2003'te darbe yaptım .
Kalbimin yönetimini nefisten geri aldım Allah'ın izniyle.
2006'da Allah beni namazla huzuruna kabul etti.
Bugün namaza başlayalı 15 yıl oldu.
Allah beni son nefesime kadar namazdan ayırmasın .
İstikamet Üzere Olmak
Cenâb-ı Hak Fussilet sûresinde şöyle buyuruyor:
“Şüphesiz ‘Rabbimiz Allah’tır.’ deyip de sonra dosdoğru olanlar var ya, onların üzerine akın akın melekler iner…” (Fussilet, 41/30)
“Rabbimiz Allah’tır.” demek yetmiyor. Arkasından istikamet üzere bir hayat geliyor.
Peki, istikamet nedir?
İtikadı doğru olacak, ahlâkı doğru olacak, ibadeti doğru olacak, muamelâtı doğru olacak. Yani insanın yalnızca bir tarafı değil, hayatının bütünü istikamet üzere olacak.
Mesela itikatta istikamet nedir?
Kur’ân ve sünnet çizgisinden ayrılmamaktır. Allah’ı, kendisini bize nasıl tanıtmışsa öyle tanımaktır. Allah’ın bildirdiği sıfatların dışında O’na birtakım şeyler isnat etmek, yaptıklarımızın bir kısmını Allah’ın bilmeyeceğini düşünmek itikatta istikametten sapmaya örnektir.
Peygamber Efendimiz (sas), bizim önderimiz ve rehberimizdir. Onun yaşadığı gibi yaşamak; ahlâkı ahlâkımız, sünneti yolumuz olacak. Onu hâşâ, peygamberlik makamından çıkarmak anlamına gelecek telakkiler itikatta sapmadır. Peygamberlik vasfı olmayan birtakım insanları aşırı derecede yüceltmek, onları hatasız ve günahsız kabul etmek de itikatta insanı yanlış yerlere götürür.
İtikadımız düzgün olacak.
Peki, ibadetimiz?
İbadette de istikamet üzere olmamız gerekir. İnsan namazını kılıyor olabilir ama nasıl kılıyor?
Resûlullah (sas):
“İnsanların hırsızlık bakımından en kötüsü, namazından çalandır.” buyuruyor.
“Yâ Resûlallah! İnsan namazından nasıl çalar?” diye sorulunca:
“Rükûunu ve secdesini tam yapmaz.” buyuruyor.
(Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, V, 310; Mâlik, el-Muvatta’, Kasru’s-salât, 72)
Demek ki sadece namaz kılmak değil, namazı hakkını vererek kılmak da gerekiyor. Alnımızı yere koyup hemen kaldırmak, rükû ve secdeyi alelacele yapmak değil; ne yaptığımızın farkında olarak, ta‘dîl-i erkâna riayet ederek Rabbimizin huzurunda durmak gerekiyor.
İstikamet dediğimiz şey yalnızca dilimizle “Rabbim Allah’tır.” demek değildir. İmanımızda, ibadetimizde, ahlâkımızda ve insanlarla olan muamelelerimizde Allah’ın gösterdiği dosdoğru yol üzere yaşamaya gayret etmektir. Özü doğru, sözü doğru, ağzından yalan çıkmayan, kursağından haram geçmeyen bir insan olabilmektir.
Rabbimiz bizleri itikadında, ibadetinde, ahlâkında ve bütün hâl ve davranışlarında istikamet üzere yaşayan; “Rabbimiz Allah’tır.” deyip ömrünün sonuna kadar bu sözün gereğince yaşayan kullarından eylesin. Son nefesimizi iman ve istikamet üzere verebilmeyi hepimize nasip eylesin.
#İstikamet
#İmanVeİstikamet
#DosdoğruYol
2006da Namaza başladım
Çeşitli TV ve radyolarda ergenlikten hesapla... Bilmem kaç yıl kaza namaz borcun var dediler, korktum
Nasılki yeni müslüman olanın günahları sıfırlanıyorsa,
SAMİMİ TÖVBE edip namaza başlayanın geçmiş namaz borçları da sıfırlanır.
Hayırlı Cumalar
1adamı mide kanaması ile hastaneye götürdüler
Midede içten bıçak yarası var,
Doktor sordu kazamı hastalıktan falanmı diye
Adam sonunda dediki:
Sabah Kardeşim ile tartıştık bana öyle 1laf ettiki bıçaklasa daha az acı verirdi
Söz ola kese savaşı...
Söz ola..
HAYIRLI Cumalar
Efendimiz (s.a.v.) buyurdu:
“Münafığın alâmeti üçtür:
Konuşunca yalan söyler,
söz verince sözünden cayar,
kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet eder.”
