Reha Muhtar öldü
Ölenin ardından konuşmak, cenaze evinde fısıltı gibidir. Sesi yükseltmek ayıp sayılır. Ama toplum hafızası cenaze evi değildir. Hafıza, vicdanın aynasıdır. Yüzleşmezsek, aynı filmi tekrar seyrederiz. Ki seyrediyoruz da. Bu yüzden birkaç söz söylemek borcumdur.
Mikrofonu kim tutuyordu?
Türkiye’nin 90’larını yaşayanlar bilir. O yıllar televizyonun krallık yaptığı yıllardı. O krallığın tahtında da Reha Muhtar oturuyordu. “Sıcak Saatler” deyince evler susar, sokaklar boşalırdı. Haber, onunla birlikte ciddiyetini yitirdi. Stüdyodan çıktı, salona indi, oradan da magazin sayfalarına gömüldü. Reha Muhtar reytingi tanrı ilan etti. Geri kalan her şey put oldu.
Ama asıl mesele reyting değildi. Mesele, mikrofonu kimin adına tuttuğuydu. Sermayenin koridorlarında, tekçi medya patronlarının masalarında gazeteci Reha Muhtar değil, “tetikçi Reha Muhtar” vardı. Gücün sopasını eline alan kalem, artık yazmaz, vururdu. Türkiye medyası o yıllarda bu vebali çok ödedi. Reha Muhtar, o dönemin en görünür yüzlerinden biriydi.
Unutulmayacak o gece
Tarih, Magazin Gazetecileri Gecesi’ni “utanç arşivi”ne mühürledi. Ahmet Kaya sahneye çıktı. Kürt olduğunu söyledi. Kürtçe şarkı yapacağını açıkladı. O cümle biter bitmez salon koptu. Çatallar havaya kalktı. Bardaklar fırladı. Küfürler yağdı. “Vatan haini” diye bağırıldı. Bir sanatçı, kendi memleketinde, kendi meslektaşlarının önünde, sadece Kürt olduğu için linç sehpasına çıkarıldı.
Tarihi utandıran sadece linç değildi. Linci sahneleyen, mikrofonu elinde kırbaç gibi sallayıp kalabalığı gaza getiren, “daha çok” diye alkışa tempo tutan adamdı: Reha Muhtar.
O gün yalnız değildi, kuşkusuz. Arkasında avuçları patlarcasına alkışlayan bir koro vardı. İsimlerini saymama gerek yok. O kare hafızalarda. Gazeteci, şarkıcı, iş insanı... Hepsi oradaydı. Hepsi alkışa ortaktı. Ama baş aktör, sahnenin ortasındaki adamdı: Reha Muhtar.
Sevgili dostumuz Ahmet Kaya ülkesinden sürüldü. Bir yıl sonra Paris’te, sürgünde son nefesini verdi. Sürgün Ahmet’e ağır geldi. Kalbi o bir yıla sığmadı. 43 yaşındaydı. 43 yaş, bir sanatçının en olgun, en üretken çağıdır. Reha Muhtar ve linç korosunun çoğu, yaşattıkları utancın bedelini ödemedi. Kariyerlerine devam ettiler. Ekranlar utançlarını gizlemeyi sürdürdü.
Ölüm, her şeyi aklamaz
“Öldü bitti” kolaycılıktır. Kişisel vebal Allah’ladır, itirazım yok. Ama kamusal vebal ölmez. Reha Muhtar mikrofonu eline aldığı an, gazeteciliği bıraktı, linci yönetti. Bir sanatçının kapısına “vatan haini” yazan mürekkebi sıktı. Bu bireysel bir kayma değildi. Bu, toplumun ortak vicdanında oluşan bir kırılmaydı. Kırılan vicdan, cenazeyle gömülmez.
Ölüm, kırılan vicdanı onarmaz. Sadece faili toprağa indirir. Geride 10 Şubat’ın utanç görüntüleri kalır. Unutursak, mikrofon yine kınından çıkar. Yine bir sanatçı hedefe konur. Yine bir salon alkışla suça ortak olur.
Hafıza intikam için değil, tekrar etmesin diye vardır.
Ferhat Tunç
No justice, no peace, while the Kurds are denied and attacked.
Heta ku înkar û êrîş li ser Kurdan berdewam dike ne edalet û ne jî aştî dibe.
Kürtlere yönelik inkâr ve saldırılar sürdükçe adalet de barış da olmaz.
#Rojava#Rojhelat
MICHELIN YANILSAMASI
Bir asırdır Türkiye’yi görmeyen bir rehber,
şimdi çıkıp bize gastronomi dersi veriyor.
Komik.
Bu topraklar dünya mutfak tarihinin ana vatanı.
Yıldız değil, medeniyet üretiyor.
Sorum net:
Bu yıldızlar emek mi, yoksa cilalı bir illüzyon mu?
Türkiye Michelin’den büyüktür.
Nokta.
Xiyala Min Her Tu yî
Xiyala min her tu yî
Şaha min emîra min
Seranser tu gezoyî
Nûra min nedîra min
Ji bo min wek ahû yî
Lew tu yî nêçîra min
Tu her di dil de bûyî
Naçî tu ji bîra min
Te ez hêlam tu çûyî
Heya dilkevira min
Li ser wê bejn û rû yî
Helbest û nesîra min
Nizam niho li ku yî
Nagihê te qîra min
Dilbikul
Mihyedîn Nahrîn: Evîn û Şoreşek Nivmayî: Casablanca
🔴Melayê Cizîrî evînê sedema hertiştî dibîne û ji her çar hêmanên xwezayê re dike bingeh. Tu tişt nemaye ku ji evînê behra xwe nestendî. Evîn tiştek wisa ye. Li ser stran hatine gotin, li ser helbest û roman hatine nivîsandin, li ser sînema û ��ano hatine çêkirin.
Yek ji wan sînamaya Casablanca ye.
https://t.co/AoLQGlLwe7
Harika bir Altan Erkekli tiradı: 🎭
"Aşk da zaten iki yalnızın ortak bir yalnızlıkta buluşmasıdır, dedi. âşık olun. gösterin birbirinize yalnızlıklarınızı. nasılsa ayrılık insanın kendi tek kişilik yalnızlığını özlemesi."
“İnanmak dediğimiz şey sonuçta insanın içinde başlattığı bir eylemdir. Ve güzelliğe, aşka inanmak kadar ayrılığa da inanmak, hazır olmak gerekir. Yani her güzelliğin sonunda bir kopuş, bir ayrılık pusuda bekler.”
🎞Ahlat Ağacı / Nuri Bilge Ceylan
hamakta sallanmadan önce, denize girmeden önce, ateşin başında oturmadan önce, sonsuzluk havuzuna girmeden önce ve dahi uyumak için kocanın koynuna girmeden önce... kamerayı tripod'a koyup record'a basan hiçbir insanın özgür olma ihtimali yok. hatta ifrata kaçayım, daha köle bir varoluş düşünmek çok zor