Dünya kupasında dört yarı-finalistten hangisini destekleyeceğinize karar verdiniz mi? Ya da tereddüt mü ediyorsunuz? Her birinin geçmişte sahip olduğu ya da halen yönettiği sömürgelerin listesini gösteren bu fotoğraftan sonra umarım tereddüt etmezsiniz!
Bakın, ben de çocuklu bir insan olarak çocuksuz otel konseptini destekliyorum. İsteyen gitsin, kafasını dinlesin. Ama bu ve benzeri zevat, oralara gittiği halde hâlâ çocuklara ve çocuklu ailelere nefret saçıyor. Çok üst seviye bir çocuk düşmanlığı bu.
•• Çok ilginç gelecek ama +16 adult oteller yani çocuk almayan, sadece yetişkin alan oteller full çekiyor.
Bende tatillerimde terbiye edilmemiş çocukların, saldım çayıra mevlam kayıra düşüncesindeki sorumsuz ebeveynlerin tatilimi zehir etmesini istemiyorum .
Hep bu otelleri seçiyorum.
Ne yazık ki diğer otellerden biraz pahalı ve hep dolu.
Demek ki artık herkes bu ailelerden bıkmış kaçıyor.
Ama onların keyfi yerinde. Doğur gitsin. Sal gitsin..
Deniz Göktaş öyle bir yerle bir etti ki, Celal Şengör hayatı boyunca çabalasa da itibarını toparlayamaz. Darbeyi, işkenceyi, dışkı yedirilmesini savunan Şengör’ün etrafına elitist bir zırh örülmüştü. Deniz Göktaş oraya mecazi bir zırh delici füze gönderdi.
Bu hafta Teke Tek Bilim’in biliyorsunuz özel bir durumu var 😂😂. Sevgili Celal Şengör ile eski metinlerin modern bilime katkısını konuştuk. Shark Ninja Sponsorluğunda sizlere ulaştırdık. Gelirini de gençlere burs vermek için ÇYDD ye aktardık
https://t.co/IzAk4BVLls
Dünya üzerinde bu kadar ezikçe, bu kadar aşağılık kompleksi içeren tavır azdır. İnsan bunu düşünse, düşündüğüne utanır. Bunlar gelip bir de marifetmiş gibi sosyal medyaya yazıyor.
2000’lerde biz üniversitedeyken, 12 Eylül görmüş abiler gençliği apolitik olmakla suçlamayı, bunu da restoranlarda otururken yapmayı çok severlerdi. Bu yüzden bizim kuşakta da gençleri hor görme eğilimi gelişti.
Fakat bu işler retorikle olmuyor. Şu gençliğe kim kötü laf edebilir?
Yunus Emre’nin harika bir dizesi vardır: “Dervişlik baştadır, tacda değildir”
Boğaziçililerin veciz ifadesiyle, paraşüt akademisyen, kafasına taç takanlara yaranmak için saçma sapan hareketler yapıyor. Yeni mezun bir genç ise dervişane bir hareketle onu rezil ediyor.
Bugün Felsefe mezuniyet töreninde bir arkadaşımız paraşüt akademisyenden diploma alırken fotoğraf çekilmek istemedi. Bunun üzerine paraşüt Yasin Ramazan Başaran arkadaşımızın diplomasını vermek istemedi ve fiziksel olarak müdahale etti!
Yasin Ramazan Başaran derhal bölümden uzaklaştırılmalıdır.
Arkadaşımızın yanındayız, öğrenciler size boyun eğmeyecek!
Üçüncü sorum ise şu; Deniz Göktaş’ın takipçisi, hayranı çok, bu kadar yakından takip edenler bilirler, acaba Dersim ve Atatürk konusunda, diğer konularda olduğu gibi ofansif mizahı var mı?
Nagehan Alçı sadece antipatik biri değil, içinde kökleşmiş bir kötülük var. Yaptığı imaların, kazıdığı mezhepçiliğin bu coğrafyada nasıl yıkımlara yol açabileceğini iyi biliyor. Apolitik bir kötülük tanımı yapmıyorum. Bilinçli, siyasi ajandası olan bir kötülük bu.
Negahan Alçı:
"Deniz Göktaş, Kemal Kılıçdaroğlu'na ilginç bir şekilde hiçbir şey söylemiyor. Niyet okuma yapmak istemiyorum. Deniz Göktaş Alevi bir aileden, belki oradan bir rezerv koyuyor, otokontrol uyguluyor olabilir.
Siz herkese vuruyorsunuz, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a bile vuruyorsunuz. Kemal Kılıçdaroğlu'na niye tek bir laf yok? Bu benim dikkatimi çekti.
Ayrıca Devlet Bahçeli'ye de laf yok. Ülkücülere laf ediyor ama Bahçeli'ye bir şey demiyor. O da dikkatimi çekti."
Vahap Coşkun tipik ve evrensel bir sağcı argüman kullanmış: Geleneksel değerlere sahip bir halk ve bu değerlere yabancılaşmış bir grup elit.
Bu argüman, dünya çapındaki yeni sağcı ve anti-entelektüel dalgayla beraber tekrar güç kazandı. Coşkun da yazısında bu dalgaya yaslanıyor.
