Eskişehir Şeker Fabrikasında pancar nakliyesi yapan 500' e yakın nakliyeci, artan maliyetlere karşı ücretlerinin yükseltilmesi talebiyle işi durdurdu
Berivan Özkara'nın (@berivanozkaraa) haberi
https://t.co/VdByUMka4U
Örgütsüz işçi kurtlar sofrasında:
Fon vurgununda ek gelir arayan emekçilerin parası gitti
Trilyonluk fon vurgunu Eskişehir'deki kamu, BEKO, ETİ ve Şişecam işçilerini de vurdu. İşçiler, enflasyon karşısında eriyen ücretlerini korumak için fonlara yöneldiklerini, bireysel kurtuluş yollarının eninde sonunda sonuçsuz kaldığını kaydetti.
Çağlar Kazak'ın haberi
https://t.co/9GjuxSAV2N
Genel Başkanımız Seyit Aslan Enerji-Sen’e üye oldukları için işten atılan Aksa Bursagaz işçilerinin direnişini ziyaret etti.
📌Taşların bağlandığı, köpeklerin salındığı bir dönemden geçiyoruz. İşçi sınıfının mücadelesinin önüne her türlü engeli çıkarırlarken, sermayeye büyük olanaklar açtıkları sonuna kadar açtıkları bir dönem.
📌Ülkenin dört bir yanındaki lokal direnişlerin birleşmesi ihtiyacı geçmiş yıllardan daha fazla önem taşıyor.
Erdoğan direnişteki işçilerin hakkı karşısında neden sessiz?
Genel Başkanımız Seyit Aslan, Bursa’da 17 gündür sendikal hakları için direnen Özdağlı Lojistik işçilerini ziyaret etti.
📌Erdoğan borsa vurgunu üzerine “Vatandaşın hakkının yenilmesine göz yummayız’ diyor. 17 gündür sendikal hakları için direnen işçilerin hakkı karşısında sessiz.
📌Devlet 24 yıldır bu iktidar tarafından yönetiliyor. Her yerde sözü geçen cumhurbaşkanının sözü Özdağlı Lojistik patronuna mı geçmiyor?
AYM’nin nafaka kararı eşit bir yaşama dönük saldırıdır!
Anayasa Mahkemesinin (AYM), Medeni Kanun’da yoksulluk nafakasını düzenleyen maddede yer alan “süresiz” ibaresine ilişkin haziran ayında verdiği karar bugün Resmi Gazete’de yayımlandı. Kararla birlikte yoksulluk nafakasına ilişkin yeni bir yasal düzenlemenin dokuz ay içinde yapılması bekleniyor.
İktidar kadınların nafaka hakkını gasbetmek için yıllardır “mağduriyet” hikayeleri anlatıyor. Ortalama nafaka miktarının 2 bin lirayı bile bulmadığı, nafaka bağlanmasına rağmen binlerce kadının bu hakka ulaşamadığı bir ülkede kadınları mağduriyet yaratan taraf olarak ilan ediyor. Gerçek mağduriyetin ne olduğunu ise söylemiyor: Boşandığı için yoksulluğa itilen, yıllarca şiddet gördüğü evliliğinden çıkamayan, güvencesi olmadığı için boşanmayı göze alamayan kadınların mağduriyetini!
Hedef yalnızca nafaka değil. Boşanmalarda arabuluculuk, kadınların eşit miras hakkının tartışmaya açılması, velayet sistemine ilişkin yürütülen tartışmalar… Kadınların eşit yurttaşlığını sağlayan haklar birer birer hedefe konuluyor. Her defasında karşımıza aynı gerekçeyle çıkılıyor: “Aileyi korumak, güvende tutmak.”
“Ailem Güvende” operasyonlarıyla kadınların ve LGBTİ’lerin hak mücadelesine, eşit bir yaşam talebine saldırılırken; aile içi şiddet bu operasyonlar sırasında dahi hız kesmeden sürerken; kadınların medeni haklarına yönelik saldırılar neyin güvende tutulmak istendiğini artık daha açık gösteriyor.
Güvende tutulmak istenen kadınlar ve çocuklar değil; işçi ve emekçiler de değil. İktidar; kadınların öldürüldüğü, çocukların şiddete maruz kaldığı, milyonlarca işçi ve emekçi ailenin yoksulluk altında ezildiği bir aileyi korumak istiyor. Bu ailenin üyelerinin yediden yetmişe sömürülmesini, şiddet ve baskıyla yaşadıkları sorunlara karşı kafasını dahi kaldırmamasını istiyor.
Bu yüzden başta kadınlar olmak üzere tüm işçi ve emekçilere sesleniyoruz. Nafaka hakkı yalnızca kadının hesabına yatan bir miktar para değildir; cinsiyetler arası eşitsizliğin karşısında eşit bir yaşam mücadelesinin parçasıdır. Kadınların haklarını, medeni hakları ve işçi ve emekçi ailelerin her bir üyesini “aileyi” koruma bahanesiyle hedef alanlara karşı mücadeleyi büyütelim.
