FONSUZLAR, DONSUZLAR VE RUHSUZLAR
550 bin insanın duyduğu, başvurduğu, para aldığı bir şeyi ben niye duymuyorum?
Çiftlik Bank’ı da duymamıştım.
Anam babam İhlaszede, Yimpaşzede olmadı.
Kim bu insanlar?
Nasıl birbirlerini buluyorlar?
Kolay paranın haberi neden alın terinin haberinden daha hızlı yayılıyor?
Galiba mesele birkaç fon meselesinden büyük.
Enflasyon önce paranın değerini düşürdü.
Sonra da emeğin. Yani insanın.
Yıllarca okuyanın, çalışanının, üretenin, nöbet tutanın, sabahın köründe dükkân açanın bir ev sahibi olması bile zorlaşırken; spekülasyon, kolay para ve teşhir kestirme yükselme yollarına dönüştü.
Böyle zamanlarda insanın içine çok tehlikeli bir soru için için işliyor.
“Ben niye çalışıyorum?”
Arkasından tamah geliyor.
Kanaat saflık, helalinden kazanmak beceriksizlik, köşeyi dönmek uyanıklık sayılmaya başlıyor.
Üstelik kırılma yalnız iktisadî alanda da değil.
Mahremiyet pazara çıkıyor.
Beden pazara çıkıyor.
Teşhir para ediyor.
Fuhşiyatın görünürlüğü artıyor.
Bir tarafta fon, öbür tarafta don ekonomisi...
Fonsuz kalan üzülüyor, donsuz kalan kazanıyor.
Bunlar gülüp geçilecek bir söz gibi duruyor ama altında ciddi bir toplumsal kırılma var. Yok diyebilen var mı?
Bir toplumda emekle yükselmek zorlaşıyor, tamahla ve teşhirle yükselmek kolaylaşıyorsa yalnız para mı değer kaybediyor?
Aklımdan hiç çıķmayan bir roman olan Suç ve Ceza'yı yeniden hatırlamak gerekir.
Raskolnikov cinayeti yalnız para için işlemez. Kendisini ahlâkî kaidenin dışında tutabilecek “olağanüstü” insanlardan biri olup olmadığını sınar. Bazı insanların daha büyük bir amaç uğruna sınırı aşmaya hakkı bulunduğu fikrine sığınır.
İnsan önce o sınırın neden kendisi için geçerli olmadığına dair bir fikir üretir.
Bugünün kırılması belki biraz da burada.
“Millet alıyor, ben niye almayayım?”
“Herkes yapıyor.”
“Bu devirde başka türlü yaşanmaz.”
“Fırsatı ben kullanmazsam başkası kullanacak.”
Tamah önce vicdanı susturacak bir gerekçe arar. Gerekçeyi bulunca insan, hakkı olmayanı kendisine hak görmeye başlar.
İşte benim asıl korkum enflasyonun bizi fakirleştirmesi değil.
Hakkı, hakkaniyeti, emeği ve helal lokmayı “eski dünyanın saflıkları” saydıracak kadar bizi değiştirmesi.
Ve değiştirdi. Malesef.
Bunu bir Çinli değil de bir Kürt tarihçi söyleseydi, salondaki Kürtler'in yarısı orayı terkeder, diğer yarısı da adama küfrederdi.
https://t.co/spTn1csmFr
Kaybettik Kazım abi… Ama sen o kadar büyüksün ki, Amed’de, statta senin sesin yankılanıyor. Amedspor galibiyetini senin şarkınla kutluyor.
Tebrikler Amedspor.
İyi ki vardın Kazım abi. ✌️
Bir önceki dönem başkan adayımız Av. Banu Aşkın İnce sordu; 2026 İzmir Barosu Başkan Adayımız Av. Volkan Gültekin mesleğimizin kanayan yaralarını, baro yönetimindeki eksikleri ve İzmir Avukat Hareketi’nin güçlü çözüm planlarını tek tek anlattı!
