"Gerekirse 50 bin şehit verir, 50 gram toprak vermeyiz" diyerek, şehadetinden sonra bile hainleri korkutan ve kudurtan bir yiğit.
Kuzey Irak dağlarında hain teröristlere kan kusturdu. Başarılı operasyonları ve üstün cesareti nedeniyle 2,5 yılda 58 takdirname aldı. Herkese nasip olmayacak sayısız kahramanlığı ve başarıyı sığdırdı 27 yıllık ömrüne.
Sadece yiğitliğiyle değil, merhametiyle de nesillere örnek olacak...
Sürekli operasyonda olduğu için maaşı dışında ayrıca görev parası da alıyordu. Bu parayla çocuk okutuyor, yardıma muhtaçlara, şehit ve gazi arkadaşlarının ailelerine yardım ediyor, ailesine de bakıyordu.
14 Mayıs 2019'da Yüksekova Avaşin Batıntepe üs bölgesine bölücü terör örgütü mensuplarınca sızma girişimi sonucu çatışma çıktı. Zekeriya, göğüs göğüse çarpıştı. Vücuduna tam 7 kurşun isabet etti. Son nefesine kadar silahını bırakmadı, son kurşununa kadar nefesini vermedi...
Vatanın isimsiz sahibi, Anadolu'nun yiğit evladı P.Uzm.Çvş. Zekeriya Zencirli'yi rahmet ve minnetle anıyorum...
Fatih Altaylı dan gündemi sarsacak iddia ;
“Oda TV’nin yazdığına göre, BlackRock adlı dev Amerikan fonu Türkiye’de bir şirketin peşindeymiş.
ABD’nin Ankara Büyükelçisi, iş insanı, bankacı Tom Barrack’ın aracılığı ile Türkiye’den kamuya ait bir devi almak isteyen BlackRock’ın hedefindeki şirket, Türk savunma sanayinin gözbebeği ve aynı zamanda devi Aselsan’mış.
Türkiye’nin en büyük savunma sanayi şirketi olan ve dünya savunma sanayinde de hatırı sayılır bir yere ve paya sahip olan Aselsan’ın bir yabancıya hele hele bir Amerikan şirketine satılma ihtimalini sıfırın da altında görüyorum.
Dünyanın en büyük 43. savunma sanayii şirketi ve Türkiye’de bırakın savunma sanayii gibi stratejik bir sektörü, başka alanlarda da bu sıralamaya ulaşmış bir şirketimiz yok.
Yani hem önemi hem değeri çok fazla.
Ülkenin, halkımızın 50 yıllık birikimi.
Oda TV’nin bu kulis bilgisi umarım doğru değildir.
Doğruysa bile umarım böyle bir satış gerçekleşmez.”
3-4 yıl önce borsaya yatırım yapmaya karar verdiniz. Baktınız üstadlar değer yatırımı yap diyor.
#sise#thyao#akbnk#froto vb hisselerden bir paket yaptınız. #asels#astor istisna 100 sağlam hisse arasından seçip alırsanız ne mutlu size…
Gelelim değer konusuna.
Yüksek enflasyon yüksek faiz ile kapıştığı ortamda değer yatırımı olmaz. Furya peşinde para kazanırsınız.
Ya düşük enflasyon düşük faiz olacak para hisseye akacak ve hisse gözetmeyecek.
Yada pandemi dönemi gibi yüksek enflasyon düşük faiz olacak, faizden istediğini bulamayanlar borsaya kayacak ve enflasyonu yakalamaya ve geçmeye çalışacak.
Değer yatırımı dediğiniz olay pandemi borsacılığı; thyao 25 kat gider, eregl sise 10-15 kat bunlar pandemide yaşanan hareketler. Sonrası yıllarca yatış.
