Kulübümüz, geride bıraktığımız sezonda takımımızın başında önemli bir mücadele veren Teknik Direktörümüz Burhanettin Basatemür ve ekibiyle, 2026-2027 sezonu için karşılıklı anlaşmaya varmıştır.
Karşıyaka Spor Kulübü’nün hedefleri ve geleceğe yönelik vizyonu doğrultusunda alınan bu kararın, camiamıza yeni sezonda başarılar getirmesini temenni ediyor; Teknik Direktörümüz Burhanettin Basatemür ve teknik ekibine görevlerinde başarılar diliyoruz.
Birlikte daha güçlü, birlikte daha büyük hedeflere… 💚❤️
Fatoş Pınar Türker, savunmasının son kısmında tutukluluk ve cezaevi sürecinin en soğuk, en yıkıcı, en korkunç yanlarını anlattı. Salonda avukatlardan izleyicilere, tutuklulara kadar herkes ağladı. Bunu ilk defa yazıyorum ama lütfen sonuna kadar okuyun:
Türker, savunmasının sonunda önce gözaltındaki çıplak arama sürecini şu sözlerle anlattı:
“Vatan Emniyet’teyken arşiv odası gibi bir yere aldılar beni. Eldiven giyen bir polis üstünü çıkar dedi çıkardım. Sonrasında gidip gidemeyeceğimi sorduğumda, altımı da indirip çamaşırımı da indirmemi söyledi. Cinsel organını aç dedi, arkanı dön-eğil dedi. (Kadın izleyicilere dönerek) Utanan varsa çıkabilir ben utanmıyorum. İnsanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın, ben utanmıyorum”
Daha sonra, tutuklanıp Silivri’ye sevk edildikten sadece bir gün sonra infaz koruma memuru tarafından SEGBİS için çağrıldığını belirten Türker, şöyle devam etti:
Dedim ki "Ben bilmiyorum, bu ne SEGBİS ne?" İşte dedi böyle online ekrana bağlanıyorsunuz. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor Allah Allah diyorum, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
"Ben sana ne dedim" dedi, "ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. Dedim ki "Tamam" dedim, "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun ya da dedi malını mülkünü de alacağım" dedi.
Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyler... Mesela annesi yok mu bu insanların? Hepimiz zıbın giymedik mi? Ben hiç kimseye hakkımı helal etmiyorum. Bunu çok düşündüm çünkü şimdi Düzce'ye götürüldüm. Düzce'de insanın benim şeyim bozuldu... İnsan olarak öğrendiğim iyilik ve kötülük kavramı bozuldu. Çünkü iyi insan dediğimiz bir tarif var, bir de kötü insan dediğimiz bir tarif var; birbirine girdi bu. Çünkü Düzce'ye bir gittim, 40 metrekarede 25 kişiyiz, 16 kişilik. Koğuş arkadaşlarım; uyuşturucu satıcıları, cinayet, hırsız... Artık mesela bir Roman gördüğümde ben onun çadırcı mı, göçebe mi, arabacı mı olduğunu anlarım. Valla anlarım. Uyuşturucu mu satıyor, hırsız mı onu da anlarım. Hani böyle bir bilgi benim neyime yarayacak bilmiyorum ama... Ve o, hani bir kız getirdiler hamile, 5 aylık, 4 aylık. 1.5 yaşındaki kızını duvara vura vura öldürmüş. İddianamesini ben okudum. Ama diyor ki: "Eşime benziyordu." diyor. "Çok ağlıyordu." "Dayanamadım." diyor. "Ama benim içim" diyor, "çok ferah. 7'sini de yaptım, 40'ını da yaptım, mezarı da çok güzel." diyor. Hamile bir de. Devlet de gayet iyi bakıyor yani gerçekten hamile diye.