(Müslim Îmân 107, 108.)
“Oruç tutsa, namaz kılsa ve kendini mümin zannetse bile” buyurulur.
(Müslim Îmân 109).
𝐊𝐚𝐫𝐬̧𝛊𝐥𝛊𝐠̆𝛊𝐧𝛊 𝐁𝐞𝐧𝐢𝐦 𝐊𝐚𝐭𝛊𝐦𝐝𝐚 𝐁𝐮𝐥𝐮𝐫𝐝𝐮𝐧!
Resûlullah (sas) kıyamet günü yaşanacak son derece dikkat çekici bir konuşmayı haber veriyor.
Cenâb-ı Hak kuluna:
“Ey Âdemoğlu! Hastalandım, beni ziyaret etmedin.” buyuracak.
Kul:
“Yâ Rabbi! Sen âlemlerin Rabbisin. Ben seni nasıl ziyaret edebilirdim?” diyecek.
Cenâb-ı Hak:
“Falan kulumun hastalandığını bilmedin mi? Onu ziyaret etseydin, beni onun yanında bulacağını bilmiyor muydun?” buyuracak.
Sonra Cenâb-ı Hak:
“Ey Âdemoğlu! Senden yiyecek istedim, beni doyurmadın.” buyuracak.
Kul yine:
“Yâ Rabbi! Sen âlemlerin Rabbisin. Ben seni nasıl doyurabilirdim?” diyecek.
Allah Teâlâ:
“Falan kulum senden yiyecek istedi de onu doyurmadın. Onu doyursaydın bunun karşılığını benim katımda bulacağını bilmiyor muydun?” buyuracak.
Ardından:
“Ey Âdemoğlu! Senden su istedim, bana su vermedin.” buyuracak.
Kul:
“Yâ Rabbi! Sen âlemlerin Rabbisin. Ben sana nasıl su verebilirdim?” diyecek.
Cenâb-ı Hak:
“Falan kulum senden su istedi de ona su vermedin. Ona su verseydin bunun karşılığını benim katımda bulacağını bilmiyor muydun?” buyuracak. (Müslim, Birr, 43)
Ne kadar ibretli!
Hasta ziyaret ediyoruz; karşılığı Allah’ın katında.
Bir açın karnını doyuruyoruz; karşılığı Allah’ın katında.
Susamış bir insana bir bardak su veriyoruz; karşılığı Allah’ın katında.
Bazen gözümüzde küçücük gördüğümüz bir iyiliğin Allah katında ne kadar büyük olduğunu bilmiyoruz.
Onun için etrafımızdaki hastayı, fakiri, muhtacı, ihtiyaç sahibini görmezden gelmeyelim. Belki de önümüze çıkan o ihtiyaç sahibi, amel defterimizi güzelliklerle doldurmamız için Cenâb-ı Hakk’ın bize sunduğu bir fırsattır.
İyiliği küçük görmemeli. Kime yaptığımızdan önce, kimin rızası için yaptığımıza bakmalı.
Rabbimiz ihtiyaç sahiplerini gözetebilmeyi, hastaların hâlini sorabilmeyi, açları doyurabilmeyi, susamışlara su verebilmeyi ve yaptığımız iyiliklerin karşılığını kendi katında bulabilmeyi hepimize nasip eylesin.
#İyilik
#Merhamet
#AllahRızası
İnsan günah işledikten sonra bazen ikinci bir hata yapıyor:
Allah’tan uzaklaşıyor.
“Artık yüzüm yok” diye düşünüyor.
Fakat:
“Kim bir kötülük yapar veya kendine zulmeder de sonra Allah’tan bağışlanma dilerse Allah’ı çok bağışlayıcı ve çok merhametli bulur.”
Nisâ 110
HyCuma
𝐒𝐚𝐫𝐡𝐨𝐬̧𝐥𝐮𝐤 𝐒𝐚𝐝𝐞𝐜𝐞 𝐀𝐥𝐤𝐨𝐥𝐥𝐞 𝐎𝐥𝐦𝐚𝐳!
Hayatın gayesi nedir?
Arzularımızı tatmin etmek, canımızın istediğini yapmak, mümkün olduğunca çok lezzet almak mı?
Kur’ân-ı Kerîm insanı tam da bu noktada uyarıyor:
“Hevâsını ilâh edineni gördün mü?” (Furkân, 25/43)
İnsanın hevâsını ilâh edinmesi için onun önünde secde etmesi gerekmez. Haramı helâli, doğruyu yanlışı, iyiyi kötüyü düşünmeden yalnızca “Ben böyle istiyorum.” diyerek yaşaması; Allah’ın ölçülerini bir tarafa bırakıp arzu ve isteklerini hayatının ölçüsü hâline getirmesi de insanı büyük bir tehlikeyle karşı karşıya bırakır.
