15 Ağustos 1994'te trafik kazasında kaybettiğimiz Şemsi Abi'yi saygıyla anıyoruz.
Şemsettin Kaymak cezaevlerinde direnen bir Devrimci Yolcu, Şişli Kültür Merkezi'nde gülüşü güzel abimiz, kamu çalışanları mücadelesinde Tüm Bel-Sen Genel Sekreteri'ydi. Anıları bizimle yaşıyor.
ZAM DEĞİL, GELECEK KONUŞALIM
Temmuz ayında açıklanacak maaş artışları yine gündemin ilk sırasına yerleşecek.
Memur, işçi ve emekli bir kez daha zam oranlarını konuşacak.
Oysa asıl soru şudur:
Her altı ayda bir maaşı eriyen bir toplum yaşayabilir mi?
Bugün sorun düşük zam değil; hayatın tamamının ücretlerden daha hızlı pahalanmasıdır.
Kira, gıda, ulaşım ve enerji fiyatları sürekli yükselirken milyonlarca insan artık yoksulluktan değil, geleceksizliktenkorkuyor.
Bu nedenle muhalefetin görevi yalnızca daha yüksek zam istemek değildir.
Vergi sistemini değiştirmeden, serveti adil vergilendirmeden, barınmayı kamusal bir hak haline getirmeden, sendikal örgütlülüğü büyütmeden ve gelir güvencesi sağlamadan hiçbir zam kalıcı çözüm olmayacaktır.
Bugün tartışılması gereken;
"Emekliye, işçiye, memura yüzde kaç zam verilecek?" değil,
"Bu ülkenin ürettiği zenginlik kimler arasında, hangi adaletle paylaşılacak?" sorusudur.
Sorun maaşların düşük olması değil.
Sorun, çalışanın da emeklinin de her geçen gün daha fazla yoksullaşmasını normal kabul eden bu ekonomik düzendir.
Bu nedenle zam değil, düzen tartışılmalı; insanca yaşayabilen bir toplumun yeniden kurulması için seferber olunmalıdır.
Uğur TUNÇAY İnş. Müh. / Siyaset Bilimci
ODTÜ’de her yıl şenlik düzenlenir. Şenlik günlerinden birinde ise Devrim Yürüyüşü yapılır. 68 kuşağının ODTÜ Stadyumu’nun tribünlerine yazdığı “Devrim” yazısının bir yansıması olarak sahaya mumlarla “Devrim” yazılır, ardından toplu şekilde tribünlere çıkılır.
Lisans ve yüksek lisans yıllarımda ODTÜ’de bu yürüyüşün içerisinde bir örgütleyici olarak defalarca bulundum. Dünkü olaylar hakkında da bilgi aldım. Peki dün ne oldu?
ODTÜ’de gerçekten Türk bayrağı mı indirildi? ODTÜ öğrencileri bayrağa mı saldırdı? Kısaca özetleyeyim:
Önceden hazırlık yapan bir grup tribünlerde yerini aldı ve İlkay Akkaya sahneye çıkınca yuhalamaya başladı. ODTÜ öğrencileri bu gruba tepki gösterip üzerlerine yürüyünce de “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganı attılar; muhtemelen diğer öğrencilerin desteğini alabileceklerini düşündüler. Ancak destek bir yana, tepki daha da büyüdü. Arbede kısa sürede kavgaya dönüştü. Provokatör grup tribünleri terk etmek zorunda kaldı. Sonrasında ise sosyal medyada Türk bayrağına saldırı yapıldığı yönünde propaganda üretmeye çalıştılar.
Her grubun bir derneği, siyasi partisi, topluluğu ya da herhangi bir oluşumu var ve herkes oraya kendi sembolüyle geliyor. Peki sürekli olarak “bayrağa saldırıldı” propagandası yapanlar neden kendi sembolleriyle gelmiyor? Sahnede müziğini icra eden sanatçıyı yuhalayıp tepki görünce neden o bayrağın altına saklanıyorlar? Çünkü ODTÜ’de hiçbir zaman kendileri olarak var olamadılar. Her zaman mide bulandırıcı yöntemler kullandılar. Bu da onlardan biriydi.
Madenci direnişinin derslerini yazmaya çalıştım...
Doruk madencilik işçilerinin Bağımsız Maden-İş sendikası öncülüğünde Nisan 2026’da Eskişehir’den başlayan yürüyüşü ve Ankara’daki direnişi, elde edilen kazanımla birlikte son dönem emek mücadelesi açısından kayda değer bir örnek oldu.
Sendikanın kararlı tutumu ve işçilerin direngenliği kamuoyu desteği ile birleşince burnundan kıl aldırmayan şirkete ve direnişi görmezden gelen, hatta ezmeye kalkan hükümete geri adım attırdı.
Küçük ölçekli bir deneyim olmasına rağmen, madencilerin Nisan 2026 Ankara direnişi kamuoyunda boyutunun çok ötesinde bir dalga yarattı.
Direnişte emeği geçenleri ve Bağımsız Maden-İş sendikası kadrolarını kutlamak gerek: Bir ekonomik-sendikal mücadelenin nasıl verilmesi gerektiğini gösterdiler.
@birgun_pazar@BirGun_Gazetesi@bagimsizmadenis
MADENCİ KAZANDI!