Selma Gürkan
Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı
28 Eylül’de “Deniz Göktaş’ı almaya gidiyoruz” demiştik.
Aldık!
Deniz, yargılayanları yargılayan bir savunma yaptı.
Savunmasını şu sözlerle tamamladı:
“Sözlerimin arkasındayım!”
Deniz Göktaş serbest!
#DenizGöktaş
Deniz Göktaş, duruşmada son gösterisini tamamlayan bir savunma yapıyor.
Savunmada mizah var, eleştiri var, komedi var. Kısacası yargılananı değil, yargılayanları mizahla yargılayan bir savunma…
Salonda gülme krizine girmemek için direniyoruz. :)
#DenizGöktaş
Emekli Ali’yi intihara sürükleyen, sermaye ve Saray düzenidir!
Açlık sınırının yarısı düzeyindeki aylıklarla yaşamaya mahkum edilen emeklilerin, emekli aylıklarına seyyanen zam yapılması talebiyle Anayasa Mahkemesi önünde gerçekleştirdikleri eylem sırasında 2 çocuk babası emekli bir polis memuru beylik tabancası ile yaşamını sonlandırmak istedi.
Bu sıradan bir intihar girişimi değildir. Yoksulluğa mahkum edilen bir emekli Saray düzeni tarafından adım adım intihara sürüklenmiştir. AYM binası önünde yaşananlar iktidar eliyle tasarlanmıştır, göz göre göre gelmiştir.
Emekliyi intihara sürükleyen yoksulluğun sorumlusu; ülkeyi sermaye için cennet, emekçiler için cehenneme çeviren kapitalist düzenin kendisidir.
Emekliyi intihara sürükleyenler, trilyonları faiz ödemesi adı altında tefecilere aktarırken emeklileri açlığa mahkum edenlerdir.
Emekliyi intihara sürükleyenler, 5’li çetelere, yandaş müteahhitlere “garanti ödemeleri” adı altında milyarlar aktarırken emeklileri kümesten bozma otel odalarına mahkum edenlerdir.
Emekliyi intihara sürükleyenler sermayeye oluk oluk ucuz kredi akıtırken hayatını ancak borçla döndürebilen emeklilerin sırtındaki faiz yükünü katlayanlardır.
Bu cenderede kendisini yalnız ve çaresiz hisseden tüm işçilere, emekçilere, emeklilere sesleniyoruz!
Yalnız değilsiniz, yalnız değiliz!
Bu sömürü düzenini birleşerek değiştirebiliriz!
Bu düzeni değiştirmek için hemen birleşmeliyiz!
Seyit Aslan
Emek Partisi Genel Başkanı
İşçi sınıfına adanmış bir yaşam; Şeref Aydın!
Hep çalışarak, dövüşerek, dimdik öldüler...
"Bir elden ötekine geçmeden düşmek üzereyken bayrak, tam zamanında uzanıp tutanların kuşağı çıktı meydanlara. İnatla ve sabırla alan bildikleri her yere koşturdular. Uzak dağ köylerinden felsefeye, ağır sanayi havzalarından edebiyata sıçrayabilirlerdi. Kitaplardan da silahlardan da anlarlardı. Şifreli tespih çekmeyi onlar icat ettiler; elle çalıştırılan makinelerde bir gecede elli bin bildiri basabilmenin sırlarını onlar buldular. Otobüs duraklarında çanta değiştirmenin zekâ gerektiren bir iş olduğu ancak onların hayatları içinde sınanabilirdi. Umulmadık işler yaptılar; hiç olmayacak nesnelerden ilişkiler buldular, insan yaptılar, alet yaptılar, yontabildikleri her şeyi ışığa çevirmeye çalıştılar. Ceketlerinde gecekonduların ruhu kokardı, ezberlerinde yüzlerce belki binlerce ad ve adres vardı ve sokaklar onların da. Sert olmaktan başka çareleri yoktu..."
Sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz.
Bu sabah Gültepe Mahallesi'nde sabah vardiyasına giden işçilere "Orta vadeli program sömürüyü artırma programıdır" başlıklı bildirilerimizi dağıttık.
📍Vergide adalet
📍 Yoksulluk sınırının üzerinde ücret
📍İnsanca bir yaşam ve çalışma koşulları
Bu talepler etrafında birleşelim!
İktidar siyasal ihtiyaçları gereği ‘aile’ temasını vurgulayan propaganda ve operasyon faaliyetlerini tüm hızıyla sürdürürken aile içi şiddet kadınların canını almaya devam ediyor.
Geçtiğimiz hafta sonu 24 saate sığan olaylarda 6 kadın can verdi.
Batıda Tekirdağ’dan doğuda Antep’e, kuzeyde Sakarya’dan güneyde Hatay’a, ülkenin dört bir yanında gerçekleşen cinayetler sorunun tüm ülkeye yayılmış boyutunu gösterdi.