Hayal ettiğimiz baroyu inşa edecek vizyon ve merak ettiğiniz tüm yanıtların yer aldığı bu özel röportaj, 28 Temmuz Salı günü saat 20.00’de İzmir Avukat Hareketi YouTube kanalında!
#i̇zmiravukathareketi #yalnızdeğilsinİZAHvar
CHP örgütlerinde sayısız liyakatli insan varken; ideolojisi, fikri, zikri geçtim tamamını ahlâkı olmayan bu kişilerin sosyal demokrat bir partide yer bulabilmeleriydi asıl sorun.
Ne şekilde yer bulduklarının önemi yok bu saatte…
Adaylaşması sürecinde bir dahlim olmasa da bu karede benim dönemimde ilçe başkanlığı yapmış bir karaktersiz de var ne yazık ki!
Çok üzgünüm ve kendi payıma düştüğü kadarıyla affola…
Trafik kavgasında darp edilen bir vatandaş, karşı tarafa kesilen para cezasından komisyon istedi:
"Dayağı yiyen ben, parayı alan devlet.
Biz boşuna mı dayak yedik. Kesilen cezadan %5 komisyon verin."
🔴 Boğaziçi Üniversitesi'nde atanmışlarla fotoğraf çekilmemek yasak!
👉 Felsefe Bölümü mezuniyet töreninde bir öğrenci, diplomayı elinden aldığı 'paraşüt akademisyen' ile fotoğraf çektirmek istemedi için diplomasını zorla aldı.
👉 BOUN akademisyenleri özerk üniversite için 2000 günü aşkın süredir direnişlerini sürdürüyor.
Daha ilk sayfalardan itibaren, çocukluğu yoksullukla, kıtlıkla geçmişleri çarpan bir hayat hikâyesi. Dupduru bir dille yazmış @ErcmentAkdeniz . Herkese, hararetle tavsiye ederim valla.
@TekinYayinevi
Türkiye’nin 33 aydın ruhunun Pir Sultan Abdal Şenlikleri için bulundukları Sivas’ta Madımak Oteli’nde gerici bir akılla yakılarak öldürülmesinin üzerinden 32 yıl geçti. Olaydan yaralı kurtulan Aziz Nesin’in “mağdur” olarak verdiği ifade, 2 Temmuz 1993’te yaşanan karanlığı gözler önüne seriyor.
Olayın üzerinden 32 yıl geçmesine rağmen kapkaranlık 2 Temmuz günü hâlâ aydınlatılamadı. Türkiye ömrünün en uzun süren vicdan sınavlarından birini vermeye devam ediyor…
"Ölülerimiz toplanacaktır
Kenar köşe kasaba hanlarından
Deniz en güzel aşkken ayışığına
Küçük ve karanlık odalarda öldürülenler
Direnerek ve akarak ölenler
Yüceltilecektir
Anılacaktır ölümleri"
#UnutMADIMAKlımda
İzmir Barosu önceki başkanı, değerli meslektaşımız Av. Özkan Yücel’i dün; ülkenin dört bir yanından gelen baro başkanlarının, avukatların, meslektaşlarının ve sevenlerinin omuzlarında son yolculuğuna uğurladık.
Özkan Yücel, avukatlığı yalnızca bir meslek olarak değil; hak arayanların sesi olma, hukuksuzluğun karşısında durma ve yurttaşın adalet talebini savunma sorumluluğu olarak gören bir hukuk insanıydı. Savunma makamını; insan haklarından, özgürlüklerden ve hukukun üstünlüğünden yana sözünü sakınmayan bir mücadele alanı olarak taşıdı.
Onun yaşamı ve avukatlık pratiği, baroların yalnızca meslek örgütleri olmadığını; hak arama özgürlüğünün, adil yargılanma hakkının, demokratik toplumun ve hukukun üstünlüğü mücadelesinin vazgeçilmez dayanakları olduğunu bir kez daha göstermektedir.
Değerli meslektaşım Av. Özkan Yücel’i saygıyla, özlemle ve mücadelesine bağlılıkla anıyorum.
Ailesinin, sevenlerinin, İzmir Barosu’nun ve tüm hukuk camiasının acılarını paylaşıyorum.