Ama ben o insanlarla birlikte kaldım. Mesela 1 yaşında, o Roman bir aile vardı 5 kişi; anneanne, iki kızı, iki torun filan, ailecek kalıyorlar uyuşturucudan. Ama annesi çok bakmak istemiyor, 1 yaşındaydı Afra da geldiğinde, daha yürümüyordu. Mesela ona bakıyordum. Ne yapayım? Onunla teselli ediyordum kendimi. Örgü ördüm, tuvalet temizledim. Çünkü tuvaletler taşıyor. Şey dedim ben de: "Çekilin" dedim, "madem 16 milyon için çalışıyoruz, hani burada da bari bu görevi ifa edelim. Ne yapalım?" Ama hani olduğu gibi anlatıyorum, bilmiyorum... Yani film gibi bu yaşananlar. Gözlerimi açıp şey denmesini bekliyorum, işim gereği tabii reklam çekimlerinin setinde filan da bulundum, birisi çıkacak şuradan: "Kestik! Selçuk Bey siz birazcık daha işte soru sorun, siz şey yapın. Ekrem Bey siz araya girmeyin, bir daha alıyoruz aynı planı." filan diyecekler diye umuyorum yani. Ama olmuyor. Tutukluyuz biz hakikaten.
Ben Medya A.Ş. Genel Müdürü olarak yargılanmaktan hiç gocunmuyorum. Elbette ki varsa bir hatamız, neyse ortaya çıksın. Bence yok, ben %100 beraat edeceğime, %90 bile değil, inanıyorum. Ama siz burada lütfen, rica ediyorum Medya A.Ş. Genel Müdürü Pınar'ı yargılayın. Ben anne olarak, benim çocuklarıma yazık günah değil mi? Bak geçen sene mezun oldu Nehir. Londra'ya gidemedik, o okuldan kabul olamadı. Benim kızım tüm dünyada yapılan sınavda %1'lik dilime girdi. Şu an dünyanın en iyi yapay zeka okulunda okuyor. Bak mezun oldu, ben göremedim. Orada benim güzel kızım. Babalarıyla... Diyor ki: "Anneciğim kepimi saklıyorum, sen eve geldiğinde havaya atacağım." Yani şu kadar, bacak kadar da onu ilkokula verdiğimde, mezun oldu, ben göremedim. Can sağlığı olsun. Ben kendim için yani rüşvet almadım, 15 aydır yatıyorum, bir şey çalıp çırpmadım, mal varlığıma tedbir kondu. Hakikaten, hakikaten çok mağdurum ama kendime dair, geleceğime dair bir şeyim, böyle bir yaşama sevincim, bir şeyim kalmadı.
Çok yorgunum. Anneme dedim ki, demesem iyiydi çünkü benim annem babam ablamı kaybetmişler, çok agresif bir lösemiden 9 ayda... Anneme dedim ki: "Keşke" dedim, "idam cezası olsa da kalemi kırsa, bitse bu iş." O kadar yorgunum, o kadar yorgunum ki kendime dair hiçbir beklentim, isteğim yok. Ama Sayın Hakim lütfen vicdanınıza sesleniyorum, Sayın Savcım sizin de. Yargılayın ama Pınar'ı yargılayın da anne Pınar'ı ne olur tahliye edin. Ev hapsi verin, ben çocuklarımla zaten el ele oturmak istiyorum. Teşekkür ederim.”
KKTC'de bugün yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini, gayriresmi sonuçlara göre %62,80 oy oranı ile kazanan, kardeş partimiz CTP'nin lideri, çok değerli dostum Sayın Tufan Erhürman'ı yürekten kutluyorum.
Kıbrıs Türk Halkı bu seçimde yalnızca Sayın Erhürman'ı seçmekle kalmamış, aynı zamanda KKTC demokrasisine ve milli iradeye, kendi çıkarları için dışarıdan müdahale eden, tuttuğu tarafın propagandasını yapmak adına adaya adeta çıkarma yapan zihniyete de cevabını vermiştir.
Son olarak, Ankara'da sadece ülkemizin dış politika görgüsünü değil, hukuku da açıkça hiçe sayan, desteklediği adaya kazandırmak için her türlü kara propagandaya başvuran, bu saatlerde dahi seçim sonuçlarına yönelik hazımsızlığını sosyal medyadan duyuranlar da dileriz Kıbrıs Türkünün mesajını doğru anlamıştır.
Erhürman’ın, devletimiz ile ilişkiler noktasında ortaya koyduğu serin kanlı, yapıcı dili de önemsiyorum.
Yarın güzel ve yepyeni yeni bir güne uyanacak KKTC’de herkesin umut ve mutluluğunu paylaşıyorum.