Vahap Coşkun yazdı: Xaltîka Sosê’nin komün ile imtihanı
https://t.co/b1bBc0PYc1
“PKK ve DEM Parti cenahında bir süredir bir komün modasıdır almış başını gidiyor; dağda taşta, derede tepede komün muhabbeti var.
Aşağı insen komün, yukarı çıksan komün; sağa dönsen komün sola dönsen komün. Her toplantıda sözün getirilip bağlandığı yer komün oluyor.
“Îşev” dizisinin kavramlara teslim olmuş unutulmaz karakteri Xaltîka Sosê, bugün PKK ve DEM Parti’nin halini anlatıyor.
Son moda kavram “komün”; ama tıpkı öncekiler gibi, tabanda karşılığı olmayan bir performanstan ibaret ve aynı kavram mezarlığına gömülmeye mahkûm.”
Doğu Demirkol’un bu kurgulanmış, en azından stilize edilmiş hikâyeyi anlatmasına şaşırmadım. Çünkü Ahmet Hamdi Tanpınar gibi bir entelektüel bile seküler mahalle söz konusu olunca itidalini kaybediyordu. O dünyada çok yerleşik ve derin bir kalıp yargı var.
Doğu Demirkol, sevgilisiyle yürüyüş yaptığı sırada sevgilisin abdest alan adama verdiği tepkiyi anlattı:
🔹Bi tane kızla yürüyoruz Nişantaşı'nda. Orda abdest alan adama baktı ve şey dedi: "Adama bak" dedim. "Sokağın ortasında ayağını yıkıyo" dedi.
🔹Şadırvandan haberi yok. Dedim ki: "Orası abdest almak için yapılmış bi yer." "Tamam ama" dedi, "biz" dedi "Beymen'den çıkmışız, elimizde poşetler yürüyoruz şu anda" dedi. "Ben bu manzarayla karşılaşmak zorunda değilim" dedi.
🔹Onayladım biliyor musun? "Ben de değilim" dedim yani. Yani Türkiye, ne yaparsın dedim ya falan yani.
Bu paylaşımı yapan kişi İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı.
Bunu yapmak için insanın katil ruhlu bir psikopat olmak lazım.
Bu adamı 1940 Almanyasına koy, Heinrich Himmler olur, 1980 Diyarbakır Cezaevine koy Esat Oktay Yıldıran olur.
Zalimliğin de bir sürekliliği var.
Toplum olmanın ne demek olduğunu bilmeyen, bencilliği birey olmak sanan, hizmet ve ayrıcalık bağımlısı, içselleştirdiği ayrımcılığın farkında bile olmayan devasa bir insan yığını var.
Şu an İstanbul’dan başka bir yere seyahat ediyorum.Uçakta sayabildiğim kadarıyla 8 -10 ufak çocuklarımız var ve koro halinde ağlıyorlar😂😂 Eğer linçe uğramayacaksam örnek İstanbul’dan,Antalya’ya günde 10 sefer varsa bunun 1 seferi çocuksuz sefer olabilir mi? Acil bir durum olabilir onun için de bir çözün bulunabilir diye düşündüm.Sizin fikrinizi alabilir miyim ?
#thy
Irkçılık her yerde problemli zaten ama Türkiye’de iyice salakça bir hâl alıyor. Yeterince güzel bulmadıkları kişinin yüzünü yapay zekâyla değiştirip onun üzerinden üstünlükçülük oynuyorlar. Çok zavallıca.
Mine Kırıkkanat, özel bir dönemde parlayıp sönmüş olan ama kökleri derinde bulunan ‘ulusalcı’ akımın bütün temel kodlarını temsil ediyor: Kürt düşmanlığı, işçi-yoksul düşmanlığı, Ermeni nefreti, Alevilere yönelik derin şüphe, devlete yüksek sadakat.
Bilen bilir, Türkiye’de en bereketli sosyolojik malzeme veli whatsapp gruplarında bulunur. 5 tane veli whatsapp grubunu inceleyen sosyolog Harvard’dan doktorasını alır.
Bugün milyonlarca ebeveyn belirsizlik, endişe ve güvensizlik duygusuyla çocuğunu okula göndermedi. Bu kaotik ruh halinin içinde güven telkin eden, “Ben sizin çocuklarınızı korurum” duygusunu veren bir devlet yok. Ağır çekime alınmış, yıllara sari çöküş budur işte.
Türkiye’de allame muamelesi görüp aslında dünyada pek de bilinmeyen ama haklarında “Dünyaca tanınıyor ama ülkemizde değer görmüyor” denilegelen kişilerin ülkesi. Dünyayla sağlıklı bir ilişki kurmayı reddeden, kendi içine gömülmüş bir toplum.
Dünyada genç yaşta(27) profesör ünvanını alan, 60 yıldır çözülemeyen bir matematik kuramını çözerek adını matematik tarihine yazdıran, DNA sarmalının açıklamasını en sağlam şekilde açıklayan, katıldığı tüm konferanslarda iyi derecede İngilizce bilmesine rağmen sunumunu Türkçe yapıp Türklüğünden taviz vermeyen, bilim dünyasında ismi tüm dünyada şöhretle anılan ama maalesef ki ülkemizde değeri yeterince bilinmeyen, "Türk Einstein"ı olarak adlandırılan kuramsal kimyacı ve moleküler biyolog Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu