Memlekette iki büyük ittifak oluştu!
Biri içinde her türden döneğin cirit attığı ihanet ittifakı,
Diğeri incinenlerin, ezilenlerin, vatandaşın vicdanında karşılık bulan daha iyi bir Türkiye umudu ittifakı.
Şimdi ihaneti kendi utancıyla baş başa bırakıp daha iyi bir Türkiye umudunu büyütme zamanıdır.
Eren Yıldırım'ın hem bir Alevi dedesi hem siyasal aktör olarak, gündelik siyasi tartışmaları Alevilerle bağdaştırma çabalarına karşı uyarısı ve Aleviler-siyaset ilişkisine dair vurguları önemli.
Uzun zamandır kamuoyunu meşgul eden “mutlak butlan” tartışmaları ve nihayetinde son günlerde yaşadığımız olaylar üzerine birkaç söz söyleme ihtiyacı hissettim.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi’nde yaşanan görüntüler; kapıların polis zoruyla açılması, milletvekillerinin müdahaleyle karşı karşıya bırakılması ve Cumhuriyetin kurucu partisinin böylesi bir tablo içine sürüklenmesi, yalnızca bir siyasi tartışmanın değil; bu ülkenin demokrasi hafızasında derin iz bırakacak ağır bir kırılmanın görüntüsü oldu.
Açık konuşmak gerekirse, insanın içini acıtan yalnızca yaşanan müdahalenin kendisi değil…
Asıl acı veren şey; yıllarca hukuksuzluğa, siyasal baskıya ve devlet gücünün siyaseti belirleme biçimlerine karşı mücadele etmiş insanların, bugün benzer tartışmaların gölgesinde anılır duruma gelmesidir.
Bu ülke Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu;
“hak, hukuk, adalet” diyerek yürüyen,
adalet mekanizmasının yanlış işlediğini söyleyerek milyonların vicdanına seslenen bir siyasetçi olarak tanıdı.
Adalet Yürüyüşü yalnızca siyasi bir yürüyüş değildi.
O yürüyüş, devlet gücünün hukuk dışına taşmasına karşı toplumsal vicdanın itirazıydı.
Bugün ise aynı ülkenin insanları, yıllarca eleştirilen yargısal ve kolluksal yöntemlerin gölgesinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin böylesi bir görüntüyle karşı karşıya kalmasını izlemekte…
Bunu söylemek zor ama söylemek gerekiyor;
Bu tablo, demokrasi ve özgürlük mücadelesi vermiş çok geniş bir kesimi derinden üzdü.
Çünkü demokrasi yalnızca hukuki prosedürlerden ibaret değildir.
Demokrasi; siyasal meşruiyeti halkın ve örgütün iradesinde arama olgunluğudur.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin delegeleri bir irade ortaya koymuş, parti yeni yönetimini belirlemiştir.
Elbette hukuk içinde her tartışma yürütülebilir. Ancak siyaset kurumunun meşruiyeti, yalnızca mahkeme salonlarında değil; toplum vicdanında ve örgütsel rızada karşılık bulduğu ölçüde anlam taşır.
Alevi öğretisinin asırlardır söylediği hakikat de budur aslında;
Rızasız yol yürünmez.
Rızanın olmadığı yerde kırgınlık büyür, söz sertleşir, gönüller daralır.
Bir de beni ayrıca yaralayan başka önemli bir mesele daha var…
Türkiye’de ne zaman Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi tutumu tartışılsa, mesele dönüp dolaşıp yine onun Alevi kimliğine getiriliyor.
Burada herkesin kendisine samimiyetle şu soruyu sorması gerekiyor:
Bugüne kadar, Sünni bir siyasetçinin yaptığı hata ya da yanlış tercih üzerinden bütün bir Sünni inancının aşağılandığına hiç şahit oldunuz mu?
Peki neden söz konusu bir Alevi olduğunda, eleştiri bir kişinin siyasi tutumundan çıkıp milyonlarca insanın inancına yöneliyor?
İşte mesele tam olarak da budur.
Bu dil; demokratik eleştiri dili değildir.
Bu, yüzyıllardır Alevileri kimlikleri üzerinden yargılayan zihniyetin bugünkü devamıdır.
Fakat burada Alevi toplumunun da kendi içinde düşünmesi gereken bir başka gerçek vardır;
Kemal Kılıçdaroğlu bir siyasetçidir.
