Bu fotoğraf nerde çekildi bilmiyorum ama bildiğim tek gerçek şudur.
Emeği ve yoksulluğu birbirine kaynatıp, o devasa hayat yükünü küçücük bir çocuğun sırtına yüklediler.
Sen boynunu büküp UTANMA EVLAT!
Kendi evladını özel kolejlerin kapısına son model arabalarla, takım elbiselerle bırakan; kolunda lüks çantasıyla "adalet" ve "kalkınma" nutukları atan o sırça köşk siyasetçileri UTANSIN!
Halkın sefaleti üzerine inşa ettiğiniz o şatafatlı dünyanız batsın. Adaleti dilde bırakıp vicdanı rafa kaldıran her düzene lanet olsun!
#HainsizTürkiye
#Adalet #Eşitsizlik #Yoksulluk #SiyasetinGerçekYüzü
memleketin en nitelikli okullarından odtü'yü onur derecesiyle bitiriyorsun, en özgün müzik gruplarında şarkılar söyleyip binlerce insana ses oluyorsun, cezaevinin dört duvarı arasında bile pes etmeyip romanlar, öyküler yazıyor; sait faik, ümit kaftancıoğlu ödüllerini alıyorsun. her şartta üreten, düşünen, yaşama ve insana değer katan bir hayat sürüyorsun.
peki devlet ne yapıyor?
zor ile 20'lerinde seni alıp kapatıyor hapishane duvarları arasına. daha insanca, daha özgür bir ülke istediğin için. bununla yetinmekle de kalmıyor. ecevit’in büyük bir pişkinlikle “hayata dönüş” adı verilen o karanlık katliamlarında iki gözünün birden hücresel olarak ölmesine neden oluyor. tıp fakülteleri defalarca “cezaevinde kalamaz” dediğinde, her seferinde işgüzarlıkla tutsaklığına devam ediliyor. atk raporlarına bile savcı karşı çıkıp hayatını tüketmek için seferber oluyor.
dile kolay, 30’u aşkın yıl... su katılmamış bir gaddarlık ve düşmanlık...
ilya ehrenburg’un dizelerinden çıkan “ötekilere bıraktık güneşi karşılamayı, nasıl ama nasıl isterdik biz de yaşamayı” şiirini, metin turan’ın 90’lardaki yorumuyla dinlemelisiniz. okuduğu dizelerin yaşamının hakikatine dönüşmesi bu ülke adına utanç verici bir şey.