bu konuda son kez yazıyorum ve şöyle özetliyorum beni daha önceden de aslında takip edenlerin bildiği, röportajlarımda vesaire de söylediğim şeyleri:
1.
ne yılmaz güneymiş.
2.
kimsenin kutsanmasını doğru bulmuyorum.
yılmaz g.'ye "adam mükemmel biri" diyenlere, kanaat lideri gibi bakan zihniyete saygı duymuyorum.
sinemasını sevip sevmemeniz beni hiç ilgilendirmiyo. ben, kişisel olarak yüceltilmesine karşıyım. kürt olması da zerre umrumda değil solculuğu da. niyet okumalarınız ise kendi pis düşüncelerinizin yansımasıdır.
3.
yılmaz g. şu an yaşıyor olsaydı, sinema yapıyor olsaydı gitsin köşede çürüsün de demezdim. filmlerini izlemeyin de demezdim, ama şahıs olarak yüceltmeyin derdim yine, yine aynı şeyleri söylerdim anlayacağınız. tıpkı ibrahim tatlıses'in insan olarak saygı duyulacak hiç bi yanı olduğunu düşünmeyip, çok iyi bir ses olarak kabul görmesine hiçbir şey diyemeyeceğim gibi.
4.
kanye w. bipolar, saçmalıklar yaptı, herkesten özürler de diledi. ona giriş yasağı koyan ülkeler de çıldırmış geliyo bana, örnek gösterilmeleriniyse doğru bulmuyorum; filistin konusundaki ikiyüzlülükleri ortadayken. tamamen başka politikalar gözetiliyo gibi çünkü, o kadar büyük olayları kendim de dahil hiçbirimizin tam olarak bilip anlayabileceğini düşünmüyorum.
5.
kanye w.’i yüceltmiyorum, "on numara adam abi ölürüm" falan demiyorum, anıtlaştırmıyorum, sevdiğim şarkıları var, sırf vokal değil prodüktör olarak, marka olarak, yaratıcılığıyla ve sanat vizyonuyla tarih yazmış - kanaat lideri falan değil ha, müziğe, modaya yön vermiş ciddi iz bırakmış biri.
6.
ben kanye w.’i kişisel olarak savunmam, istiyosanız ana bacı sövebilirsiniz, ama müzisyenin konserine gitti diye insan linçleme, liste yapalım gibi saçmalıkları işin bokunun çıkması olarak görüyorum. biri ifşa edelim demiş; gizli olmayan bir şey nasıl ifşa edilir? birilerini etiketleyip kategorize etme isteği günden güne büyüyor, bunu tehlikeli de buluyorum.
7.
boykot biraz da büyümeye, çoğalmaya, kitleselleşmeye çağırmaz mı?
konserden önce boykot çağrısı da yoktu ha. onu da anlamadım, sanki herkes anlaşmış da gidenler boykotu bozmuş gibi davranıldı. ya da gidemeyenler gönül mü koydu, gerçekten hiçbir fikrim yok.
8.
ozan g. olayı da çok konuşuldu.
ceza almış birinin dışarıda gezmesinin sebebini, cezayı verene sormak gerekmiyo mu? dahası bunu bir talebe dönüştürmek, insanları anlama ve insanlara anlatma fırsatını es geçmemek? kamusal bir alanda oturduğumuzda herkesin sicilini suratlarında görüyo muyuz? hayır. bi katille de karşılıklı masalarda bir kafede oturuyo olamaz mıyız? evet. isteyip istememekten bahsetmiyorum, olasılıklardan bahsediyorum. sırf yapabiliyosun diye birinin üstüne giderek mekandan çıkartmaya çalışmanın politik karşılığını göremiyorum. çünkü devlet suçluya dışarda gezme hakkını vermiş, senin problemin suçluyla olamaz, adalet sistemiyle olabilir, bu da anlaşılır ve desteklenmesi gereken de bişi.
bunun çözümü o insanın sana hiiiç bişi yapamayacağını bile bile üstüne gitmek, bişi yaparsa da zaten suçlu, onun hayatının daha da bitecek olmasından güç alıp elindeki gücü hor kullanmak olmamalı.
bunun işe yaramadığını çok net bir şekilde gözlemliyorum.
9.
bazılarının feminizmi çekmeye çalıştığı yerde değilim, sürekli feministmetre açmayın, inanın hiçbirimize yardımcı olmuyo. eşşek gibi kendi ayakları üstünde duran tüm kadınlara default olarak feminizm yüklenmiş oluyo zaten, hele ki senelerce bu kadar görünür bi meslekte, bu kadar kadınların harcanmaya çalıştığı bi dünyada, kadının gık dediği yerde erkek bağırsa bile hep kadının konuşulduğu, tüm skandalların hep kadınlara yıkılmaya çalışıldığı bi yerde, feminizm bir opsiyon değil. övünülecek bişi de değil. zorunluluk.
10.
bu arada kılıçdaroğlu, senden de tiksiniyorum.
Mekândan dışarı çıkartmak zaten bir ceza değil. Toplum önünde zorbalamak değil bunun adı, toplumsal olarak dışlamak. Failler toplumsal dışlanmayı yaşamadan hayatlarına devam edemeyeceklerini bilmeli. Erkek şiddeti bu kadar basit bir şey değil. Olmayacak. İzin vermeyiz.