İlk günden beri yanımızda olan herkese teşekkür ederiz. Tüm Ankara halkını 19.00'da yapacağımız açıklamaya ve ardından madencileri uğurlamaya çağırıyoruz. Teşekkür ederiz.
#DorukMadencisiKazandı
Sevgili Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel ve çalışma arkadaşlarını da tutukladılar.
İktidar seçime kadar sivil darbe sürecini sürekli kılacak.
Kaybediyor ve başka bir seçeneği yok.
“ Zorla güzellik yaratmaya” çalışıyor.
Mümkünatı yok.
Ömrü sona eren her iktidar gibi baskı ve zorbalıkla ömrünü uzatmaya çalışıyor.
Kritik iki yıl içindeyiz.
İktidar baskıları daha fazla arttıracak.
Baskılara karşı mücadeleyi daha da büyütmekten başka bir yol yok.
Ama nasıl bir mücadele ?
Ülkenin her yanında örgütlenmiş birleşik, kapsayıcı, meşru, kararlı, kurucu bir mücadele ile.
CHP söylemde meseleyi kendi meselesi olarak görmediğini söylüyor ama pratikte mücadeleyi kendi eksenine hapsediyor.
CHP’yi de böylesine bir muhalefet anlayışına sürükleyecek birleşik bir muhalefet hareketini aşağıdan yukarıya inşa etmek gerekiyor.
AKP-Rejim kaybediyor ama muhalefet henüz kazanamıyor.
Kazanmalıyız…
Seçim öncesi tüm aday gruplar arasında çevreyi kirletmemek adına yapılan bayrak/afiş asmama anlaşmasına rağmen seçim mahallini pankartlarıyla kirletenlere cevabımızı oylarımızla verelim.
Bütün oylar DEMOKRATİK KATILIM GRUBU’na!
İstanbul Tabip Odası’nı “siyaset yapmakla” suçlayan fakat tabip odasını bakanlık bürosu gibi kullanmak isteyen iktidara yakın gruplar bugün “ittifak olarak” hareket etmeye başladı.
Aynı “ittifakın” İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’ndeki uzantısının seçimlerini kazandıktan sonra attığı tekbirler, niyetlerini açıkça gösterdi.
Gelin, odamızı bu zihniyete teslim etmeyelim! 19 Nisan’da yapılacak İstanbul Tabip Odası seçiminde Demokratik Katılım Grubu’nda birleşelim!
E-5 kenarındaki 150.000 m2’lik bu alan Zeytinburnu Nakliyeciler Sitesiydi, ufak ambarlar vardı. 2017’de riskli alan ilan edildi, mahkeme iptal edince bu kez Bakanlık tarafından 2018’de rezerv yapı alanı olarak kararlaştırıldı. 1441 konut var şimdi. Geçiyordum, yazayım dedim.
"Mahir’i parçalara ayırıp, direnişçi yanını alıp "Marksist-Leninist" yanını çöpe atarak, "anti-oligarşik" vurgusunu alıp "yurtsever" ve “anti-emperyalist” karakterini silikleştirerek, son dönemde gönüllü örneklerini çok gördüğümüz “liberal etnik dayanışma figürüne” dönüştürmeye kalkanlarla mücadele, Mahir’in bizatihi yaşayarak ve ölerek bize miras bıraktığı etik sorumluluk.
Mahir Çayan’ın temsil ettiği o saf devrimci iradenin, bugünün pragmatist, etno-politik ve pop-liberal rüzgarlarında bir "pazarlık nesnesi" haline getirilmesine karşı barikatı işte o sorumluluk kurduruyor."
Ne yazık ki "Türk Solu" oldum olası Kemalisttir/devletçidir argümanı tarihe bir galat-ı meşhur olarak kalacak. Oysa bizim kuşak kendisini "Türk" olarak görmekten samimiyetle uzaklaşmaya çalışan, kendisini enternasyonalizmle eğitmeye ciddi çaba gösteren bir kuşaktı.
“SAFLARIMIZDAKİ HATALI EĞİLİMLERİ DÜZELTELİM”
(Devrimci Gençlik Dergisi, 13 Eylül 1976 – Sayı 12)
Devrimcilik; sadece söz söylemek değil,
yaşamın her anında savunduğunu yaşamaktır.
Yıllar önce yapılan bu uyarı bugün daha yakıcı:
Bireysel çıkarcılık, sorumsuzluk, disiplinsizlik ve sözde devrimcilik mücadeleyi içeriden çürüten en büyük tehlikedir.
Devrimci; ayrıcalık arayan değil,
en ağır sorumluluğu üstlenendir.
Devrimci; söz ile yaşamı arasında çelişki olan değil, yaşamıyla sözünü doğrulayandır.
Saflarımızdaki hataları görmezden gelmek,
onları büyütmekten başka bir işe yaramaz.
Gerçek güç; özeleştiriden, disiplinden ve kolektif sorumluluktan doğar.
Bugün de yol açıktır:
Önce kendimizi değiştireceğiz,
sonra dünyayı değiştireceğiz.
NOT:
Derginin PDF haline buradan ulaşabilirsiniz.
13 Eylül 1976 tarihli Devrimci Gençlik dergisinin 12. sayısı, Ankara'da basılmış siyasi bir süreli yayındır. Bu derginin dijital PDF sürümü veya tam metin arşivi için en güvenilir kaynak, sosyalist dergileri dijitalleştiren TÜSTAV (Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı) web sitesi Süreli Yayınlar Arşivi'dir.