Türk siyasetinde ilkeli ve tavizsiz duruşun simgelerinden biri olan Yavuz Ağıralioğlu; mertliği, dürüstlüğü ve omurgalı siyaset anlayışını her daim ön planda tutmuş, özellikle İYİ Parti döneminde Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığına karşı sergilediği haklı ve dik duruşla, inandığı değerler uğruna makam ve mevkiden vazgeçebilen gerçek bir devlet adamı olduğunu kanıtlamıştır.
Türk milletinin büyük bir potansiyeli vardır!..
Ama bu potansiyeli particiliğe ve kutuplaşmaya kurban ediyoruz.
Biz milletimize şunu göstereceğiz: Türkiye, hazine üstünde oturup fakirleşen bir ülke değildir!
Ülkemizde adalet terazisi eşit tartmıyor.
Elektrik faturasını ödemeyenin hakkını savunacak birileri mutlaka çıkıyor.
On binlerce suçlunun tahliyesi için kürsüler kuruluyor, nutuklar atılıyor.
Tarihin bile yükünü hafifletmek için, her tartışmada yeni “mağdurlar” icat ediliyor.
Ama bir bakıyorsunuz;
vergisi daha maaşı eline geçmeden kesilen, kimseye yan bakmamış, sokakta taşkınlık yapmamış, çocuğunu okutmaya, evine helal ekmek götürmeye çalışan ortalama, sessiz, suçsuz Türk vatandaşı için ortada kimse yok.
Onun için bir kürsü yoktu.
Onun için yükselen bir ses yoktu.
Onun için risk alan, bedel ödeyen yoktu.
Artık biz varız.
Bu memleketin yükünü hep, kurallara uyan, bağırmadan yaşayanlar taşıdı. Ama ne hikmetse, en kolay da onlar unutuldu.
İtirazımız tam da buraya.
Devlet; suçluyu konuşurken bu kadar cesursa, suçsuzun hakkını koruması gerektiğinde neden bu kadar suskun?
Adalet; sesi çok çıkanın değil,
haklı olanın yanında durabildiği gün yeniden itibar kazanacaktır.
Her tartışmada “Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir” diyerek hukuk devleti olunmaz. Binlerce suçluyu hapishaneler çok doldu bahanesiyle düzenli aralıklarla sokaklara bırakıp sonra tekrar toplandığı bir görüntüyü bize kimse hukukla, adaletle izah edemez.
Maalesef Diyarbakır’dan acı haber geldi.
Duygularımızı yazmaya kelimeler yetersiz kalıyor.
Narin’in başına gelenlerin en kısa sürede aydınlatılmasını ve sorumluların hak ettikleri cezaları almasını umuyorum.
Narin’e Allah’tan rahmet diliyorum, başımız sağ olsun.
Babam Recep Yazıcıoğlu
2003 yılının 8 Eylül’üydü.
Bir kaza, keder yüklü bir haber ve bir vefat…
Babamız, sevilen devlet adamı Recep Yazıcıoğlu’nu elim bir trafik kazasında kaybettik.
Üzerinden tam 21 yıl geçti. Daha dün gibi… Onun yokluğuna hâlen alışamadık.
O sadece bizim için bir baba değildi. O aynı zamanda Türkiye’nin sevilen süper valisiydi.
Bizim kederimiz, Türkiye’nin kederi oldu. Türkiye’nin üzüntüsü de bizim üzüntümüz oldu.
Babamız Recep Yazıcıoğlu’nu Türkiye için bu kadar değerli yapan zor zamanlarda gösterdiği liderlik ve yönetim tarzıydı.
Halkı küçümsemeden kabul etti, kimseye yüz çevirmedi ve böbürlenmedi. Tevazu ile, içtenlikle yönetti. Bu içtenliği O’nu halkın gözünde yüceltti.
Köylüyle, işçiyle, memurla empati yaptı. Çocuklarla, öğrencilerle duygusal bağ kurdu.
Sıkıntılı olan herkesi dinledi ve onları anlamaya çalıştı.
Tüm bunlara yaparken disiplin içerisinde devlet aklı ile hareket etti. Diğer valilere, diğer yöneticilere ilham kaynağı oldu.
Biz de O’ndan ilham olarak bu güzel şehri yönetme gayreti içerisindeyiz.
Babamız Recep Yazıcıoğlu hayatımın her döneminde en büyük rehberim olmuştur. Onun bilgeliği ve yönetim tarzı, benim için paha biçilmez bir misyondur, vizyondur.
Vefat yıldönümünde rahmetle ve özlemle anıyorum.
Mekânı cennet olsun İnşallah.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Mansur Yavaş’ı ziyaret ettim, hayırlı olsun dileklerimi ve tebriklerimi ilettim.
Kendisine nazik ev sahipliği için teşekkür ediyorum.
Kucağında 9 aylık bebeğiyle İnebolu'dan aldığı cephaneyi kağnılarla Kastamonu'ya taşırken donarak şehit düşen Millî Mücadele’mizin sembol isimlerinden, Kurtuluş Savaşı kahramanı Şerife Bacı’yı vefatının yıl dönümünde saygıyla ve rahmetle anıyoruz.
#TarihteBugün#ŞerifeBacı