Oyuncu Ozan Güven Kadıköy'de bir mekanda 'failler dışarı' denilerek protesto edildi
Oyuncu Mehmet Aslantuğ ile oturduğu belirtilen Ozan Güven'in çevredekilerin tepkisi üzerine dışarı çıkarıldığı iddia edildi
dün gece gittiğim mekanda bir kadın arkadaşım bana gelip "ozan güven burada, napalım?" diye sordu.
ben önce mehmet aslantuğ ve bir kadın arkadaşıyla oturduğu masasına yeltendim ama tuvalete gitti. masasına geri dönüp mehmet aslantuğ'a fail ozan güven'i ve hatta onun arkadaşı olan kendisini de güvenli alanlarımızda istemediğimizi, oradaki şiddet mağduru kadınları varlığının tetiklediğini ve toplumsal olarak cezalandırmak istediğimizi söyledim.
fakat bunun üzerine mehmet aslantuğ "yaw abartmayın, çocuklar, tadımızı kaçırmayın" gibi son derece geçiştirmeye yönelik sözler sarf etti.
kendilerinin bu çabasının nafile olduğunu, zaten apaçık bir faille aynı masayı paylaşmanın kendisinin sözünü tamamen değersiz kıldığını, eğer arkadaşını alıp gitmezse mekandan kovulacaklarını söyledim.
bunun üzerine "siz burda yetkili birisi misiniz?" dedi :) dedim ki sokaklarda gayet yetkiliyiz kadınlar olarak, mekanın da sahibiyiz.
yanlarından ayrıldım. fail güven geldi ve onunla konuşmaya başladı. fakat tabi ki yerinden hareket etmedi.
yeniden yanlarında gidip bu kez ozan güven ve yanındaki kadına mekanı terk etmemeleri halinde protesto edileceklerini söyledim. kendisi son derece özgüvenli bir halde önce rest çekti, sonra da "fotoşop hepsi" falan diye tuhaf şeyler geveledi :)
kendisine aynı zamanda avukat olduğumu, dosyaya da gayet hakim olduğumu ve bir yargı dosyası olmasa dahi inandığımız/ gördüğümüz şeyin deniz bulutsuz'un hali ve beyanı olduğunu belirttim.
çıkmaları için son kez uyardım.
en ufak bir hareketlilik olmayınca da mekandakilere seslenerek aramızda bir şiddet faili olduğunu ve onu burada barındıramayacağımızı söyledim.
mekanda protesto alkışları ve sloganları yükselmeye başladı. bu sırada mekan işletmesiyle de dışarı çıkarmaları yönünde konuştuk. çıkmayı reddettiğini, kapı kontrolünde bir şekilde gözden kaçtığını ve ona servis yapmayacaklarını iletti.
yaklaşık 1 saatin sonunda kendileri sloganlarla dışarı çıkmak zorunda kaldı fakat bu süreçte arkadaşı mehmet aslantuğ sık sık yanımıza gelerek "itidal" çağrısında bulundu ve "hukuken cezasını ödüyor" gibi şeyler söylemeye devam etti.
kendisinin örgütlendiği siyasi partiden ve oluşturmaya çalıştığı politik kimlikten söz ederek nasıl büyük bir yanlış içerisinde olduğunu anlatmaya devam ettik. buna rağmen arkadaşını alıp gidemedi.
aşağıda birtakım görüntüler mevcut, dahası da olursa gelir. herkesin de ellerine sağlık.
Bilinçsiz bir umutla değil, idealist bir gerçekliğin, tarihi örnekleri ile yeşermeliyiz. Kırmanclar güvercin soyundandır, uçmaktan, renklerinden vazgeçmezler.
Cemevinde cinayet işlenmesi de bunun en aşikar ve utanç verici sonucudur. Bir zamanların Rıza Şehri olan Dersim'in geldiği durum içler acısı. Ya da biz mi gözümüzde çok büyüttük acaba... Kendimizden başlayarak, herkesi ve her şeyi sorgulamalıyız.
Kurban eti dağıtımı dışında da bir işlevi yoktur. Kurban dağıtımı da, her sene gidenlerin gördüğü gibi kötü sonuçlanır. Bunun detayını yazmaktan dahi utanıyorum. Dersim toplumunun yozlaşması, değişmesi, egemene ayak uydurması katliamlarla olmadı. Kültürel zehirlenme ile oldu.
"Biz kutsal dağımızı ziyaret ediyoruz, bu cemevindekiler kim oluyorlar da bizim inancımıza, kıyafetimize karışıyor" diyen kadınların isyanı sahiplenilmelidir. İnancın doğayla, hayvanla, gök ile ilişkisini değiştirmek için atılmış adımlardan birisidir "kurumsallaşma".
Düzgün Baba dağını delen,yıpratan, oraya merdiven döşeyen, dağın kutsallığı yetmiyormuş gibi oraya bir bina (cemevi) inşa eden zihniyet sorgulanmalıdır.
Kurban kesmek, bir hayvanın öldürülmesine karar vermektir.Alevilik gibi tüm mahlukatları eşit gören ve hattâ hayvanları insandan üstün tutan,onlara tanrısal/ tanrıçasal anlamlar yükleyen,mitolojisini hayvanlarla kuran bir inançta ve onun toplumda "kurban" kültürü sorgulanmalıdır.