Yaşım ilerledikçe mutluluğun sakin sabahlar, temiz bir ortam, erken yatmak, güvenli bir ev ve enerjimi tüketmeyen insanlardan ibaret olduğunu daha çok anlıyorum.
@gundemio Yirmili yaşlar başında heyecan ve heves varken yurt dışında yaşamak daha kolay. Ama belirli bi düzenin konforun vs varken bunu bozup yurt dışında sıfırdan yaşamak fikri mantıklı değil özellikle daha önce hiç çıkmadıysan
Hayatın inişleri çıkışları olduğunu biliyorum, evet… ama mutlu olmayı özlüyorum. Eskiden içimde bir heyecan vardı; küçük şeylere bile tutunur, bir yerinden mutluluğu çekip çıkarmaya çalışırdım. Şimdi dönüp bakıyorum da, sanki kendimi çok uzun zaman önce bir yerde bırakmışım gibi. Ne zaman, nasıl oldu bilmiyorum. Sadece fark ediyorum ki artık aynı şeyler aynı duyguyu vermiyor.
İnsan bazen yorulmaktan değil, hep güçlü durmaya çalışmaktan tükeniyor. Her şeye alışıyorsun; susmaya, idare etmeye, “geçer” demeye… Ama alışmak iyileşmek olmuyor. İçin sessizleşiyor, kalbin eskisi kadar konuşmuyor. Dışarıdan bakınca her şey yolunda gibi ama içeride bir eksiklik dolaşıyor. Adını koyamadığın bir boşluk.
Belki de mesele kaybolmak değil, kendine çok uzun süredir uğramamak. Hep bir şeyleri toparlamaya çalışırken, kendini ertelemiş olmak. Mutluluk da bazen büyük sevinçler değil; yeniden hissetmeye izin vermekle başlıyor. Küçük bir nefes, kısa bir durak, kendine “ben neredeyim?” diye sormakla… Belki hemen değil ama bir yerden sonra, insan kendine tekrar rastlıyor. Ve o an, her şey yavaş yavaş hatırlanmaya başlıyor.
Kur’an’da psikolojiye dair çok dikkat çekici ayetler var. İnsanın ruhunu, korkularını, umutlarını ve sabır sınavlarını öyle incelikle anlatıyor ki modern psikoloji kitaplarıyla kıyaslayınca insan hayrete düşüyor. Birkaçını sizlerle paylaşmak istiyorum.