Cumhuriyet bir devrim sürecine doğdu. İleriye doğru atıldı. Büyük dönüşümler yaşandı. Bazı meselelerse çözümsüz kaldı, geriye gidişin dinamikleri bu tarihsel sıçramanın içine sinsice yerleşti.
Kürt meselesi çözülemedi örneğin. Karmaşık nedenlerle.
Şimdi bir karşı-devrim gündemde ve devrimin çözemediğini karşı-devrimin çözeceğine inanmamız isteniyor.
Olmaz, asla olmaz.
Hayat böyle parçalı değil.
Bu Türkiye her konuda bir yöne gidecek ama Kürt yurttaşlarımızı başka bir yöne, özgürlüğe, demokrasiye götürecek.
Bu olmaz.
Karşımıza çıkarılan hukuki çerçeve kendi başına bir anlam taşımıyor. Oraya sıkışıp kalınamaz.
Konu bir seçimi daha kazanma çabasından ibaret değil.
Konu “yeni” bir Türkiye’dir! “Yeni” Türkiye, eskidir, Yeni-Osmanlı’dır.
Türkiye etnik temeller üzerinde hiçbir sorununu çözemez. Dile getirilen Türk-Kürt ittifakı ya da Türk-Kürt-Arap ittifakı ancak bir emperyalist projenin kodlanması olabilir.
Bugün yaşananları “terör örgütüne taviz” diye okuyanlar yanılıyor. Tanık olduğumuz, çok kapsamlı bir dönüşümde yeni bir evreye geçiş girişimidir. Bu girişimin aktörleri doğru tespit edilmeli, tek bir noktaya odaklanılmamalıdır.
Bu sürecin başında doğrultu önemli demiştik. Çok alametler belirdi üstüne. Sadece şu son bir aya sıkışanlara bakmak yeterli. Ha bakınca “Ankara NATO planlarını bozuyor” sonucuna ulaşanları tarihe havale edebiliriz.
Hayır demek için fazlasıyla neden var. “Siz demokrasi istemiyorsunuz” diyenlere de söyleyecek çok sözümüz.
Yapay zeka şirketleri sahafları boşaltıyor: Milyonlarca kitabı alıp, tarayıp, imha ettiler
◾️Hollanda’da bir sahaf gece 03.00’te 3 bin kitaplık sipariş aldı.
◾️Birbiriyle alakası olmayan kitaplar arasında jeomekanik üzerine teknik incelemeler de vardı, İrlanda folkloruna dair akademik çalışmalar da…
◾️Kitaplar ISBN numaralarıyla birlikte titizlikle sıralanmıştı.
◾️Avrupa’nın dört bir yanındaki sahaflar aynı şeyi yaşıyordu. Biri, raflardaki tozlu kitapları sistemli bir şekilde süpürüyordu.
◾️Alıcı firma "normal bir ticaret yapıyoruz" dese de depolarından sızan görüntüler, bunun bir tasfiye süreci olduğunu kanıtlar nitelikteydi.
◾️Yapay zeka şirketlerinin telif hakkı engelini aşmak için buldukları bu yöntem kültürel bir tasfiyeye dönüşmüş durumda.
Detaylar soL’un haberinde 👇
https://t.co/Mlq02CFQOe
Ankara’da “Bağımsız Türkiye” için NATO’yu protesto eden TKP üyelerine dönük polis şiddetinde yedi arkadaşımız kafalarından ağır darbe almış, bazı arkadaşlarımızın kol ve göğüs kafeslerinde kırıklar oluşmuş, bir arkadaşımız kalp krizi şüphesiyle anjiyoya alınmıştır.
Yaralanan ve gözaltına alınan yoldaşlarımızın durumlarını yakından takip ediyoruz. Gözaltılar derhal serbest bırakılsın!
Çekin o kirli ve kanlı ellerinizi Küba ve Kübalı devrimciler üzerinden
ABD emperyalizmi son aylarda petrol kuşatmasıyla, ülkenin kurum ve yöneticilerini hedef alan yeni yaptırımlarla, askeri müdahale tehditleriyle tırmandırdığı saldırganlığına meşruiyet zemini kazandırmak için yalan dolan dolu suçlamalarına bir yenisini ekledi. Raúl Castro’ya karşı, 1996 yılında ABD’ye ait iki sivil uçağı düşürme emri verdiği ve dört kişinin ölümüne yol açtığı iddiasıyla saçmalıktan ibaret bir iddianame yayınladı.
