Altay Cem Meriç'i piyasada görünür olduğu günden beri takip ederim. Adamın tüm derdi, özellikle gençlerin dağıtılan zihnini yeniden inşa etmek, bizim çocuklarımızı bize düşman etmek için üretilen argümanları yıkmak, Batının kültür hegemonyası ile üstünlük kurduğu meseleleri gerçek haliyle anlatarak Batı ve Batıcı tayfa karşısında kompleksle değil başı dik durmalarını sağlamak...
"Onların" bakış açısıyla "yumuşak karınlarını bulduk vurun hançeri" diye İslam'ı ve Müslümanı aşağılamak için kullandıkları meseleleri,
-özellikle camiamızın günümüz gençlerine ulaşma zorluğu çektiğinin farkında olarak-
bir dil, bir üslup, vakur bir tavırla karşı tarafın argümanlarını yıkmak üzerine bir yol inşa etmeye çalışıyor.
Bakın ACM'nin eskiden beri yaptığı çalışmalara; ülkemizde ve ümmet coğrafyasındaki en büyük sorun olan "Oryantalistlerin bizi tarif ettiği şekliyle kendisini tanımlayan ve o tanıma göre eşya ve hadiselere bakan yani zihni olarak esir olan fakat kendisini özgür zanneden" insanımıza Batının ilim bilim tarih ve kültür anlatısının ne kadar yalan ve zavallı olduğunu göstermek üzerinedir.
Zihin ve anlayışta mağlupsan cephede galip olma şansın yoktur!.
Kendilerini "onların tarif ettiği şekliyle tarif edip onların giydirdiği zihin elbisesini benimseyenlerin aksine şahsiyetli Müslüman duruşuna sahip olunması gerektiğini ilmiyle bilimiyle duruşuyla titriyle göstermeye çalışıyor...
Ve haklı olarak üslubu sert, öfkesi diri. Bu bizim için övülecek bir meziyet...
Tuhaf olan:
Irkçılık üzerinden İslam düşmanlığı yapanlara kılıç çekti. Onların rezil arka planlarını ifşa etti. Alakasız birileri başını uzattı girdi tartışmaya.
Selef melef diyerek aslında karanlık odakların hem Ehli Sünneti hem Müslümanların birliğini hedef aldığını ifşa etti. Alakasız birileri daha uzattı başını.
İrancıların hem itikadi hem siyasi duruşlarının aslında Müslümanların değil sadece İran'ın çıkarı için olduğunu ifşa etti. Yine alakasız birileri uzattı başını.
Mezhepsiz tayfanın Ehli Sünnet tahrifatı için vazifeli olduğunu, Hadis Sünnet ve neticede Kuran'ı "birilerinin isteğine göre" şekillendirmeye çalıştığını anlattı. Alakasız birileri daha uzattı başını.
Ülkemizdeki seküler laik İslam ve Müslüman düşmanı zihniyetin " kendilerini akıl bilim ve filim sahibi diye lanse edip üstünlük taslamalarını" aldı ele, onların cehaletini yobaz ve kıt akıllı olduklarını, bilim milim derken aslında dünyanın en cahil tayfası olduklarını ifşa etti. Yine ve yine alakasız birileri girdi topa.
İlmi olarak bazı şeyleri eksik farklı ve hatta yanlış yorumlanması olmuş mudur? Olmuştur elbet. İlim adamı değilim. Yanlış varsa düzeltilir, eksikler giderilir. İlim ehli insanların ilmi tartışması rahmettir, berekettir. Sadece üçüncü şahısların yorumlarıyla meselenin çorbaya dönmesini engelleme imkanı olmayan mecralarda olmasın bu. Diğer yandan da bazı mevzularda ilmi olarak uyaran itiraz eden veya eleştirenlere sözümüz yok, kimsenin de olmamalı.
Ama Allah rızası, İslam'ın sirayeti, vatanın ve ümmetin birliği, fitnecilerin ve düşmanın zilleti için koşan ve koşturan atı durdurmak, önüne set çekmek, yolundan çevirmek kabul edilir bir şey değildir bizim nazarımızda.
Altay Cem Meriç'in meseleleri ele aldığı zemin ve gayesi makbul, Ehli Sünnet duruşu, İslam'ı ve Müslümanları savunması, inşa ettikleri yalancı kültür tarihiyle kültür iktidarını eline alıp Müslümanları ezikleyen kişi ve zihniyetin ipliğini pazara çıkartma çabası ortadadır.