Pandemi sonrası Değer yatırımı yapan adam 3-4 ralli hissesine denk gelmediyse kafadan enflasyon parasının %60-70 ini yedi. Hangi değer yatırımından bahsediyorsunuz…
NATO Zirvesi öncesinde Türkiye’ye yönelik emrivakiler peş peşe geliyor. Önce Heybeliada’daki Ruhban Okulu’nun eylül ayında açılacağı haberi Yunan basınında yer aldı. Günlerce tartışıldı, büyük yankı uyandırdı ancak Ankara’dan tatmin edici bir açıklama gelmedi.
Şimdi ise Kıbrıs’ta yeni bir çözüm süreci hazırlığının işaretlerini yine Rum basınından öğreniyoruz. Güney Kıbrıs’ta yayımlanan Politis gazetesinde yer alan haberlere göre BM Genel Sekreteri Guterres ve temsilcisi Holguin, 2017 Crans Montana sonrasında üçüncü kez adayı federasyon eksenine sürükleyecek yeni bir formül üzerinde çalışıyor.
Asıl dikkat çekici olan ise zamanlamadır. ABD, İsrail, Yunanistan ve GKRY son yıllarda Doğu Akdeniz’de Türkiye aleyhine askeri, diplomatik ve enerji merkezli girişimlerini kesintisiz sürdürürken, tam da böyle bir dönemde yeni bir 5+1 formülünün gündeme gelmesi tesadüfle açıklanamaz. Daha da önemlisi, eğer doğruysa, Ankara’nın bu girişime kapalı olmadığı yönündeki haberlerin yine Rum ve Yunan medyasında yer almasıdır.
Ne yazık ki son dönemde Türkiye’yi ilgilendiren birçok kritik gelişmeyi kendi devlet kurumlarımızdan değil, Atina ve Lefkoşa basınından öğrenir hâle geldik. (2017 Crans Montana zirvesinde Ankara'nın adadan asker çekmeyi kabul ettiğini de Rum basınından öğrenmiştik.)
28 Şubat 2026’da başlayan İran-İsrail-ABD savaşında yaşananlardan ders almayanlar, 2004 Annan Planı ve 2017 Crans Montana süreçlerinde yapılan hataları tekrarlamaya çalışanlar, kısa vadeli çıkarlar uğruna geleceğimizi karanlığa gömmek isteyenlerdir. Bunun adı diplomasi veya müzakere değildir.
Bu süreç, Türkiye’nin son yıllarda AB, NATO ve ABD ile ilişkilerinde izlediği politikalardan bağımsız da değerlendirilemez. Ankara, jeopolitik açıdan son derece önemli bazı konularda karşı taraftan somut ve bağlayıcı kazanımlar elde etmeden sürekli yeni beklentiler üretmektedir.
SAFE, Gümrük Birliği, vize serbestisi, üyelik perspektifi ve savunma iş birliği başlıkları sürekli gündemde tutulurken Türkiye’den yeni tavizler talep edilmektedir. Bu arada 7 Haziran 2026 tarihinde Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilen küstah Türkiye Raporu’nda Mavi Vatan ve KKTC’nin ağır eleştirilerle hedef tahtasına oturtulduğunu; aynı günlerde Türkiye aleyhinde Amerikan Kongresinden de Doğu Akdeniz ve Kıbrıs'ı IMEC'in (Hindistan, Oratdoğu Avrupa Ekonomik Koridoru) deniz kapısı hâline getiren ABD-Yunanistan-GKRY-İsrail ortaklığını kalıcılaştıran Türkiye'nin deniz jeopolitiğini hedef alan Eastern Mediterranean Gateway yasa tasarısının da onaylandığını hatırlatalım.
Finansal baskı altında bulunan, her geçen gün büyüyen dış borç stokunu yeni borçlarla çevirmeye çalışan ve ekonomik kırılganlık yaşayan ülkemizin, masada vermeyeceği tavizleri vermeye zorlanabildiğine dair örnekler tarihimizde mevcuttur.