Haddini bütünüyle aşan ABD hükümeti, Küba Devrimi’nin tarihsel liderlerinden biri olan ve Ordu Generali unvanını tarihsel olarak hala taşıyan Raúl Castro’ya el uzatma cüretini göstermiştir.
ABD Adalet Bakanlığı tarafından anti-komünist histeriyle ortaya atılan bu iddiaların asılsızlığını ayrıca tartışma ihtiyacı dahi duymuyor, söz konusu girişimi baştan sona mahkûm ediyoruz.
Küba Devrimi’nin liderliği devrim tarihi boyunca en ağır sınavlardan başı dik çıkmış, tarih tarafından sınanmış ve aklanmıştır. Böyle bir tarihsel mücadelede en kritik sorumlulukları üstlenmiş, Küba halkının aklında ve kalbinde devrimin kahramanı olarak silinmez bir yer edinmiş Raúl Castro’yu sözde mahkemelerinde sanık sandalyesine oturtmak için adım atmaya kalkışmak kimsenin, hele hele ABD emperyalizminin hiç haddine değildir.
ABD ne zaman Küba’yı bir şeyle suçlasa asıl failin kendisi olduğunu biliyoruz. Tıpkı ülkenin yaşadığı enerji darboğazından Küba sosyalizmini sorumlu tutmaya çalışırken olduğu gibi, burada da kendi terör faaliyetlerinin sonuçlarından Küba’yı sorumlu tutmaya çalışıyorlar.
Küba Devrimci Silahlı Kuvvetleri tarafından 1996 yılında düşürülen uçaklar sıradan sivil uçaklar değiller. Miami’de konuşlanmış, CIA tarafından finanse edilen karşıdevrimci çetelerin başında gelen Brothers to the Rescue grubuna ait iki uçaktan bahsediyoruz.
Küba halkını devrimci hükümete karşı ayaklanmaya teşvik etmek için faaliyet yürüten ve radyo yayınlarını, propaganda broşürlerini, hatta Küba’nın tarım arazilerini zehirleyen biyolojik ajanları ülkeye serpmek için Küba hava sahasını yüzlerce kez ihlal etmiş olan Brothers to the Rescue gibi örgütlerin yasadışı faaliyetleri defalarca tespit edilmiş, ABD hükümetine defalarca rapor edilmiş, bu faaliyetlerin önlenmesi için defalarca uyarılarda bulunulmuş ve sürmesi halinde uçakların düşürüleceği defalarca yinelenmiş olmasına rağmen ABD hükümeti bu örgütleri beslemeye ve teşvik etmeye devam etmiştir.
Küba halkı ve Küba hükümeti vatanını karşı devrimci faaliyetlere karşı, terör saldırılarına karşı savunma hakkına sahiptir; Küba, egemenliğini savunma hakkına sahiptir. ABD emperyalizmi bu akıldışı iddianameyle bir kez daha Küba’nın kendini savunma hakkını, egemenlik hakkını hedef almaktadır.
ABD, otuz senenin ardından böyle bir iddianameyi gündeme getirerek ülkeye yönelik askeri müdahalenin yolunu açmaya; ülkenin yöneticilerini, devrimin önderlerini haydutça kaçırmak için zemin yaratmaya çalışmaktadır.
Türkiye Komünist Partisi Küba’yı hedef alan her türlü saldırının karşısındadır; bundan sonra da öyle olacaktır. Küba halkının ve onun devrimci önderliğinin yanındayız.
Yaşasın Küba Devrimi! Yaşasın devrimin büyük kahramanı Raúl!
Türkiye Komünist Partisi
Merkez Komite
İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu:
"Türkiye’yi Sovyetler Birliği gibi idare ediyorlar deyince kızıyorlar.
Kızıl Meydan’da füze yürütüp vatandaşını çürük patatese mahkum eden hiçbir rejim asla ayakta kalamaz"
Bu savaştan uzak durun!
ABD ve ortağı İsrail, günlerdir İran’ı hedef alan saldırılarıyla başlattıkları savaşa ülkemizi de ortak etmek için harekete geçmiş durumda.
Beşinci gününe gelinen savaşta, tüm teknolojik güç ve hava hâkimiyetlerine rağmen hiçbir ilerleme sağlayamayan ABD ve İsrail, çareyi savaşı genişletmekte arıyor.
İran’ın içinden beşinci kol çıkarıp silahlandırma planlarının basına yansıdığı bir sırada, bugün İran’dan ateşlenip Türkiye’ye yöneldiği öne sürülen bir füzenin NATO savunma sistemlerince vurulduğu haberi gündeme geldi.