Yarın biz kendimizin ne olacağını bilmezken yarın şöyle olabilir ihtimaliyle kimseye hüküm vermeyiz, veremeyiz.
Bu hassasiyetlerle yürüyen her Müslümanın olduğu gibi ACM'nin hedefi bizim de hedefimiz, gayesi bizim de gayemizdir.
Bir de özellikle dikkat ettiğimiz şey;
Adamda iman öfkesi, Müslümanlara yapılan tahkirlere karşı müthiş bir savunma asabiyesi (ki bu zamanda Müslümanlardaki en büyük eksik budur) ve gayet güzel hitabeti, vakarı ve cidal mahareti var.
Kendisini yetiştirmiş, gençlere rol model olabilecek ne kadar az insanımız var farkında değil misiniz?
Yıllarca işin kavgasını verirken eksik kalan noktalarımızı tamamlayacak gençlerin yetişmesi için ne kadar dua ettik, çabaladık koşturduk.
Bu gün gençlerin içinde ateş gibi insanlar var. İman öfkesi dipdiri, ilim de fende kelamda her alanda kendisini yetiştiren aslan gibi bir jenerasyon var.
Fakat bu dağınıklık, "ANA NOKTADA AYNI ÇİZGİDE OLMALARINA RAĞMEN" Tali mevzuları yem yapanların oltasına takılarak istikameti ve hedefi şaşıran, birbirlerine düşenler de çok maalesef. Bu bizi çok üzen bir durum.
Hasılı kelam, Altay Cem Meriç'i harcamak için değişik şekillerde ortaya çıkanlar yanlış yapıyorlar. Daha da ötesi sosyal mecrada "aynı mihver etrafında" dönenlerin haklı veya haksız birbirlerine gider yapmasını uygun bulmuyor "tecrübeyle sabit olarak" bunun Müslümanlara olumsuz yansıyacağını görüyoruz.
Altay Cem Meriç konferanslarına gideriz, çocuklarımız da gider, destekler, okur okuturuz. Gerekirse yanında da dururuz.
İrancısı mezhepsizi daeşçisi laik seküler Batıcısı ırkçısı siyonisti oryantalisti...
Karanlık mahfillerde planlar yaparak kakafonik gürültüyle Altay' itibarsızlaştırmak isteyenlerin hangi
karanlık merkezlerden sürüldüğünü görmez değiliz.
@AltayCemMeric kardeşim, Allah ilmini ve hizmetini artırsın, istikametini şaşırtmasın, vakarını bozmasın. Aslolan çabadır, istikamettir.
"Sakın “bende kibir yok” demeyesin. Çünkü kibir, karanlık gecede kara taşın üstünde yürüyen karıncanın ayak izinden bile daha gizlidir.
İçte olan kibri fark etmek çok zordur.
Sufiler buna “gizli şirk” derler."
Molla Câmî
Osman Nuri Topbaş Efendi’nin vekili Abdullah Sert hocamız ve ailesi kaza geçirmiş. Değerli eşi Zehra Hocahanım vefat etmiş.
Merhumeye Allah’tan (cc) rahmet diliyorum. Mekânı cennet, makamı âlî olur inşallah.
Hüdayi Camiası, umutlarımızı diri, kalplerimizi dipdiri tutan, Balkan, Kafkas ve Türk dünyasında ve tabii Afrika’da ateizmin tarumar ettiği yaralı gönülleri fetheden kalpleri hakikate açma leziz yolculuğunun öncülüğünü yapıyor…
Sessiz ve sedasız…
Şov yapmadan…
Şovdan özene bezene kaçınarak…
Tam da tasavvufun sadeliğini ve latifliklerini kuşanarak…
Hüdayi Camiası’ndaki kardeşlerimizin başları sağolsun.