Dün akşamki @halktvcomtr yayınında, sırf tweet attıkları için tutuklanan @AbdullahEsin, @emrahgulsunar ve onlarla birlikte tutuksuz yargılanan gençlerin durumuna değindim. İktidar yargısı, özellikle son dönemde sosyal medyada belli konularda yapılan eleştirileri kriminalize ederek toplumun muhalif kesimleri üzerinde caydırıcı bir etki yaratmaya çalışıyor.
Öte yandan, muhalif olduğu düşünülen bazı siyasetçi ve gazeteciler de bir süredir kamuoyunda kendilerine yönelen tepkileri bastırmak için, eleştiride bulunan akademisyen, gazeteci ve yurttaşları “trol” olarak yaftalamaya çalışıyor. Eleştirilere yanıt veremedikleri noktada “trol” suçlamasıyla bu kişilerin itibarını zedelemeye, hatta iktidar nezdinde onları hedef haline getirmeye yöneliyorlar. Emrah Gülsunar da yalnızca iktidar yanlısı hesaplar tarafından değil, kısa süre önce @kilicdarogluk'na yakın bazı isimler ve bir @devapartisi milletvekili tarafından da hedef gösterilmişti.
Milletvekili dokunulmazlığının arkasına saklanan siyasetçilerin sırf kendilerini eleştiriden muaf tutmak için iktidar ağzıyla bu şekilde hedef gösteremez. Eleştiri kaldıramayan siyasetçi kendisine başka bir kariyer seçsin.
https://t.co/zZDCl3srXS
“Karşıyaka Spor Kulübü’nde karşı karşıya bulunduğum gençlik iftihara çok şayandır. Bu gençlik muvacehesinde istikbalin kuvveti, saadeti ne bariz görülmektedir.”
Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Kulübümüzü ziyaretinin 100. yılında; bugünlere gelmemize vesile olan ve katkı sağlayan tüm büyüklerimize minnet ve şükranlarımızı sunuyoruz.
Onların ışığında; kültürümüzün ve değerlerimizin bugün olduğu gibi, yarın da yaşamaya devam etmesi için var gücümüzle çalışmayı sürdüreceğiz.
Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) Müdürlüğü, kakaolu fındık ezmesi, yani çikolata üretti sanıyorsunuz… Sonra bir bakıyorsunuz sadece adı AOÇ!
Neden? Çünkü AOÇ adını satmışlar.
AOÇ markasını taşıyan ama başka şirketlerin ürettiği ürünler serisi+
Canım kızım Dila,
Adının anlamı kalp demek.
Yani ben bugün kalbime mektup yazıyorum. İnsanın kendi kalbine mektup yazması kolay değilmiş.
Gönlümün üç odası var. Ela, Dila, Zeyno...
Bakmayın hücremin kapısının el kadar bir avluya açıldığına, bugün sen yeni yaşına giriyorsun ya odalarımdan biri daha ferahlıyor. Dalga dalga yayılıyor sevgim evrene, işte bu sevgiyle sarılıyorum sana.
Çocukluğundan bir an düşüyor zihnime, “Babam daha az çalışsın” diyorsun annenin çektiği videoda. Şimdi neden bu kadar çalıştığımı anlayacak yaştasın. O yüzden de bu kadar güçlüsün. Memleketimdeki her bir çocuğu sizler kadar sevdiğim için çalışıyorum kızım. Benimle gurur duyduğunu da biliyorum. Bir baba başka ne ister ki hayattan?
Bugün pastanı üflerken dileyeceğin dileği biliyorum.
O dileğin gerçek olacağını da biliyorum.
Seni seviyorum kızım.
İyi ki varsın.
Özlemle sarılırım.
Baban İnan Güney
Silivri Zindanı
Büyüdüğüm mahallem Örnektepe’nin güzel insanlarına teşekkür ederim.
Beyoğlu’nun evladı olmaktan, yürekli insanların içinde yaşamaktan her zaman onur duydum.
Belediye Başkanı görevine seçildiğim günden bu yana tek amacım, Beyoğlu’nu hak ettiği yere taşımak ve yaşayanlarına layık olmaktı.
Bir komşumun bile yüzünü güldürdüysem, derdine çare olduysam, hayatına dokunacak bir iş yapabildiysem, ne mutlu bana… Bundan daha büyük huzur var mıdır?
Bugün hücremde başımı yastığa huzurla koyuyorum. Çünkü biliyorum ki Beyoğlu’nun hakkını savunan yürekli insanlar var, hakkımı emanet ettiğim canım komşularım var. Sırtım yere gelmez.
