın gözaltına alındığını, işkence sonucu yaşamını yitirdiğini ve ölümünden devletin sorumlu olduğunu hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde ortaya koyduğunu belirledi. Mahkeme, Türkiye’yi yaşam hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle oybirliğiyle mahkûm etti. (Ertak/Türkiye, 09.05.2000, Başvuru No: 20764/92)
#CumartesiAnneleri1114Hafta
BASIN AÇIKLAMASI
İHD Üzerindeki İdari ve Yargısal Baskılara Son Verilmelidir
İnsan Hakları Derneği (İHD), son bir ay içerisinde 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi uyarınca verilen mahkeme kararlarına dayanılarak üç ayrı erişim engelleme ve içerik kaldırma tedbiriyle karşı karşıya bırakılmıştır.
Son olarak, İstanbul 6. Sulh Ceza Hâkimliği’nin kararı uyarınca, X platformunda LGBTİ+ haklarına ilişkin bir paylaşımımıza Türkiye’den erişim engeli uygulanmıştır. Bugün ise Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), Isparta 2. Sulh Ceza Hâkimliği’nin kararına dayanarak, İzmir Şubemiz tarafından hazırlanan ve internet sitemizde yayımlanan 2020 Yılı Ege Bölgesi Kadın Hakları Raporu ile Merkez Kadın Komisyonumuz tarafından hazırlanan 2021 Yılı Kadın Hakları İhlalleri Raporunun internet sitemizden kaldırılmasını talep etmiştir.
2020 ve 2021 yıllarında kamuoyu ile paylaşılan raporların, yıllar sonra erişime engellenmesinin hangi hukuki gerekliliğe, hangi kamu yararına ve hangi toplumsal ihtiyaca karşılık geldiği sorusunu kamuoyunun takdirine sunuyoruz.
İnsan Hakları Derneği; Anayasa’nın 26. ve 34. maddeleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. ve 11. maddeleri ile Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 19. ve 22. maddeleri kapsamında güvence altına alınan ifade özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğünün, evrensel insan hakları normlarına uygun biçimde kullanılmasını savunmaktadır. Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşmelerinden doğan yükümlülükler, tüm kamu kurumları ve yargı mercileri bakımından bağlayıcıdır. Kamu kurumlarını ve yargı organlarını, ulusal ve uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklerine uygun davranmaya bir kez daha çağırıyoruz.
Belirtmek isteriz ki İHD tarafından hazırlanan hak ihlali raporları; mağdurların beyanlarına, tanıklıklara, yerinde yapılan inceleme ve gözlemlere, doğrulanabilir bilgi ve belgelere dayanmaktadır. Raporlarımızın temel amacı, insan hakları ihlallerini görünür kılmak, kayıt altına almak ve benzer ihlallerin tekrarının önlenmesine katkı sunmaktır.
BTK tarafından kaldırılması talep edilen raporlarımız da Derneğimizin uzun yıllardır sürdürdüğü izleme, belgeleme ve raporlama faaliyetlerinin bir parçasıdır. Bu çalışmalar, kadınlara yönelik hak ihlallerinin görünür kılınmasını, belgelenmesini ve önlenmesini amaçlayan insan hakları savunuculuğu faaliyetleridir.
İHD olarak, söz konusu hukuka aykırı müdahalelere karşı ilgili mahkemeler nezdinde gerekli itiraz ve başvuruları yapacağımızı, bunun yanında uluslararası insan hakları koruma mekanizmaları nezdinde de gerekli girişimlerde bulunacağımızı kamuoyuyla paylaşıyoruz.
İnsan Hakları Derneği, kırk yıllık insan hakları mücadelesinde olduğu gibi; ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve bilgiye erişim hakkına yönelik açık müdahale niteliği taşıyan idari ve yargısal baskılara rağmen hak ihlallerini izleme, belgeleme ve raporlama faaliyetlerini, insan hakları savunuculuğunu, barış ve demokrasi mücadelesini kesintisiz biçimde sürdürmeye devam edecektir.
