This is free advice from an expensive psychologist. If you’re an anxious person, do everything for fun. Go to a job interview for fun. Submit documents for fun. Start a blog for fun. Anxiety feeds on importance. Don’t make everything a matter of life and death.
Bir süredir İspanya emlak piyasasını inceliyorum ve ciddi yapısal riskler görüyorum.
İspanya, 2000'lerin başında ders kitaplarına konu olan bir balon yaşadı, krediyle şişen fiyatlar, herkesin bir anda müteahhit kesildiği bir dönem ve ardından çok sert bir çöküş. Ev fiyatları zirveden dibe 25 çeyrek boyunca düştü, hane ve banka bilançoları neredeyse 15 yıl temizlendi. Kredi/GSYH oranı 2010'da %234'e kadar tırmanmıştı, bugün %120 civarına indi. Yani İspanya hâlâ bir önceki balonun borcunu ödüyor.
Krediler hâlâ trendinin altında dururken ev fiyatları çoktan 2007 zirvesini geçti ve rekor kırdı. Hodrick-Prescott filtresinde konut açığı 2025'te pozitife döndü ve hızla yükseliyor, fiyat-gelir oranı da 2023'ün son çeyreğinden beri yeniden tırmanıyor. Ortalama bir İspanyol için ev her geçen çeyrek biraz daha ulaşılmaz hale geliyor. Madrid ve Barselona'da yıllık fiyat artışı çift haneye çıktı ama ücret artışı tek hanede kalmaya devam ediyor. Bu makas bir noktada kapanmak zorunda ve makasın kapanma şekli genelde hoş olmuyor.
Tarihsel olarak baktığımda iki balonun karakterinin tamamen farklı olduğunu görüyorum. 2008'in balonunu yerli kredi şişiriyordu, bankalar müteahhide açtı, müteahhit inşa etti, haneler kredi çekip aldı ve döngü kendini besledi. Bu sefer denklem başka. Costa del Sol'dan Madrid'in merkezine kadar büyük bir yabancı alıcı kitlesi var, kısa dönem kiralama platformları stoğu piyasadan çekiyor, göç dalgası talebi büyütüyor. Yani fiyat bu kez kredi pompalanmadan şişiyor. Bu da klasik bir sistemik balon değil ama tehlike bu kez bankada değil doğrudan sokakta birikiyor.
Asıl meseleye geliyorum, çünkü bu hikâyenin sadece bir İspanya hikâyesi olarak kalmayacağını düşünüyorum. Avrupa'da emlak fiyatlaması artık tek bir ülkenin meselesi değil. Portekiz aynı yabancı alıcı baskısını yaşıyor, Hollanda kira piyasasında benzer bir kilitlenmenin içinde, Almanya'nın büyük şehirlerinde, başta Berlin olmak üzere, fiyat-gelir makası rekor seviyelerde. Bu ülkelerin ortak noktası şu; hepsi düşük yerli kredi büyümesini yüksek fiyat artışıyla aynı anda yaşıyor. İspanya'da bir politik kırılma olursa, mesela hükümet kira tavanını sertleştirir ya da yabancı alımına ağır bir vergi getirirse, sermaye anında komşu ülkelere kayar ve oradaki baskıyı da yükseltir. Tersi de geçerli, bir komşu önlem alırsa para İspanya'ya akar. Yani bu artık tek bir ülkenin tek başına çözebileceği bir denklem değil, Avrupa çapında bir yer değiştirme oyunu.
Domino'nun ilk taşı
ECB Haziran 2025'te indirim döngüsünü tamamladı ve mevduat faizini %2'ye çekti, o günden beri de bekle-gör modunda. İşin dikkat çeken yanı, 2026 başında patlak veren İran savaşı enerji fiyatlarını fırlattı ve euro bölgesi enflasyonu yeniden %3'e çıktı, yani masada artık yeni bir indirimden çok faizi olduğu yerde tutma, hatta artırma tartışması var. Ama benim için kritik nokta indirimin gelip gelmemesi değil. İspanyol bankaları ve haneleri için finansman maliyeti çoktan tarihsel düşük seviyelere yerleşti ve kredi/GSYH oranı %120, yani yeni bir kredi genişlemesine bolca alan var. Faiz uzun süre bu seviyede kalmaya devam etse bile, zaten gergin olan fiyatların üzerine bu sefer yerli kredi de binebilir. O zaman İspanyol bankalarının bilançosu hızla şişer, çünkü konut kredisi onlar için en kolay büyüme alanı.
