Doğu Anadolu'nun volkanik kalbi tek karede... 🌋🏔️
Ağrı Dağı, Süphan Dağı, Tendürek Dağı, Küçük Ağrı Dağı ve Nemrut Kalderası'nın aynı kadraja sığdığı bu eşsiz manzara, Van Gölü ve Muş Ovası ile birlikte adeta bir doğa atlasını andırıyor.
Bitlis, Van, Muş ve Ağrı'nın ortak doğal mirasını tek karede buluşturan bu benzersiz görüntü, bölgenin jeolojik zenginliğini ve eşsiz güzelliğini gözler önüne seriyor. 💛
Şu yer yüzünde özü canlı olmayan ; topraktan gelmeyen hiç bir şey yoktur ve dünya var ola geldiği günden beridir, kemirgenlerden sömürgenlere bu öz cevher için kanlı canlı bir savaştır yaşam.
“Kürdüm” demekten çekinen insanların olduğu bir ülkede, Kürt nüfusunu yalnızca kendisini açıkça ifade edenlerin sayısıyla ölçmek yanıltıcıdır.
Yıllarca “Kürt kökenliyim”, “Kürt asıllıyım”, “Ailemde Kürt var”, “Kürt olduğum söyleniyor ama Kürt değilim” gibi cümleleri duyduk. Bu ifadelerin her biri aslında bir toplumsal baskının, bir mesafenin ve bazen de bir korkunun izlerini taşır.
Hayatım boyunca kimliğimi saklama ihtiyacı duymadım. Bana sorulduğunda her zaman Kürt olduğumu söyledim ve dünya da beni böyle tanıdı.
Ne var ki bu coğrafyada uzun yıllar boyunca birçok insan kimliğini doğrudan ifade etmek yerine “kökenli”, “asıllı” ya da benzeri dolaylı tanımlara sığınmak zorunda kaldı. Bunun nedeni çoğu zaman kimliğinden utanmak değil; egemen olana daha yakın görünme arzusu, dışlanma korkusu ya da sahip olduğu konumu kaybetme endişesiydi.
Bir insanın kimliğini dolaylı cümlelerle anlatmak zorunda kalması, o toplumun hâlâ tam anlamıyla eşit ve özgür olmadığını gösterir.
Kürtler bu coğrafyanın en eski halklarından biridir. Diliyle, kültürüyle, hafızasıyla ve emeğiyle bu ülkenin ayrılmaz bir parçasıdır. Bir kimliği yok saymak, onu aşağılamak, mizahın malzemesi yapmak ya da sürekli savunmak zorunda bırakmak hiçbir sorunu çözmez.
Oysa insan; doğacağı coğrafyayı, annesinin dilini, ailesini, etnik kökenini ya da inancını seçmez. Bunlar bir üstünlük ya da eksiklik nedeni değildir. İnsan ancak hayatı boyunca yaptığı tercihler, ürettiği değerler ve ortaya koyduğu ahlaki duruşla kendini tanımlar.
Hiçbir kimlik diğerinden üstün değildir. Üstün olan şey; farklılıklarla birlikte yaşayabilme olgunluğu, başkasının varlığına saygı gösterebilme erdemidir.
Tarih bize şunu gösteriyor: Kimlikler baskıyla ortadan kalkmaz; yalnızca yaralanır. Yasaklar, inkâr politikaları ve ötekileştirme, insanların kimliklerinden vazgeçmesine değil, o kimliğin etrafında daha güçlü bir dayanışma geliştirmesine yol açar.
Kürt meselesinin özü de tam burada yatıyor. Bir toplumu sürekli “öteki” olarak tanımlarsanız, yalnızca o toplumu değil, ortak geleceği de zedelersiniz. Çünkü eşit yurttaşlık, insanların kim olduklarını korkmadan söyleyebildikleri yerde başlar.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, kimliklerden korkmak değil; onları saygıyla kabul etmektir. Bir toplumun barışı da, demokrasisi de, ortak geleceği de ancak bu zeminde kurulabilir. Çünkü özgürlük, insanın kim olduğunu korkmadan söyleyebilmesidir.