"Izdırabın sonu yok sanma, bu âlem de geçer
Ömr-i fâni gibidir; gün de geçer, dem de geçer
Gam karar eyliyemez hande-i hürrem de geçer
Devr-i şâdi de geçer, gussa-i matem de geçer"
Kendi hayatinda mutlu olanlar genelde baskalarının hayatına meraksız olurlar. İnsanlara kendi mutluluğunu kanıtlama ihtiyacı içinde olmazlar. Bu böyledir…
Selâm olsun Hz Hüseyin'e, kerbela şehitlerine, tüm şehitlere, yeryüzünün bütün mazlumlarına
Veyl olsun yezide ve tüm yezidlere
#kerbela
Şu mübarek günde Peygamberlerine necat verdiğin gibi ümmeti Muhammed'i de felaha erdir Ya Rabb
#aşura
imtihanın, Allah'tan bir rahmettir.
eğer Allah seni temenni ettiğin şeyin gecikmesiyle imtihan ediyorsa, bil ki o, kudretiyle senin için işleri düzene koymakta ve hikmetiyle senin için en hayırlısını seçmektedir. gücün ve olgunluğun tamamlansın diye yolu uzatabilir, o'na olan yakınlığın ve bağlılığın artsın diye ferahlığı geciktirebilir. daha hayırlısına nail olasın diye de bazı şeyleri senden engelleyebilir. gecikme bir mahrumiyet değildir. aksine kalbin için bir hazırlık ve sınamadır. rabbine güveniyor musun, yoksa o'nun takdirini aceleye mi getirmeye çalışıyorsun? öyleyse sabret, şüphesiz Allah, sabredenlere mükafatlarını hesapsızca vaat etmiştir. kalpten sarsılmaz bir inanca sahip olanlara ise, her dertten bir çıkış ve her darlıktan bir ferahlık kapısı açacağını vadetmiştir. ve her zaman şunu hatırla:
{olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz ondan hoşlanmazsınız.} (bakara suresi, 216. ayet)
günahların cezası sadece bedenlere ve rızıklara gelen zahiri (görünen) musibetlerle sınırlı değildir. aksine bunlardan daha gizli, daha şiddetli ve daha acı verici olan cezalar da vardır. imanın nuru kalplerden silinip gittiğinde, kalpler zikir esnasında huşu duymaktan aciz kalır. ayetleri işittiğinde gözler yaşarmaya yanaşmaz. böylece kul; itaatlerin tatlılığından, yakınlığın, ünsiyetin ve münacatın (baş başa yakarışın) lezzetinden mahrum bırakılır. vallahi bu, en acı çaresizliktir. rabbim cümlemizi muhafaza buyursun. bizi bir ân dahi olsa nefsimiz ile baş başa bırakmasın. Allahumme amin.
40 YILLIK yoğun araştırmaya rağmen HIV için hâlâ aşı yok.
100 YILDAN fazla zamandır kanser için aşı geliştirilemedi.
Hatta en basitinden SOĞUK ALGINLIĞI için bile hâlâ aşı yok!
Ama bir anda…
Gizemli bir virüs laboratuvar ortamından “tesadüfen” sızıyor.
Ve mucize!
Sadece 12 ay içinde, 4 büyük ilaç firması aynı anda, 1 hafta arayla “aşıyı” buluyor.
Hem de daha virüsün kendisi tam olarak anlaşılmadan…
Ama evet…
Hiçbir şey planlanmamıştı.
Her şey tamamen tesadüf.
Siz hâlâ inanmaya devam edin.
UYARI / YORUM
HÜKÜMET, BAŞÖRTÜSÜ MESELESİNİ DERHAL YASAL STATÜYE KAVUŞTURMAK ZORUNDADIR!
Başörtüsü meselesi zımnî toplumsal mutabakatla çözülmüş gibi duruyor!
Ama sadece “gibi”.
Yarın siyasî konjonktür değişirse ilk büyük yasak, başörtüsüne gelir ve Türkiye en az 50 yıl geriye gider.
Başörtüsü, bu toplumun Müslüman kalabilmesinin en hayatî göstergelerinden biridir.
Siyasî konjonktür değiştiğinde, ilk yapılacak işin, ortaokul ve liselerde başörtüsünün yasaklanması olacağından asla şüphe duymuyorum.
Ortaokul ve liselerde başörtüsünün yasaklanması, bu ülkenin çocuklarının İslâm’la ilişkisinin önce protestanlaştırılması, sonra da sıfırlanması sürecinin fitilini ateşleyecektir.
Sözün özü: Başörtüsü yasal bir statüye kavuşturulmalıdır. Yoksa bunun bedeli çok ağır olur bu topluma.
Benden uyarması!