İnsanın elbette arzuları, istekleri olacak. Cenâb-ı Hak insana bunları vermiş. Fakat insan her arzu ettiğini yapamaz. Müminin bir ölçüsü vardır. Helâl vardır, haram vardır; Allah’ın emri vardır, yasağı vardır. Nefsimiz bir şeyi istiyor diye o şey bizim için doğru hâle gelmez.
Cenâb-ı Hak:
“Kim Rabbinin huzurunda durmaktan korkar ve nefsini hevâdan alıkoyarsa, şüphesiz cennet onun varacağı yerdir.” (Nâziât, 79/40-41)
buyuruyor.
Demek ki insan nefsini kendi hâline bırakmayacak. Her istediğinin peşinden gitmeyecek. “Canım istiyor ama Rabbim razı mı? Allah buna müsaade ediyor mu?” diyecek. Mümin olmanın gereği de budur.
Resûlullah (sas) akıllı insanı, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışan kimse olarak tarif ediyor. Âciz kimseyi ise nefsini arzularının peşine takıp ardından Allah’tan temennilerde bulunan kişi olarak anlatıyor. (Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyâme, 25)
İnsan nefsini başıboş bıraktığı zaman bir müddet sonra nefsinin peşinden gitmeye başlar. Sonra doğruyu bildiği hâlde yapamaz, yanlış olduğunu bildiği hâlde ondan vazgeçemez.
Çünkü sarhoşluk sadece içkiyle olmaz.
Şehvet de insanı sarhoş eder.
Makam hırsı da sarhoş eder.
Para, mal, servet hırsı da sarhoş eder.
Dünyaya aşırı düşkünlük de insanı sarhoş eder.
İnsan öyle bir hâle gelir ki ne yaptığını, nereye gittiğini, yaptığı işin sonunun nereye varacağını göremez olur.
Kur’ân-ı Kerîm, Lût (as) kavminin hâlini anlatırken ne kadar ibretli bir ifade kullanıyor:
“Ömrüne yemin olsun ki onlar, sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı.” (Hicr, 15/72)
Ortada içki yok. Ama şehvetin verdiği bir sarhoşluk var. Öyle bir sarhoşluk ki insan doğrunun ne olduğunu bildiği hâlde arzusundan vazgeçemiyor.
Onun için nefsimizi kendi hâline bırakmayacağız. Her istediğini vermeyeceğiz. Allah’ın razı olmadığı yerde durmayı, vazgeçmeyi bileceğiz.
Mümin, keyfine göre değil; Allah’ın koyduğu ölçülere göre yaşamaya gayret eder.
Rabbimiz nefsimizin ve arzularımızın esiri olmaktan hepimizi muhafaza eylesin. Nefsine hâkim olabilen, helâli helâl, haramı haram bilen ve ömrünü rızasına uygun yaşayabilen kullarından eylesin.
#Nefis
#Heva
#DünyaSevgisi
*NAMAZ ‼️*
Sabah: 5 dk
Öğle: 14 dk
İkindi: 12 dk
Akşam: 9 dk
Yatsı: 20 dk
Hepsi: 1 saat
*Senin vaktin yoktu değil mi?*
Günde 24 altın veren Allaha birini vermiyorsun
Ümitsizlik HARAM,
BEKLEMEK İBADETtir.
"Allah'ın fazlından isteyin, çünkü Allah kendisinden bir şey istenmesini sever.
En faziletli ibadet (dua edip) bir sıkıntının kalkmasını beklemektir."
Hadisi Şerif
Cenabı Allah hepimizi beklediklerimize nail etsin.
Hayırlı Cumalar
𝐄𝐥𝐢𝐦𝐢𝐳𝐝𝐞 𝐁𝐮̈𝐲𝐮̈𝐤 𝐁𝐢𝐫 𝐇𝐚𝐳𝐢𝐧𝐞 𝐕𝐚𝐫!
“Âlemlerin Rabbinden indirilen” (Vâkıa, 56/80) bir hazine!
Peki, bu hazinenin kıymetini yeterince biliyor muyuz?