Bu günler geçecek. Yine Beyoğlu sokaklarında kucaklaşacağız.
Hasretle, umutla…
İnan Güney
Silivri Zindanı
Yaklaşık 50 gündür Silivri'de 12 metrekarelik bir hücrede yaşıyorum.
Kaldığım yeri adımlayarak sayıyor, ancak gözlerimi kapatınca uçsuz bucaksız koşabiliyorum.
Beyoğlu Belediye Başkanı olarak görevimin başındayken, yenilediğimiz hayvan barınağımızı sık sık ziyaret eder, orada kendi "hücrelerinde" kalan can dostlarımızın durumunu kontrol ederdim.
Şimdi onların içinde bulunduğu şartları düşünüyorum da... Bizlerin özgürlüğü ve hücrelerimizden kurtulmamız toplumsal muhalefetin mücadelesiyle mümkün ancak barınağımızda bulunan köpeklerin özgürlüğü kazanmaları çok daha kolay.
Tüm hayvanseverlerden ricamdır: Barınağımıza gidin, can dostlarımızdan birini sahiplenin, onu hücresinden kurtarın ve yuva olun. Size ömrü boyunca dost olacak bir canlıyı kazanın.
Beyoğlu'muzun yüce gönüllülüğü, vicdanı ve merhameti her canımıza yuva bulacak kadar büyüktür.
İnan Güney
Silivri Zindanı
Aynı gökyüzünü, aynı toprağı, aynı sevgiyi paylaşıyoruz.
Bahçemizde, sokağımızda, ormanlarımızda bizimle yaşayan canların tek isteği sevgi ve ilgi.
Yaşamın her alanında birlikteyiz!
#4EkimHayvanlarıKorumaGünü
Doç. Dr. Pelin Alpkökin:
Daire Başkanımız Ceyhun Avşar, şu an ne yazık ki Silivri’de olan arkadaşlarımızdan. Bu hatta çok emeği vardır. Kendisine tekrar teşekkür ediyor, inşallah açılışta Ceyhun’u da aramızda görmeyi çok istiyoruz.
Fatih Altaylı’nın tutukluluğuna devam kararı çıktı. Oysa videoda söylediklerinin suçlamayla ilgisinin olmadığını herkes biliyor. Aklın, mantığın kalmadığı ülkede komplo zihniyeti ve niyet okumayla gazeteci hapsediliyor.
“İnsan hayatını neye adar” sorusunun yanıtını çok erken buldum ben.
Gelecek güzel günler için mücadeleye ve elbette aşka.
Çok şükür ben kavgama omuz verecek, sevdamı büyütecek, her zaman yanımda olacak o aşkı da çok erken buldum.
27 yılımı yani ömrümün yarısını eşim Ayşen’le geçirdim.
Aynı mahallede büyüdük biz. Birbirimize gönlümüzün düşmesi çocuk yaştaydı. Büyüdük, el ele verdik, Gezi Parkı’nın içindeki evlendirme dairesinde kıydık nikahımızı.
El ele verdik, bir hayatı beraber kurduk.
El ele verdik, nice badireler atlattık.
El ele verdik, her gün güçlendik.
Düştüğümüz de oldu elbet, birbirimizi kaldırdık. Devam ettik.
Biz hep yan yana yürüdük.
Varlıklarına her gün şükrettiğim üç kız evladımız oldu.
Bugün evlilik yıl dönümümüz.
Dışarıda da olsam bugünü beraber kutlayamazdık muhtemelen. Ben Beyoğlu için koşturmaya devam ederdim. Ama Ayşen bir kez olsun yüzünü asmazdı. Mücadelemin en güzel ortağı o çünkü.
50 gündür ayrıyız.
Ama insan gözünü kapattığında her yerde olabiliyormuş. Bunu hücremde öğrendim.
Gözümü kapatıyorum, ailemin yanındayım.
Gözümü kapatıyorum Ayşen’imle el eleyiz yine.
Evlilik yıl dönümümüz kutlu olsun Ayşen.
Bana kattığın her şeye, evlatlarımızı böylesi güzel yetiştirmene, dimdik duruşuna minnettarım.
Biz el ele olduktan sonra bugünler de geçecek biliyorsun. Hasretle sarılıyorum.
İnan Güney
Silivri Zindanı