🚨 Gal Gadot: "7 yıldır met galaya katılmıyorum çünkü son geldiğimde Dua Lipa ve arkadaşları beni sırf siyonist olduğum için gala tuvaletinde sıkıştırmıştı"
bu fotoğraftan da anlaşıldığı üzere ‘çalışan kadın’ terimi bir totolojidir. çalışmayan kadın diye bir şey hiçbir zaman var olmamıştır, yalnızca yaptığı iş karşılığında para alamayan kadın diye bir şey vardır.
Boğaziçi’nde 5 yıldır “Kabul etmiyoruz, vazgeçmiyoruz” diye nöbet tutan, rektör atamasına, kayyum yönetimine, polis şiddetine karşı direnen öğrenciler bir anda “Hoş geldin Reis, karanfil atalım” moduna mı geçti?
Yoksa:
- Kampüs 24 saat önce boşaltıldı,
- Dersler online’a alındı,
- Akademisyenler ve öğrenciler içeri alınmadı,
- Protesto etmek isteyenler gözaltına alındı,
- Yerine “seçilmiş” gençlik kolları karanfil torbalarıyla dolduruldu.
Bu “sevgi gösterisi” değil, tiyatro. Gerçek Boğaziçi öğrencisi DIŞARIDA , barikatın öbür tarafında!!!
erkeklerin sünnet düğününe güle oynaya gidenler regl için mahrem diye ağlamış mentlerde. dünyanın en normal biyolojik olayına sizi mahrem diye inandıran kim allah aşkına. gidin başımızdan ya ayıp arayan tarikat yurtlarına gitsin.
Yetişkin bir erkeğin çamaşırını yıkayamaması, yemeğini pişirememesi, evinin düzen ve temizliğini sağlayamaması her normal toplumda utanç verici bir yetersizlik olarak algılanır. Bizde bu weaponized incompetence artık nasıl normalleştirilmişse kamera önünde gülüşme konusu olmuş.
‘Feminist kesim’ anneliği zayıflık olarak görmüyor, tam tersi bi kadın için hayattaki en büyük & zor şey olduğu için toplumun dayatmasıyla anne olunmasına karşı. Sizinle aynı düşünmeyen, istemeyen kadınları sürekli yanlış anlıyor ve alınganlık ediyor olabilir misiniz?
ülkenin en önemli soruşturmasının başındaki yargı mensubunun kanunda açık hüküm olduğu halde bir şirketten, hem de yürütmenin kontrolündeki bir şirketten maaş ve huzur hakkı alması da büyük haber değilse, büyük haber nedir?
iktidarın işlediği en büyük kent suçlarını, nefes alınabilen, depremde insanların kaçabileceği tüm alanları betona hapsedip ranta açmasını da bir zahmet güzellemeyin. gar terminalinin 500 metre ötesinde binlerce kafe, restoran varken trenden, metrobüsten iner inmez ağzınıza kahveyi, yemeği koymasanız bir şey kaybetmezsiniz.
söğütlüçeşme'deki bu avm alanında yüzlerce meyve ağacı vardı, bir gecede 500'e yakın ağacı kesip tırlara koyarak kaçırdılar. arkeolojik sit alanı olarak belirlenen yer için önce viyadük yapılacak dediler, günün sonunda yüzlerce dükkanın olduğu bir avm'ye dönüştürerek, inşaatından işletmelerine kadar yandaş müteahhit ve sermayaye peşkeş çektiler. avm inşaatı yapılırken yayaların yürüyebileceği bir alan dahi bırakmadılar, yıllarca her gün on binlerce insan birbirinin üzerine, çamura, suya basarak can güvenliği hiçe sayılarak, trafiğin kilitlendiği yola taşarak işe gidip geldi.
istanbul'un yaşanacak bir kent olmaktan çıkarılıp herkesin zihnine sadece tüketimi soktukları için, kentin insan, çevre ve yaşam odaklı geleceğini kurgulayan nitelikli şehir plancıları cezaevlerinde çürütüldüğü için, günün sonunda iktidarın bu pespaye rant anlayışına övgü dizer hale geliniyor.
kamusal alan, kent belleği nedir bilmeyen, kentteki yoksulluğun boyutunu, para harcamadan insanların gidip oturacağı, nefes alabileceği alanların temel bir anayasal hak olduğunu tahayyül edemeyenlerin, yaşamla ilişkisini yalnızca tüketim endeksli kuranların, şehri rant ekonomisiyle betona hapseden iktidar politikalarının birer payandasına dönüşmesi de kaçınılmaz oluyor.
bu kentin kültürel mirasına önemli katkıları bulunan mahir polat'ın da altını çizdiği soruyla aynı kaygıyı içtenlikle paylaşan ve yaşayanlarla ancak yaşanabilir bir kent olgusunu inşa edebiliriz: “adımınızı attığımız yerde para harcamak zorunda mıyız? istanbul'un üstünde çatısı olan, para harcamadan kamusal olan bir mekanı yok. bir insan evinden çıktıktan sonra para harcamadan bir mekana gidemez mi bu şehirde?”