Rum basınına yansıyan bilgiler doğruysa masadaki teklif son derece tehlikelidir. Maraş, Güzelyurt ve Mesarya’nın bir bölümünün verilmesi, Türk askerinin zaman içinde çekilmesi, etkin ve fiilî garantörlüğün aşındırılması, adanın NATO şemsiyesi altında yeniden yapılandırılması ve Türkiye’nin limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açması gibi başlıklar konuşulmaktadır. Buna karşılık siyasi eşitlik, etkin katılım, ortak devlet, doğrudan ticaret ve benzeri vaatler sunulmaktadır.
40 köyün, bir ilçenin ve üç belediyenin Rumlara verilerek en az 100 bin insanımızın yurdundan edilmesine, KKTC topraklarının beşte birinin ve daha da önemlisi sulu tarım yapılan en verimli arazilerin, ayrıca yer altı su kaynaklarının büyük bölümünün Rum yönetimine bırakılmasına kim evet diyebilir?
Daha da önemlisi mesele yalnızca KKTC’nin kendisi değildir. Türkiye’nin deniz jeopolitiğinin ileri kalesi KKTC’dir. Doğu Akdeniz Mavi Vatan’ın amiral gemisi ise onun amiral karargâhı da KKTC’dir. Adadaki varlığımız, donanmamızın yarattığı caydırıcılığa eşdeğer stratejik bir caydırıcılık üretmektedir. KKTC’nin bağımsız varlığına halel getirecek, adadaki Türk askerinin geri çekilmesine yol açacak girişimler müzakere konusu değil, gündem konusu dahi olmamalıdır. KKTC’nin yalnızca Türkiye tarafından tanınması, bu tür süreçleri savunanların gerekçesi olamaz. Zira bunun anlamı, Anadolu’nun güneyden çevrelenmesine kendi irademizle onay vermektir.
KKTC yalnızca bir ada parçası değil, Türk dünyasının tek ada devleti, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki ileri karakolu, güvenlik kuşağı ve stratejik derinliğidir. Kuzey Kıbrıs olmadan Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de kalıcı jeopolitik üstünlük kurması, deniz yetki alanlarını koruması, Kızıldeniz ve ötesine güç aktarımı yapması ve Mavi Vatan doktrinini sürdürülebilir kılması mümkün değildir.
KKTC’nin bağımsız egemen varlığı ve adadaki Türk askeri mevcudiyeti, Doğu Akdeniz’deki kıta sahanlığı ve deniz yetki alanlarımızın korunmasının yanı sıra bölgedeki ticaret yollarının güvenliği ve Anadolu’nun güneyden savunulması açısından da kritik önemdedir.
KKTC, Türkiye için yalnızca bir dış politika konusu değil, doğrudan ulusal güvenlik, deniz jeopolitiği ve stratejik derinlik önceliğidir.
Bu nedenle bir yandan Mavi Vatan tatbikatları ve Mavi Vatan Teknofest gösterileri yapıp diğer yandan Mavi Vatan’ın merkezindeki en kritik jeopolitik mevziyi yeniden müzakere masasına koymak ciddi bir çelişki yaratmaktadır. Annan Planı sürecinde de, 2017 Crans Montana görüşmelerinde de benzer tablolar yaşandı. Eğer bugün Rum basınında çıkan haberler doğruysa, üçüncü kez aynı tezgâha dönülmek istenmesi anlaşılır değildir.
Üstelik hem Türkiye hem de KKTC son yıllarda egemen eşitlik ve iki devletli çözüm konusunda son derece net açıklamalar yapmışken, federasyon eksenli yeni formüllerin yeniden gündeme taşınması ayrıca sorgulanmalıdır.