Bir siyasi partinin genel başkanlığını yapmış, siyasetin içinde mücadele etmiş bir isimdir.
Hiçbir siyasetçi, koskoca bir inancın tamamını temsil etmez.
Hiçbir siyasi tercih, bir yolun hakikatiyle bütünüyle özdeşleştirilemez.
Alevilik; bir siyasi partinin, bir liderin ya da bir makamın sınırlarına sığmayacak kadar derin bir yol ve hakikat öğretisidir.
Bu nedenle bugün yapılması gereken şey; ne bir insanı kutsallaştırmak, ne de onun yaptığı siyasi tercihler üzerinden milyonlarca insanın inancını hedef hâline getirmektir.
Eleştiri siyasete yapılır.
İnançlar ise günlük siyasi hesapların üstündedir.
Bir başka konuya da samimiyetle değinmek istiyorum…
Ne zaman böylesi meselelerde söz söylesek, bazı insanlar hemen “Cemevleri siyasete karışmasın” demeye başlıyor.
Oysa bizler bu ülkenin dışında yaşamıyoruz.
Bu ülkenin ekonomisi, hukuku, eğitim sistemi, demokrasi anlayışı, gençlerin geleceği, yoksulluğu, adaleti; hepimizin hayatını doğrudan etkiliyor.
Biz başımızı öne eğip, toplumun geleceğinin birkaç kişinin siyasal tercihleriyle şekillendirilmesini sessizce izleyemeyiz. 👇👇
Kılıçdaroğlu'nu ve CHP içindeki bütün meseleleri dön dolaş Aleviler üzerinden yorumlayanların hepsi, yandaşıyla karşıtıyla aynı değirmene su taşır. Hiçbir siyasetçi hiçbir inancın temsilcisi değildir, olamaz. Eğrisiyle doğrusuyla; siyasetçi, siyasetçidir!
Sosyal medyada ve yurtdışında bazı üniversitelerde KK’dan ikbal beklentisinde olanların özellikle bir takım çakma teorik tartışmalarla Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik tepkilerin aslında Aleviliğe karşı olduğunu iddia ederek Cumhur İttifak’ı çizgisini savunmaya çalışanlara karşı Adalet Yürüyüşü’nden Mutlak Butlan’a bir devlet görevlisi olarak Kılıçdaroğlu portresi…
@haberaktif@halktvcomtr
Savaşın karartmadığı, yokluğun yormadığı, adaletin artıp eşitsizliğin azaldığı; haksızlığın övülmediği, özgürlüğün özlenmediği; yerkürenin her bir karesinde sabahına tok ve umutlu uyanan çocukların çoğaldığı her gün insanlığa bayram olsa gerek. +
Yıllar sonra önüme düştü bu paylaşım. Turgut Uyar dizelerinden dağların koynuna, çoban türkülerinden çocukluk anlarına... Bir bayır yüzünde şimdi, kar altında iki mezar; bir kuş sesiyle sanki, aldı oraya götürdü. Niyaza niyaz @mhrpolat hocam. Aşkolsun.
“Bir sopa, üç beş koyun, bir köpek,
Bulutların içinde kendi kendine -yalağuz-du”
Turgut Uyar bu şiiri yazdığında babam 2 yaşında. 11 yaşına geldiğinde dağlara “yalağuz” çoban duracaktır. Elini uzatsa bir yıldıza tutunup kaçacak kadar masallara sığındığı yaşlarda bir başına.
Ey herkesi kendi gibi ayrımcı, kendi gibi çıkarcı; kendi gibi hakikate kör, feryada sağır, haksızlığa dilsiz sanan!
Ben nasıl ayırırım Hayedeh’i Feyruz’dan, Şamlu’yu Derviş’ten; Feryad’ı Vatan’dan, Duvarda’yı Vartan’dan…
Her iki mesaj da çok sorunlu.
Kent ekosistemleri doğal değil, zaten insanlar tarafından sürekli değiştirilen yapay ekosistemlerdir. Sokak hayvanlarını mama ile beslemek ekolojik bir felakete yol açmaz; çünkü bu hayvanların nüfusu, bireysel beslemelerden değil, kısırlaştırma +
Bu ödüllerin 2.'sinde de sevgili Ateş Uslu hocamızın imzası vardı. Bizim koridor üretiyor! Önümüzdeki yıl için, yine bizim koridordan bir çalışma bence şimdiden aday! Bakalım seneye de onu anacak mıyız...)