Herkesin kabiliyeti, kavrayışı, zekâsı ve anlayış seviyesi aynı olmayabilir. Fakat Kur’ân’a emek vermek hepimizin vazifesidir. Okumak, anlamaya çalışmak, üzerinde düşünmek ve öğrendiklerimizi hayatımıza taşımak…
Çünkü Kur’ân’ı ihmal etmek, insanı çok ağır bir şikâyetle karşı karşıya bırakabilir. Kur’ân-ı Kerîm, Resûlullah’ın (sas) şu sözünü bize haber veriyor:
“Peygamber, ‘Ey Rabbim! Kavmim bu Kur’ân’ı terk edilmiş hâlde bıraktı.’ dedi.” (Furkân, 25/30)
Mahşer günü böyle bir şikâyetin muhatabı olmamak için Kur’ân’la bağımızı diri tutmamız gerekir. Zira insanın dünyada meşgul olabileceği en kıymetli işlerden biri, hiç şüphesiz Kur’ân’la meşgul olmaktır.
“Kur’ân’ı okuyunuz. Çünkü Kur’ân, kıyamet günü kendisiyle hemhâl olanlara şefaatçi olarak gelecektir.” (Müslim, Müsâfirîn, 252) buyurur Peygamber Efendimiz (sav).
Öyleyse mesele yalnızca evimizde bir mushafın bulunması değildir. Kur’ân’ın hayatımızda ne kadar yer bulduğudur.
Okuyor muyuz? Anlamak için emek veriyor muyuz? Öğrendiğimiz hakikatleri hayatımıza taşıyor muyuz?
Elimizde büyük bir hazine var. Asıl mahrumiyet, o hazineye sahip olduğumuz hâlde ondan nasibimizi alamamaktır.
Rabbimiz Kur’ân’ı okuyan, anlayan, yaşayan ve onunla amel eden kullarından olabilmeyi nasip etsin. Kur’ân’ı dünyada rehberimiz, gönüllerimize şifa, kıyamet gününde de şefaatçimiz eylesin.
#KuranıKerim
#KuranıAnlamak
#KuranlaYaşamak
Yüce Allah, ‘Fakiri doyurun’ diyor!
Biz ‘fakiri doyur’ diye dua ediyoruz!
‘Yetime bakın’ diyor!
Biz ‘yetimi koru’ diye dua ediyoruz!
‘Acize merhamet edin’ diyor!
Biz ‘acize merhamet et’ diye dua ediyoruz!
Allah bizden istiyor
biz yine O'na havale ediyoruz
Hayrlı Cumalar
Ey İman Edenler! İman Edin!
“Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin…” (Nisâ, 4/136)
İlk bakışta insanın zihnine şu soru gelebilir: “Biz zaten iman etmişiz; öyleyse Cenâb-ı Hak neden ‘Ey iman edenler! İman edin!’ buyuruyor?”
Demek ki mesele yalnızca “İman ettim.” demek değildir. İman, kalbe yerleşmeli; oradan hâlimize, ahlâkımıza, elimize, ayağımıza, gözümüze, kulağımıza, velhasıl hayatımıza yansımalıdır.
Âyet sanki bize şöyle sesleniyor:
“Ey sûretâ iman etmiş olanlar, hakikaten iman edin!
Ey iman ettiğini söylediği hâlde imanı kalbine yerleşmeyenler, iman edin!
Ey iman edip de imanının gereğine göre yaşamayanlar, gerçekten iman edin!”
Çünkü imanın bir de imtihanı vardır.
“İnsanlar, ‘İman ettik.’ demeleriyle bırakılacaklarını ve imtihan edilmeyeceklerini mi sandılar? Andolsun, biz onlardan öncekileri de imtihan ettik…” (Ankebût, 29/2-3)
“İman ettim.” demek başlangıçtır. Asıl mesele, o sözün arkasında durabilmek; imtihan geldiğinde imanımıza sadakat gösterebilmektir.
İman dilde bir iddia olarak kalmamalı, hayatta istikamete dönüşmelidir.
Allah, “İman ettim.” deyip imanında istikamet üzere sebat gösteren, imanının gereğince yaşayan ve iman üzere can veren kullarından olabilmeyi hepimize nasip eylesin.
#İman
#İstikamet
#Hakikiİman
"Allah Teala istiğfara devam eden kimsenin her sıkıntısı için bir çıkış yolu ve her kederi için bir ferahlık sağlar. Onu hiç beklemediği bir yerden rızıklandırır."
Hadisi Şerif
Estağfirullah
Estağfirullah
Estağfirullah
(Allahım beni bağışla,affet)
Hayırlı Cumalar
Fatiha Suresinde okuduğumuz
Nimet verdiklerinin yoluna ilet
Kimlerdir?
"Allah'a ve Peygambere itaat edenler, işte bunlar
Allah'ın kendilerine nimet verdiğii
Peygamberlerle,
Sıddıklarla,
Şehidlerle
Ve Salihlerle beraberdirler.
Bunlarsa ne güzel arkadaştr!"
Nisa Suresi 69
HyCuma