Evet. Ben de davetliler arasındaydım. Düğün değil ama nişandı ve de çokkk güzeldi. Gelin Trabzonlu. Damat Diyarbakırlı. Kürtçe türkülerden önce Karadeniz şarkıları çalındı, söylendi. Onu niye haberinize koymadınız? Ayrıca Çırağan Sarayı’nda hemen hergün düğün yapılıyor ve İngilizce, Fransızca şarkılarla raks ediyor insanlar. O zorunuza gitmiyor da Osmanlı İmparatorluğu’nun ana damarı olan Kürt Milleti’nin türküleri mi garibinize gidiyor? Ne zaman vazgeçeceksiniz bu ırkçılıktan? #çırağansarayı
Lozan Antlaşması görüşmeleri sırasında Mustafa Kemal, sözde “Kürt-Türk birliğini” vurgulamak için Dersim Mebusu Hasan Hayri Bey’den Kürt milli kıyafetiyle Meclis’e gelmesini istedi.
Hasan Hayri Bey bu ricayı yerine getirerek kıyafetiyle Meclis’e katıldı ve Lozan’a destek telgrafı gönderdi.
Ve sonra aynı kıyafet suç delili sayıldı ve Hasan Hayri Bey idam edildi.
2009’da, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Çin’e yaptığı resmi ziyarette onun heyette yer alması büyük olaydı. Ben de o heyette gazeteci olarak bulunuyordum.
O dönem Selahattin Demirtaş, BDP milletvekiliydi; parti çevresi dışında tanınmıyordu. Uzun yolculuğun ardından Pekin’de herkes odasına çekilmişti. Ben lobiden arayıp, “Müsaitseniz sizinle röportaj yapmak istiyorum” dedim. Yol yorgunluğuna rağmen indi.
Sakin ve netti. Milletvekili olduğunu, Türkiye’yi temsil ettiğini ve resmi heyette yer almasının son derece doğal olduğunu anlattı. Ülkenin buna ihtiyacı olduğunu söyledi.
Aynı gezinin Urumçi ayağında Uygur Türklerinin halk danslarına, dönemin MHP Grup Başkanvekili Meral Akşener ile birlikte eşlik etti. Bu da ezber bozan bir olaydı.
Gezi boyunca fırsat buldukça sohbet ettik. Espriliydi, bilgiliydi, kendinden emindi. Ama en önemlisi; Türkiye’nin meselelerine kafa yoran, diyaloğa açık, farklı fikirlerle rahatça konuşabilen bir siyasetçiydi. Sonraki yıllarda genel başkan olduğunda da o sıcaklığı hiç değişmedi. Türkiye zamanla onun bu yönünü daha yakından gördü. Cumhurbaşkanı adayı oldu. Ona karşı önyargılı olanların bile oyunu aldı.
Türkiye’nin onca yıla rağmen temel meselelerinde aynı yerde debeleniyor oluşunu düşündükçe insan üzülüyor. Açılan yaraları, heba edilen enerjiyi, yapılan hataları, kaybedilen yılları düşününce daha da üzülüyor. Selahattin Demirtaş o gün 36 yaşındaydı, bugün 53’ünde…Aradan geçen 17 yıla, ne çok güzel şey sığdırılırdı oysa.