İNSAN HAKLARI DERNEĞİ
26 yaşındaki Kemal Birlik ve 34 yaşındaki Zeki Alabalık, Kızıltepe Ceza İnfaz Kurumu’nda hükümlüydü. Üç yıl dokuz aylık cezalarını tamamlayacakları 29 Mart 1995 tarihinde tahliye edileceklerdi.
Kemal ve Zeki, ailelerine yazdıkları mektuplarda, “Bizi almaya kalabalık gelin” demişti. Baba Abdulbaki Birlik ve kardeş Zübeyir Birlik, tahliye günü cezaevine gitti. Askerler onları kapıdan içeri aldı. Ancak ne tahliye olanlardan ne de onları karşılamaya gidenlerden bir daha haber alınabildi.
#CumartesiAnneleri1113Hafta
Hem Volkan Ayvazlı dosyasının AYM önündeki seyrinin hem de hapishanelerde yaşanan hak ihlallerinin ve adalet mücadelesinin yakın takipçisi olmaya devam edeceğiz.
Üzücü haber: Derneğimizin kurucularından Av. #NebiBarlas’ı maalesef kaybettik.
Askeri darbe döneminin en zor koşullarında işkence görüp idam cezası ile yargılanan müvekkillerini her türlü hak ihlaline karşı cesurca savundu.
Nebi abi tüm insan Hakları savunucularının gönlünde yer etti.
Kararlı mücadelesi ve hatırası bize yol göstermeye devam edecek.
Suruç Katliamı'nın 11. Yılında Adalet Talebimizi Yineliyoruz!
20 Temmuz 2015 tarihinde Urfa'nın Suruç ilçesindeki Amara Kültür Merkezi'nde, Kobanê'nin yeniden inşasına destek olmak; çocuklara oyuncak, kitap ve çeşitli insani yardım malzemeleri ulaştırmak amacıyla bir araya gelen Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyesi gençlere yönelik gerçekleştirilen canlı bomba saldırısında 33 genç yaşamını yitirmiş, 100'ü aşkın kişi yaralanmıştır. Katliam öncesinde saldırı ihtimaline ilişkin kamuoyuna yansıyan uyarı ve ihbarlara, katılımcıların programı ve güzergâhı önceden bilinmesine rağmen gerekli önleyici tedbirlerin alınmamış olması, devletin yaşam hakkını koruma yükümlülüğü bakımından ciddi soru işaretlerini bugün de korumaktadır. Yaşam hakkını, örgütlenme özgürlüğünü ve barış içinde dayanışmayı hedef alan bu katliam, toplumsal hafızadaki yerini korumaktadır.
Katliamın üzerinden on bir yıl geçmiş olmasına rağmen, IŞİD'in Türkiye yapılanması, saldırının planlayıcıları, organizatörleri ve katliama zemin hazırlayan ihmaller bütün yönleriyle açığa çıkarılmamıştır. Firari sanıklar yönünden dava süreci devam ederken, kamu görevlilerinin olası sorumlulukları ve ihmalleri konusunda etkili bir yargısal denetimin işletilmemesi cezasızlık sorununu derinleştirmektedir. Katliamın önlenebilir olup olmadığına ilişkin iddialar ile kamu görevlilerinin olası sorumlulukları hakkında etkili bir soruşturma yürütülmemesi, cezasızlık politikasının sürdüğünü göstermektedir.
Devletin yaşam hakkını koruma ve etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü bugüne kadar gereği gibi yerine getirilmemiştir. Yaşam hakkının korunmasına ilişkin devletin negatif yükümlülüğü kadar, saldırıları önleme, etkili soruşturma yürütme ve sorumluları ortaya çıkarma yönündeki pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır. Bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi yalnızca Suruç Katliamı bakımından değil, sonraki yıllarda yaşanan ağır yaşam hakkı ihlallerinin de ortak zeminini oluşturan cezasızlık anlayışını beslemiştir.
Suruç Katliamı'nın aydınlatılması; yalnızca yaşamını yitirenlerin ailelerine karşı bir sorumluluk değil, toplumun hakikati bilme hakkının ve adalete erişim hakkının da gereğidir. Hakikatin gizlendiği, sorumluların hesap vermediği ve etkili soruşturma yükümlülüğünün yerine getirilmediği koşullarda adaletten ve toplumsal barıştan söz etmek mümkün değildir.