KKTC, Mavi Vatan’ın ayrılmaz bir parçasıdır. KKTC’nin zayıflatıldığı veya tasfiye edildiği bir senaryoda Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki jeopolitik konumunu koruması da mümkün olmayacaktır. Tekrar hatırlatalım, Beşparmak Dağları’ndan KKTC ve Türk bayrakları indiğinde Ankara’da kimse rahat uyuyamaz.
NATO’nun yaklaşan 7-8 Temmuz Ankara zirvesinde Trump’ın hükümetimize yönelteceği iltifat bombardımanlarının karşılığında tani taviz taleplerine karşı da şimdiden hazırlıklı olmak durumundayız.
Bu notumuzu merhum Rauf Denktaş'ın sözleri ile tamamlayalım.
TÜRKİYEM DİYORUM, ANLIYOR MUSUNUZ? ÖZGÜRLÜK DİYORUM, ANLIYOR MUSUNUZ? BAĞIMSIZLIK DİYORUM, ANLIYOR MUSUNUZ? DEVLETİM DİYORUM, ANLIYOR MUSUNUZ?
Adamların ülkeleri bombalanıyor, liderleri öldürüldü, yerine seçilenler öldürülme endişesiyle görüntü vermiyor.
İnternet yok, enerji altyapısı dünyanın en büyük askeri gücü tarafından vurulmakla tehdit ediliyor.
ABD’ye gitmeleri bile son anda belli oldu. Takım kaptanları havalimanında rehin tutuldu.
Takımın yaş ortalaması 31.
Kadro değeri 32 milyon euro.
2 maçta iki puan aldılar.
Şimdi dönüp de bizimkilere bakıyorum, kahrolmamak elde değil.
Belki tek eğlencemiz kaldı; futbol, onu da hiç ettiler, kahrettiler milleti.
Eğer gerçek bir futbol ülkesi olacaksak, bu ülkeye yabancı futbolcu doldurmayacaksın.
11 futbolcunun 2’si değil 9’u Türk olacak.
En büyük ihanet bu.
10 futbolcuya verilecek parayı altyapıya harcayacaksın, 3 yılın heba olacak 10 yılını kurtaracaksın.
Yabancı teknik adam değil, ruh verecek bu milletin evladı bir Türk antrenör yetiştirip takımın başına koyacaksın!
Derhal yabancı futbolcu kotası koyun! Türk antrenörlerin önünü açın!
Deniz Harp Okulu mezunu olmadığı halde amiralliğe kadar yükselmeyi başarmış, İTÜ Gemi İnşa Fakültesi mezunu son derece mümtaz bir gemi inşa yüksek mühendisiydi.
Reis sınıfı Havadan Bağımsız Tahrikli (HBT) denizaltılarımızın inşa sürecinde Alman mühendislerin tasarım ve inşa yaklaşımlarına yönelik eleştirileriyle projeye yön verdiğini ve önemli katkılar sağladığını gururla öğrenmiştim.
Onun teknik birikimi ve kararlılığı, bugün Mavi Vatan'ın derinliklerinde görev yapan Reis sınıfı denizaltıların mükemmel seviyeye erişmesinde ve aynı zamanda MİLDEN sınıfı yerli denizaltı projemizin başlatılmasında önemli pay sahibidir.
Bahriyede yükselen her değere saldırdıkları gibi FETÖ kumpaslarının hedeflerinden biri de Tuğamiral Aydın Eken oldu. Zira denizlerin altına büyük değer katıyordu. Emperyalizm için bir hedefti. Maalesef onu 57 yaşında sonsuza uğurladık.
Ancak ne iftiralar ne de kumpaslar onun Türk deniz gücüne yaptığı katkıları gölgeleyebildi.
Bugün Pirireis denizaltısı Mavi Vatan'ın derinliklerinde egemenlik ve caydırıcılık görevini yerine getiriyorsa, bunda Aydın Eken Amiral'in emeği ve vizyonu çok büyüktür.