Bu haberin ardından, Bakanlığın aksi yöndeki açıklamasına rağmen, tüm medyanın tek merkezden hareket ediyormuş gibi “İran’dan atılan balistik mühimmat Hatay’a düştü” şeklindeki açık çarpıtması ve NATO’nun, daha olayın ayrıntılarına dair hiçbir bilgi yokken “İran’ın Türkiye’ye saldırmasını kınıyoruz” açıklaması büyük bir tuzaktır.
AKP iktidarını uyarıyoruz.
Ülkemizi, büyük bir provokasyona imza atarak İsrail ve ABD'nin yanında bu savaşın parçası kılma çabalarına geçit vermeyeceğiz.
Bir kez daha ilan ediyoruz: Halkımızın ve ülkemizin güvenliğine yönelik en büyük tehdit dünyanın en büyük terör örgütü olan NATO ve ABD’dir.
NATO üsleri derhal kapatılmalı, ülkemizdeki ABD askerleri bir an önce kapı dışarı edilmelidir.
AKP iktidarının Venezuela’da yaşananlara tepki vermemesi ve “yakından takip ediyoruz” demesi şaşırtıcı değil. Batı ile gerilim dolu pazarlık dönemi bitti. Hükümet kendi açısından en zorlu başlıklarda bile ABD ile birlikte hareket edeceğini çoktan belli etmiş durumda.
Güçlünün müttefiki olmanın dayanılmaz hafifliğidir bu.
Peki iç politikayı geçtik, dış politikada bu kadar riyakar bir çizgi nasıl oluyor da yaygın bir biçimde sorgulanmıyor?
Bunun bir yanıtı, bugün kürsüden AKP’nin Venezuela suskunluğuna atıp tutan Özgür Özel’in partisinin her fırsatta NATO’culuk yapması, muhalefeti yeterince desteklemediği için Avrupa Birliği kodamanlarına sitem etmekten hiç vazgeçmemesi olabilir mi?
İktidar ve muhalefet belli aralıklarla pozisyon değiştiriyor, biri ötekini Amerikancılıkla suçluyor ama aslında bir tutarlılık ve süreklilik var: Bu sistem NATO’culuk, Amerikancılık üretiyor.
Geçtiğimiz akşam Fenerbahçe Erkek Basketbol ve İsrail takımı arasındaki müsabaka, İstanbul yerine "güvenlik gerekçesiyle" Almanya'nın Münih kentinde oynandı.
@tkp_almanya ise işgalcilere hatırlattı: Siyonizme karşı dünyanın her yanında haykıracağız. Katliamı durdurun, Filistin'den elinizi çekin!
"Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.
Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet.
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."
Ülkemizin çıkarları Beyaz Saray kapısında aranamaz!
Bugün Beyaz Saray’da ABD Başkanı Trump ile Erdoğan arasında yapılan görüşme, ülkemizin içine sokulduğu açmazın, yuvarlanmak üzere olduğu uçurumun çok net bir fotoğrafını sunmaktadır.
Uçak pazarlığıyla ayarlanan randevunun Türkiye’ye sadece mali faturası anlaşılan 100 milyar doları aşacak, üstelik bunun yükü emekçi halkımızın omuzlarına bindirilecektir.
Ülkemizin yer altı kaynaklarının, tüm iç ve dış gündemlerinin ABD Başkanı Trump’ın iki dudağından çıkacak sözlere bağlanması, üstelik böylesi bir ziyaretin çözüm adımı olarak sunulması kabul edilemez.
Türkiye’nin içine düştüğü açmazın bu ziyaretle çözüleceği iddialarının hiçbir gerçekçi yanı bulunmamaktadır.
Çıkacak fatura ise yoruma açık olamayacak kadar nettir.
AKP iktidarı bu ziyarete giderken masaya sadece neler verebileceğini koymuş durumdadır. Erdoğan belli ki Trump ne isterse onu alacak, ne talep ederse onu verecektir. Ülkemizin yeraltı kaynakları ve Hazinesi ABD’nin talepleri doğrultusunda soyguna açılacaktır.
Ülkemizi uçuruma sürükleyenleri, Beyaz Saray kapısında meşruiyet arayanları not ediyoruz!
Türkiye’nin Yeni Osmanlıcı bir hevesle içine sokulduğu bataklığın sorumlusu AKP iktidarıdır.
Ülkemizi bu bataklıktan çıkarması için milyarlarca dolarlık anlaşma yapılan ABD ise o bataklığın bizzat kendisidir.
Ülkemiz bu bataklıktan da kendisini bataklığa sürükleyenlerden de kurtarılmalıdır.
