Yunan çiftçi hükümetine kızarken
“Biz Türk müyüz, Yunan mıyız” diyor.
Yani bize bu eziyet niye demek istiyor.
Bize Türkmüşüz gibi muamele etmeyin diyor.
Bu ifade bile Yunanistan’da Türk azınlığa nasıl davranıldığını, Türklere nasıl bakıldığını anlatıyor.
Burası Midilli. Tatile koşarak hatta neredeyse yüzerek gitmeye çalıştığımız? Türk düşmanlarının adası.
@ajansmuhbir1923 Bu tarz haber sayfaları karı gibi dedikodu yaparak duyar etkileşim ve pr kasmaya çalışıyor bunun farkında olalım ve türk milli takımına zarar vermek isteyen bu "muhbirleri" engelleyelim!
Söyleyeceğimi isteyen doğru, isteyen yanlış anlasın: Savaşa gidilirken düşmana mihmandarlık yapmak Türk insanına yakışmaz.
Senin Yunanistan'da harcadığın parayı Yunanistan,savunma sanayisine ödenek olarak biriktiriyor; savaş zamanı geldiğinde ise sana bunu mermiyle, silahla, topla, tüfekle, uçakla ve gemiyle ödetecektir.
Türkiye Cumhuriyeti, "100'lük rakıyı daha ucuza içiyoruz" diye satılacak bir devlet değildir.
Eğitim sistemi sandığınız gibi bir "öğrenme alanı" değildir.
İnsan zihnini, zamanını ve bilişsel enerjisini sömürmek üzere tasarlanmış, 16 yıllık kesintisiz bir şartlandırma aygıtıdır.
Notlar, transkriptler, diplomalar ve o kimlikteki yasal isimler...
Bunların hiçbiri tarafsız belgeler değildir.
Bunlar, özgür düşünceyi standartlaştıran, uyumu dikte eden ve insanı yaşanmış bir hayattan koparıp "sembolik bir köle" rolüne sokan ritüellerdir.
Bilgi mi? Bilgi sadece bir vitrindir.
Sistemin asıl işlevi itaati yeniden üretmek, dış otoriteye bağımlılığı hücrelerine kadar işlemek ve seni ekonomik hiyerarşi içinde sadece "yasal bir kurgu" (Strawman) olarak hizaya sokmaktır.
Sınıflar, usulüne uygun şekilde meşrulaştırılmış bir özerklik illüzyonudur.
O "Eğitimli, diplomalı ve saygın" birey; aslında kurumsallaşmış bir kimlik sömürüsü çarkının içinde, kendi rızasıyla fişi çekilmiş, yaşayan ölü bir enerji biriminden başka bir şey değildir.
Kafanıza taktığınız o siyah kep, zihninizi hapsettikleri o siyah küpün ta kendisidir.
Mezun olmuyorsunuz, sadece sisteme entegre ediliyorsunuz.
Okuldaki zil sesini düşün.
Fabrikadaki vardiya düdüğünün provasıdır.
Öğrenci, biyolojik ihtiyaçlarını (tuvalet, yemek, konuşma) dışarıdan gelen bir zil sesine göre ertelemeyi öğrenir.
Bu, bedeni ve zihni otoriteye teslim etmenin ilk domino taşıdır.
Bugün okul ziline göre tuvalete giden, yarın maaş bordrosuna göre hayal kuran, ay sonunu bekleyen o "ölü enerji birimine" dönüşür.
Siyah kep (mortarboard) tesadüfi bir tasarım değildir.
Kadim sembolizmde daire "ruhu ve sonsuzluğu", kare/küp ise "maddeyi, sınırları ve yeryüzünü" temsil eder.
Mezuniyet töreninde o siyah kareyi kafanın (zihnin/ruhun) tam üstüne koyarlar.
Bu, ezoterik dilde zekanın sınırlandırılması, ruhun materyalist sisteme (küpe) hapsedilmesi ritüelidir.
Püskülün bir taraftan diğerine atılması ise, inisiyasyonun (köleliğe kabulün) tamamlandığını gösterir.
Karşı Argüman ve Mantık Kontrolü: "Ama Doktorlar Nasıl Yetişiyor?"
Bu soruyu soranlar çıkacaktır.
Sistemi tamamen "bilgisiz" olarak tanımlarsak duvara çarparız.
Sistem bilgiyi yok etmez, onu parçalar ve izole eder.
Çok iyi bir cerrah ya da mühendis yetiştirir, çünkü çarkın o işlevsel parçalara ihtiyacı vardır.
Ancak o mühendise, inşa ettiği barajın hangi küresel güçlerin cebini doldurduğunu veya o doktorun yazdığı ilacın hangi endüstriyi beslediğini asla öğretmez.
Derin uzmanlaşma, aslında sistemin taktığı en şık at gözlüğüdür.
Zeka desteklenir ama bilgelik yasaklanır.
16 yılını bir küpün (sınıfın) içinde, tahtaya bakarak geçiren bir zihin, dışarı çıktığında "özgür" kararlar aldığını nasıl iddia edebilir?
Alperen Şengün’e soruyu soran İsrailli.
Soru tam bir tuzak. Akıl, İsrail aklı.
Bugün aynı maçta sahaya çıkacağı İsrailli oyuncuyla ilgili en ufak bir şey söylese hayatını mahvedecekler.
Bu noktada Amerikalıların bile “akıllıca cevap verip sıyrılmış” dediği yerde 23 yaşında, bugün sırtında ay-yıldız taşıyacak değerimizi harcayanlar var.
Hep merak ediyoruz ya.. “Bizim niye lobimiz yok? Biz niye güçlü değiliz?” diye.
Bir İsraillinin tuzağıyla kendi değerlerimizi satacaksak daha çok sorarız bu soruları.
ABD burası. En küçük hatanda adamı duman ederler.
Yıllardır Filistin davasını da Gazze davasını da en üst düzey Amerikan kurumlarına taşımış bir Türk gazeteci olarak duruşum budur.
İsraillinin kurduğu tuzakla kendi evladımızı satmaya hevesli değiliz.