İnsan Hakları Derneği olarak; Suruç Katliamı'nın tüm yönleriyle aydınlatılmasını, olayın planlanması ve gerçekleşmesindeki tüm sorumluların, ihmali bulunan kamu görevlileri dâhil olmak üzere bağımsız ve tarafsız yargı mercileri önünde hesap vermesini, firari sanıklar yönünden yürütülen yargılamanın etkin biçimde sürdürülmesini ve cezasızlık politikalarına son verilmesini talep ediyoruz.
Suruç Katliamı'nda yaşamını yitiren 33 düş yolcusunu saygı ve özlemle anıyor; ailelerinin, yaralananların ve yıllardır adalet mücadelesini sürdüren herkesin yanında olduğumuzu bir kez daha ifade ediyoruz.
Unutmadık, unutturmayacağız.
https://t.co/lJpfbGKHTA
Kırk yıl boyunca değişmeyen temel yaklaşımımız şudur: Bir ülkede gerçek demokrasi, ancak herkesin haklarının güvence altında olduğu demokratik, eşit ve özgür bir düzenle mümkündür. #İHD40Yaşında
İHD 40 Yaşında
Kadınların 8 Mart ve 25 Kasım gibi günlerde gerçekleştirmek istedikleri barışçıl gösterilerin engellenmesi, yalnızca bir toplantı hakkı ihlali değil; kadınların eşit yurttaşlar olarak kamusal alanda var olma hakkına yönelik bir müdahaledir.
LGBTİ+'lara yönelik ayrımcı ve nefret söylem ve uygulamaları da insan hakları açısından ciddi bir kaygı kaynağıdır. LGBTİ+ hareketini hedef alan yargı tacizi sistematik bir hal almış, bu grubun fikir ve örgütlenme özgürlüğü ağır şekilde ihlal edilmektedir. Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler biteylerin kimliği, yönelimi veya yaşam biçimi nedeniyle ayrımcılığa uğramamalarını güvence altına aldığını bir kez daha vurgulamak istiyoruz.
Eşit yurttaşlık ilkesi, herkes için geçerli bir insan hakkıdır. İnsan hakları mücadelesi yalnızca çoğunluğun haklarını değil; toplumdaki bütün bireylerin ve grupların haklarını savunmayı gerektirir.
Farklılıkların tehdit değil, demokratik yaşamın zenginliği olarak kabul edildiği bir ülke için mücadele etmeye devam edeceğiz.
İşçi ve emekçilerin hakları bugün de önemli sorunlarla karşı karşıyadır. Sendikal örgütlenme hakkının önündeki engeller, güvencesiz çalışma koşulları, ekonomik eşitsizlik ve emekçilerin demokratik taleplerine yönelik baskılar, sosyal hakların korunması gerekliliğini göstermektedir.
İnsan hakları yalnızca siyasal haklardan ibaret değildir. İnsanca çalışma, adil ücret, sosyal güvence ve ekonomik adalet de insan onurunun ayrılmaz parçalarıdır.
#İHD40Yaşında
Açıklamanın tamamı: https://t.co/YK6Rn4ZkOe
Hapishane Kapılarındaki Direnişle Başlayan Mücadelemiz 40 Yaşında!
İHD'nin kuruluş temelleri, askeri darbe döneminin ağır hak ihlallerine karşı hapishane kapılarında direnen mahpus yakınlarının ve hak savunucularının ortak mücadelesiyle atılmıştır.
Bugün, hapishane önlerinde filizlenen bu onurlu mücadelenin 40. yılını geride bırakmanın kararlılığını yaşıyoruz.
İHD Merkezi Hapishaneler Komisyonu olarak, hapishanelerdeki hak ihlalleriyle mücadele misyonunu ilk günkü duruşumuzla sürdürüyoruz. Dün olduğu gibi bugün de hapishanelerin dış dünya ile bağını koparmayı hedefleyen politikalara karşı hakikatin sesi olmaya devam ediyoruz.
#İHD40Yaşında
İHD MERKEZİ HAPİSHANE KOMİSYONU