Vahdettin yaverini İstanbul'daki İşgal Orduları Başkomutanı İngiliz General Harington'a gönderip ülkeden kaçmak için yardım istedi. Harington "Onu zorla kaçırdığımın sanılmaması için talebini yazıyla bildirsin" diye cevapladı. Bunun üzerine Vahdettin'in Harington'a yazdığı mektup
ABD'ye yaptığı jestlere gelen eleştirilerden rahatsız olan saray milliyetçilik ve dindarlık provokasyonlarını sahaya sürüyor.
Hiçbir algı operasyonu gerçeği örtemez..
“Onlar, aşkın ve hayatın havarileri, büyük serüvencilerdi. Onlar, bu ihtiyar cadının maskesini parçalamak ve yeryüzü denilen cenneti bize sunmak istediler. Bütün ömürleri bu kavgayla geçti. Ne adları vardı onların, ne ulusları, ne dinleri ne de anıtları.
Ama biz onlar için ölüm fermanları hazırlayıp görkemli mangalar kurduk. Savaşlar açtık peşpeşe. Kentleri ele geçirip vahşi bir hayvan gibi avladık onları. Nerde görülseler kurşuna dizdik ve süslü kemerler yaptık onların kafa derilerinden. Biz cellattık ve tarih suratımıza tükürürken, bir kez bile bağışlanmayı istemedi onlar..
Derler ki, son büyük serüvenci yaralıdır hala…”
#AhmetTelli
https://t.co/0nprGUIXWr
Engellenemeyen işler de var. Ankara’da çökertilen sahte diploma çetesi, aralarında profesör ve doçentlerin de bulunduğu yaklaşık *400 akademisyenin atanmasında* rol oynadıklarını itiraf etti.
Beraat Kararı Akademik Özgürlük Adına Kazanımdır: Bilimsel Araştırmaların Sonuçlarının Toplum Yararına Kullanılması Suç Değildir
👇
https://t.co/9Vr4Q5NMqc
Muhafazakâr mahallenin tutarlı bir bütün değil, her şeyin üzerini örtüp işine bakan mahalle olduğunu takribi ne zaman kabul edersiniz?
Her haltı yiyip, hiçbir konuda hesap vermeyip, herkese salça olmanın konforunu yaşıyorlar.
Bunun için tutarlılık değil, tutarsızlık gerekir 😏
Trump, gelirken ve giderken, rahip Brunson dosyasını hatırlatarak Türkiye’de yargının bağımsız olmadığını açık biçimde söyledi
Trump’un bu sözlerine kimse karşı çıkmadı
Aynı günlerde Silivri’de ise “örgüt lideri” olduğu iddia edilen Ekrem İmamoğlu’nun savunma yapması engellendi
Murat Kapki İnan Güney’e “Hakkını helal et, ben sana iftira attım” dedi mahkemede.
Kapki “İnan Güney’i tanımazdım. O anda kurtulmak için her şeyi söyleyecek durumdaydım, eşimi almışlardı, evde yalnız kalan çocuklarımı düşündüm. İnan Güney’in adını geçirdiler, o da vardı değil mi dediler, evet dedim” dedi. Kapki'nin tüm beyanlarını kolay bir internet araması ile siz de bulabilirsiniz.
İBB davasında sık karşımıza çıkan “etkin pişmanlık” mekanizmasının böyle bir psikolojik baskı sonucu alınan ifadelerden oluştuğunu gözlemliyoruz.
Literatürde buna coerced compliant confession deniyor, zorla alınan itaatkar itiraf ve bu bir sahte itiraf olgusu.
Baskı ve tehdit sonucunda (mesela bu örnekte Kapki eşi ve çocukları ile tehdit edilmiş) alınmış bu ifadeler gösteriyor ki devlet savcı makamı vasıtası ile bir çaresizlik kapanı kurulmuş.
Böyle bir tehdit altında beyin gerçeği değil tehdidin bitmesini önceler. Kişi o anda “doğruyu” değil, tehlikeyi / acıyı durduracak cümleyi arar. Söylenen şey gerçekler değil, tehdit geçsin diye güçlünün duymak istediği cümlelerdir.
İnan Güney böyle durum sonucu 11 ay suçsuz yere hapiste yattı. Bunun hesabını kim verecek? O savcı böyle bir mekanizma yaratarak hem Kapki'ye psikolojik baskı kurduğu hem de İnan Güney'in hayatından 11 ay çaldığı için bir yaptırıma uğrayacak mı? Bunlar psikolojinin değil hukukun konusu ama ben de bir vatandaş olarak merak ediyorum.
Emekliye, işçiye, eğitime kaynak yok; savaşa var.
Hedef milli gelirin yüzde 2,3'ü olan savunma harcamalarını yüzde 5'e çıkarmak.
Krizden çıkış değil, savaş ekonomisine geçiş...
7 - 8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara'da gerçekleştirilecek olan #NATO zirvesi Türkiye toplumu için ağır bir kişi özgürlüğü ve güvenliği sorunu haline gelmiştir.
Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını güvence altına alan, Türkiye’nin de taraf olduğu, uluslararası sözleşmelere göre hiç kimse hukukun öngördüğü sebepler ve usuller dışında keyfi olarak gözaltına alınamaz ve özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.
Ne var ki, Türkiye uzun yıllardır hukukun üstünlüğü ilkesine aykırı olarak başta “terörle mücadele” gerekçesiyle olmak üzere çeşitli gerekçelerle kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını keyfi bir şekilde ihlal etmektedir.
Son olarak NATO zirvesi nedeniyle hukuk dışı ve keyfi gerekçelerle, başta Ankara’da olmak üzere ülke genelinde gerçekleştirilen kitlesel gözaltılar ve tutuklamalar hiçbir şekilde kabul edilemez.
Türkiye taraf olduğu sözleşmelerden kaynaklanan taahhütlerine aykırı davranmakta, hatta söz konusu sözleşmeler kapsamında suç işlemektedir.
Keyfi gözaltı ve tutuklamaları durdurun, özgürlüğünden alıkonulan herkesi derhal serbest bırakın.
Ruşen Çakır (@cakir_rusen): "Rahip Brunson'ın serbest bırakılması olayı... Ne diyor Trump? 'Ben masum olduğuna inanıyordum, ben aradığımda cumhurbaşkanı hemen onu serbest bıraktı'."
"Daha geçen gün AP Türkiye Raportörü'nün Türkiye'de yargının bağımsız olmadığını söylemesi üzerine Akın Gürlek, 'yargı tamamen tarafsız ve bağımsız' dedi. Aslında ne oldu? Trump bize hepimizin bildiği şeyi alenen söylüyor"
➡️ https://t.co/2crQF4d9Ag
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.