Aslında Kemal burada Lenin'in "devrimci durumun olması yeterli değildir, devrimci duruma partinin devrimci müdahalesi gereklidir" sözüne atıf yapmıştır. Ama beyni yeni-osmanlıcı komisyondan ve chpcilikten yanmış 'solcu'larımızda bunu anlayacak beyin kalmamıştır malesef.
📌TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan:
“Bir yükseliş olur, orada ülkenin komünist partisi ağırlığını koyar. Devrimci yükselişi, sosyalist devrime bağlamaya çalışır”
TKP 105 YAŞINDA
Halkın aklı ve vicdanı olan partiye, TKP'ye katılın!
TKP’nin dostlarına,
Tanıdığın, destek olduğun, karanlıkta yön bulduğun, takdir ettiğin, bazen arkasında saf tuttuğun, bu toprağın partisi TKP, bugün 105 yaşında!
Köhnemiş, çürümüş eski dünyanın görülmedik bir şiddetle yıkılmaya başladığı, insanlığın ayağa kalktığı, büyük ve görkemli bir tarihsel dönemeçte kurulmuştu TKP.
Yalnız Türkiye’de değil, bütün dünyada ezilen, sömürülen halk tabakaları eskiye ait ne varsa yer yüzünden kazıyıp çıkarıyor, çok geniş bir coğrafyada yeni ve insana yakışır bir toplumsal düzenin temelleri atılıyordu.
Türkiye’deki devrimci hareket Ekim Devrimi’ne kardeş olmuş, aynı cepheye yerleşmişti. Emperyalizme ve onunla bir olmuş Osmanlı saltanatına, bölge gericiliğine büyük ve unutamayacağı bir tokat attık. TKP işte o günlerde doğru safta olmanın bilinç ve cesareti ile atılmıştı öne. Halkın aklı ve vicdanı oldu, o günden bugüne!
Halkımıza biçtikleri gömleği yırtıp attık. Çizdikleri sınırları tanımadık. Bize layık gördükleri toplumsal yaşantıyı kabullenmedik. Kul olmayı, mürit olmayı, kukla haline gelmeyi, zincire vurulmayı sindirmedik. Kavga ettik ve kazandık. Böylece Sosyalist Türkiye iddiamızın yeşereceği laik ve bağımsız Türkiye’ye, halkımızın akıttığı kan ve döktüğü ter ile binbir zorlukla ulaştık.
Yedikleri tokadı hiç unutmadılar. Cumhuriyeti ve yarattığı toplumu içlerine sindiremediler. İlk günden itibaren hesap vaktini beklediler. Karşı devrimci güçleri devrimin kalbine ektiler ve pusuya yatırdılar…
Bugün karşı devrim yattığı pusudan kalkalı epey oldu. Cumhuriyet, emperyalist düşmanlar kadar onlarla işbirliği içindeki holding ve tarikatların faaliyetleri ile çoktan çökertildi.
Bu sebeple, sevgili dostlarımız, sizleri 100 sene önceki gibi taşların yerli yerine oturduğu, safların belirginleşmeye başladığı bugünlerde tarihin doğru cephesinde yer almaya, vakit kaybetmeden Türkiye Komünist Partisi’ne katılmaya çağırıyoruz.
Sömürü ve eşitsizliğin olmadığı bir sistem, bağımsız ve egemen bir ülke, planlı ve devletçi bir ekonomi, laik bir toplumsal düzen…
İşte fikrine bile tahammül edemedikleri Sosyalist Cumhuriyet!
Onu savunacağız, ülkeyi yeniden böyle ayağa kaldıracağız.
Emekçi halkın aklı ve vicdanı olan TKP’nin güçlenmeye, çoğalmaya ihtiyacı var.
Örgütlenin ki,
Halkımıza ihanet edenler gün yüzü görmesin.
Örgütlenin ki,
Yedikleri tokadı 100 yıl unutamayanların hevesleri kursaklarında kalsın.
Örgütlenin ki,
Cumhuriyeti bir daha yıkılmayacak güçte, eşitlikçi bir temelde, sosyalizmle inşa edelim.
Türkiye’nin buna ihtiyacı var.
Emek vermeye, bir araya gelmeye, mücadele etmeye ihtiyacımız var.
Ve fazla vaktimiz yok!
İnsanlığın, ülkemizin, halkımızın bir geleceği olacaksa…
O geleceğin adı sosyalizmdir.
Sizi TKP saflarında geleceğe birlikte uzanmaya çağırıyoruz!