Peki bunu nasıl okumak gerekir? Bence üç senaryo var;
Birincisinde ECB faizi sabit tutar, hükümet sert bir regülasyona gitmez, fiyatlar yıllık %5-7 bandında artmaya devam eder ve denge zamanla politik baskıyla oturur. Bu senaryo İspanyol bankaları ve SOCIMI'ler için en iyi sonucu verir.
İkincisinde kredi hızla şişer, fiyatlar 2-3 yıl içinde bir kez daha çift haneli artışlarla yukarı patlar ve sonunda ECB sıkılaşmaya döner, bu da küçük ölçekli bir 2008 tekrarı olur.
Üçüncüsünde hükümet sert müdahaleye girer, yabancı alımı vergilenir, kira tavanı sıkışır, fiyatlar yatay seyreder ama bu sefer kira piyasası tamamen kilitlenir ve sermaye Portekiz, Yunanistan ve Doğu Avrupa'ya kayar.
Benim okumam üçüncü senaryoya doğru kaydığımız yönünde, çünkü politik basınç artık piyasa dinamiklerinden daha hızlı hareket ediyor. Sánchez hükümeti Ocak 2025'te AB dışı, yerleşik olmayan alıcılara değerin %100'üne varan bir vergi açıkladı ve tasarı Mayıs 2025'te parlamentoya sunuldu. Üstelik hükümet aynı dönemde altın vize programının emlak ayağını tamamen kaldırdı, yani harekete geçeceğini gösterdi. Ama bu %100'lük vergi tasarısı, azınlık hükümetinin gereken oyu bulamaması yüzünden 2026'ya gelindiğinde hâlâ mecliste tıkalı, bir kez bile esaslı biçimde görüşülemedi. İşte benim için asıl mesele tam burada. Verginin geçip geçmemesi değil, bu belirsizliğin tek başına bile sermayeyi komşu ülkelere itmeye yetmesi. Çünkü yatırımcı en çok belirsizlikten kaçar. Yani benim için İspanya emlak hikâyesi bir "balon patlar mı" hikâyesi değil, "sermaye nereye kaçar" hikâyesi.
Bu denklemde izleyeceğim üç şirket
İlki BBVA. Bankanın Sabadell'i ele geçirme teklifi Ekim 2025'te çöktü, hissedarların yalnızca dörtte biri kabul etti ve teklif gereken eşiği aşamadı. Ama BBVA bu 17 aylık yükten kurtulduktan sonra hisse yaklaşık %40 yükseldi, banka rekor kâr açıkladı ve yurt içi konut kredisindeki ağırlığını koruyor. Yani olası bir kredi genişlemesinden ilk faydalanacak isim hâlâ BBVA, üstelik bizim için tanıdık bir taraf da var, çünkü Garanti'nin de sahibi bu banka.
İkincisi Merlin Properties. Burada küçük bir parantez açayım, çünkü Merlin saf bir konut oyuncusu değil. Portföyünün yarıdan fazlası ofis, geri kalanı lojistik, alışveriş merkezi ve hızla büyüttüğü veri merkezlerinden oluşuyor. Bu yüzden onu konut kirası tavanının değil, İber Yarımadası'ndaki ticari gayrimenkul fiyatlamasının ve faiz ortamının nabzı olarak izliyorum. Düşük ve sabit faizli borç yapısıyla, faiz beklentisi değiştiğinde en net tepki veren İspanyol gayrimenkul hissesi bu.
Üçüncüsü, konut tarafının asıl saf oyuncusu Neinor Homes. Neinor, Aralık 2025'te rakibi Aedas Homes'un kontrolünü aldı, sonra payını %97'ye çıkardı ve İspanya'nın en büyük halka açık konut geliştiricisi haline geldi. Arz tarafını ve konut talebinin gerçek sıcaklığını ben artık bu şirket üzerinden okuyacağım. İnşaat hacmi nereye gidiyor, ön satışlar ne durumda ve regülasyon haberlerine nasıl tepki veriyor, hepsi en net burada görülecek.
BES planındaki gizli kesintiler yüzünden binlerce lira kaybedebilirsin.
Kimse sana şunu söylemiyor: Aynı devlet katkısını alırken bazı planlar birikiminden %8,5 YGK kesiyor, bazıları hiç kesmiyor. 13 şirket, 117 planı karşılaştırdım.