Türk Gemi İnşasının babası Prof Ata Nutku'yu anlatan ve mücadelesini gelecek nesillere aktaran İTÜ Vakfı Yayınlarından ''Ata Nutku, Türk Gemi İnşaat Endüstrisi ve Mühendislik Eğitiminin Önderi'' adlı kitabı da Amiral Aydın eken'in çok önemli bir eseridir. Ata Nutku yaşasaydı, eminim onu her daim yanında görmek isterdi.
Vefatının 5. yılında, başta Türk denizaltıcılığının gelişimine yaptığı katkılar olmak üzere, Türk deniz gücüne kazandırdığı tüm değerler önünde saygıyla eğiliyorum.
Ruhu şad, rotası cennet olsun.
DEVLET AKLINI MI MERAK EDİYORSUNUZ?
İŞTE BU!!!
Deniz Zeyrek: “Suudi Arabistan ile Türkiye arasında imzalanan bir anlaşma metni onay için TBMM’ye sunuldu.
Suudilerle imzalanan bu anlaşma “yatırım teşviki” değil, düpedüz kapitülasyon gibi “ayrıcalıklı yatırım” içeriyor.
Anlaşma gereğince Suudiler Sivas’ta ve Karaman’dan güneş enerjisi santrali kuracak. Türkiye de bu yatırım karşılığında Suudilere şu avantajları sunacak:
• Vergi muafiyeti: Yatırımın tüm maliyet kalemleri vergiden arındırılmış. Yani herhangi bir teşvik belgesi dahi almadan çok geniş bir vergi muafiyeti sağlanacak.
Kurumlar, Gümrük Vergisi, KDV, ÖTV tamamen muaf olacak. Yurt içi alımlarda dahi KDV muafiyetinden yararlanacak. KDV indirimi için 10 yıl süre sınırı yok. Yatırımcı damga vergisi de ödemeyecek.
• İhracat/İthalat serbestisi: Her türlü ekipman ve malzeme için ithalat, ihracat, yeniden ihracat hakkı tanınmış. Gümrük rejimi açısından neredeyse serbest bölgeye yakın bir esneklik verilmiş.
• Bütün işlemleri devlet yerine getirecek: Yatırımcı kamulaştırma, imar, izin süreçleriyle uğraşmayacak. Bizim devlet araziyi hazırlayacak, mevzuatın gerektirdiği bütün işlemleri tamamlayacak, araziyi yatırımcıya inşaata hazır halde teslim edecek.
• Alım garantisi: Türkiye, 30 yıl boyunca o santrallarda üretilecek enerjiyi alma garantisi verecek. İki santraldan da ilk beş yıl boyunca 47,5 euro/MWh, beş yıldan sonra ise 23,415 euro/MWh -KDV hariç- fiyatla alım yapılacak. Suudi şirketlere ödemeler euro olarak yapılacak. Yatırımcının kur riski olmayacak, piyasa riski olmayacak, talep riski olmayacak. Yatırım adeta “risksiz getiri modeli” olacak.
• Yabancı istihdamı: Suudiler bu santrallarda yabancı personel çalıştıracak.
• Uluslararası tahkim avantajı: Yatırım, Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıklarının Çözüm Merkezi (ICSID) Sözleşmesi kapsamında hayata geçirilecek. Yani Türkiye’yle Suudi şirketler arasında bir anlaşmazlık yaşanırsa sorun uyuşmazlıkların tarafsız bir tahkim yerinde uluslararası tahkim yoluyla çözümü sağlanacak.
Şimdi gelin kritik bir soru soralım; Türk yatırımcı aynı avantajlara sahip mi?
Maalesef değil.
Suudilere sunulan avantajlar, Türkiye’deki üreticilerin rekabet gücünü de bitiriyor. Yerli yatırımcı dezavantajlı hale geliyor.
Türk yatırımcılar ticari riskleri yüklenirken Suudi yatırımcı devlet garantili getiri sahibi oluyor.”
@ajansmuhbir1923