Tabloda dikkat çeken birkaç bulgu:
- Yönetim Gider Kesintisi almayan 20+ plan var ama kimse bunları öne çıkarmıyor
- Aylık 150 TL ile başlayan planlar mevcut
- Çiftçi, doktor, TSK gibi meslek gruplarına özel avantajlı planlar var
- Bazı planlar ara verme kesintisi almıyor
Sana en uygun BES planını bulman için tüm karşılaştırmayı ücretsiz erişime açtım:
https://t.co/dtymI4SAyD
Teşekkürü beğeni kaydet ve paylaş butonlarına basarak gösterebilirsiniz 🙏
#BES #BireyselEmeklilik
Anthropic’te çalışan bir AI mühendisi 14 dakikalık bir rehber yayınladı.
AI ajanlarının nasıl kurulduğunu ve bununla nasıl gelir üretileceğini adım adım anlatıyor.
Uzun video yok, laf kalabalığı yok.
Claude is winning because rich people are providing the training data
Poor meta has to train AI with the peasants of the internet
Long term this will have fascinating outcomes and personality style differences as people put feedback into the system
İnanılmaz bir şey çıktı karşıma. Aadam Jacobs, 1989’dan beri 10.000’den fazla konseri gizlice kaydetmiş ve şimdi bu arşivi ücretsiz kullanıma açmış.
Felaket gruplar, müzisyenler var içinde.
Orhan Veli’den sonra sanata en büyük katkıyı sunmuş adam. Biraz olsun müzik seviyorsanız mutlaka kaydedin, paylaşın, saklayın bunları.
Arşiv; https://t.co/tXX0CNrWMI
Bu mini arşive dün rastladım ve hiç tanımadığım bu insanların yaptığı iş bence çok değerli. Ellerine geçen değerli neşriyatı dijital ortama aktarıyorlar ve bundan herkesin yararlanmasını umarak bir kamu hizmeti yapıyorlar. Merak edenler için link burada: https://t.co/YUWjoOQPQt
Erken Cumhuriyet dönemi hakkında ezberleri sarsan çok önemli bir makale yayınlanmış. Makale, yaygın kanaatin aksine, erken Cumhuriyet döneminde dini elitlerin (şeyhler, sûfî liderler vb.) yoğun bir baskı ve zulümle karşılaşmadıklarını; aksine, tek parti iktidarı tarafından çeşitli biçimlerde rejime entegre edilmeye çalışıldıklarını ortaya koyuyor. Diğer bir deyişle, bu aktörlerin farklı derecelerde devletle iş birliği yaparak toplumsal statülerini büyük ölçüde koruyabildikleri ve çoğunlukla devlet kurumlarında istihdam edildikleri gösteriliyor.
Bilindiği üzere, 1925 yılında tarikatlar devrim kanunlarıyla kapatılmıştı. Ancak bu kurumların ortadan kaldırılmasının ardından, onları yöneten dini elitlerin akıbetine dair literatürde ciddi bir boşluk bulunuyor. Yaygın İslamcı veya Post Kemalist anlatı, tek parti iktidarının bu kişilere sistematik biçimde zulmettiğini, hatta çoğunu idam ettiğini ileri sürer. Buna karşılık söz konusu makale, bu anlatının önemli ölçüde abartı payı taşıdığını ve gerçeği tam olarak yansıtmadığını gösteriyor.
Makale, erken Cumhuriyet dönemi şeyhleri hakkında bir prosopografi çalışması mâhiyetimde aslında. 1925–1950 yılları arasında Türkiye’de öne çıkan 121 dinî elitin hayat hikâyeleri inceleniyor. Bu kapsamda söz konusu kişilerin meslekî dağılımları da tek bir veri setinde birleştiriliyor.(Aşağıdaki görsele bakabilirsiniz bunın için.) Bulgular, bu grubun büyük çoğunluğunun çeşitli devlet kurumlarında istihdam edildiğini ortaya koyuyor. Ayrıca, incelenen 121 kişi arasında yalnızca 6 kişinin kovuşturmaya (hapis veya idam) uğradığı, 6 kişinin ise sürgüne gönderildiği tespit ediliyor. Toplamda herhangi bir cezaya maruz kalanların oranının %10’un altında kalması da oldukça önemli.
Dolayısıyla, erken Cumhuriyet döneminde, hem post-Kemalist hem de İslamcı anlatıların iddia ettiği gibi dini elitlere yönelik katı ve tavizsiz bir baskıdan ziyade; siyasal sadakat gösterildiği ölçüde bu aktörleri sisteme entegre etmeye yönelik daha pragmatik ve esnek bir yaklaşımın benimsendiği görülüyor.