Eğitimi piyasalaştıran Saray düzeni okul saldırılarının sorumlusudur!
Okulların açılmasının üzerinden yalnızca bir hafta geçti. Henüz Kahramanmaraş ve Şanlıurfa saldırıları hafızalarda tazeyken Manisa Turgutlu’daki okul saldırısı yaşandı. Bu sabah yaşanan saldırıda yaralananlar için geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor; benzer saldırıların yinelenmemesini arzuluyoruz.
Saray düzeni Kahramanmaraş’taki saldırıdan bu yana sorunu güvenlikçi politikalara ve ‘OHAL tedbirleri’ne indirgeyerek kendi sorumluluğunun üzerini örtmek istemiştir. Şiddetin nedenleri ve çözüm yolları üzerine eğitim sendikaları ve uzmanlardan gelen önerilere kulak tıkayan başta Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ve İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi olmak üzere, Saray rejimi bugün yaşanan ve gelecekte yaşanması muhtemel saldırıların siyasi sorumlusudur. Geçtiğimiz hafta boyunca okul açılışı vesilesiyle televizyon ve gazetelere servis edilen “çanta arama” benzeri görüntü ve uygulamaların çözüm olmayacağı bir kez daha görülmüştür. Çocukların yetişkin gibi yargılanmasının ise caydırıcı olmayacağı acı şekilde ortaya çıkmıştır.
Yine günlerdir Adalet Bakanı Akın Gürlek tarafından yürütülen “Ailem Güvende” adı altındaki operasyon ve gözaltıların da çocukların güvenliğini sağlamadığı; - ki zaten bu operasyonların amacının da çocukların ve kadınların güvenliği olmadığı da ortada - esas amacın propagandif söylem ve operasyonlar üzerinden esas LGBTİ’lerin düşmanlaştırılmasıdır.
Yineliyoruz, okul saldırılarının ardındaki en temel sebep çocukların okuldan uzaklaşmasına neden olan piyasacı, rekabetçi, kapitalist eğitim sistemidir. En temel kamusal haklardan biri olan eğitimi özelleştirerek okulu parası olanın erişebileceği bir ayrıcalık haline getiren, aileleri yoksullaştırıp MESEM’ler eliyle çocuk işçiliğini teşvik eden Saray iktidarı da bu sistemin mimarı ve icracısıdır!
İSİG Meclisi’nin bugün paylaştığı verilere göre 2025-2026 eğitim öğretim yılında en az 95 çocuk çalışırken can verdi. Bu tablo da çocuk işçiliğini teşvikin geldiği tablonun boyutunu gözler önüne sermektedir.
Bir öğün ücretsiz yemek için, hijyen malzemeleri ve temizlik görevlisi için “Bütçe yok” diyerek eğitim masraflarını ailelerin sırtına yükleyen iktidar, mevzu bahis finans şirketlerinin batıkları olduğunda kamu kaynaklarını kullanmakta tereddüt etmemektedir.
Kamusal eğitim politikası yoksa, orayı piyasa doldurur. Sosyal politika yoksa, orayı suç doldurur. Kamusal koruma yoksa, orayı korku ve şiddet doldurur. Bugün okul saldırısıyla karşımıza çıkan bu şiddet, iktidarın yarattığı bataklıktan hayat bulmaktadır. Son yıllarda çok sayıda öğretmen ve öğrencinin hayatını hedef alan bu saldırıların önlenmesi okullara kurulan X-Ray cihazları ve daha fazla güvenlik ile sağlanamaz. Çocukları okuldan uzaklaştırıp sanayiye, tarikatlara ya da çetelerin kucağına iten bu sistem de bu tablonun siyasi sorumlusu olan bakanlar ve iktidar da değişmelidir.
Art arda yaşanan saldırılar münferit olmadığı gibi piyasacı eğitim sistemine karşı mücadele yükseltilmedikçe de önlenemeyecektir. Çocukları korumayan, aç bırakan, tarikatlara ve sermayeye yem eden bu düzeni hep beraber yıkmadıkça sorunlar ve saldırılar bitmeyecektir. Tüm ülkede, her okul, her mahallede tepkilerimizi çocuklarımızın geleceği ve parasız, bilimsel, demokratik ve anadilde eğitim için göstermeliyiz.
Borsa oyunlarıyla halkı soyanlar, güvenlik adına demokratik alanları daraltanlar, güvenli aile adına operasyon yapanlar bize güvenli bir eğitim sistemi ve gelecek sunamaz.
Seyit Aslan
Emek Partisi Genel Başkanı
Genel Başkan Yardımcımız Levent Tüzel, Edremit İlçe Örgütümüzün kongresinde Saray rejimine karşı mücadeleyi büyütme çağrısı yaptı.
📌Kongremiz faşizme yönelmiş gerici ve baskıcı iktidarla hesaplaşmanın kürsüsü olacak.
📌Saray düzeni Trump’la dostluğu, ABD’ye bağımlılığı vazgeçilmez görüyor.
📌Mehmet Şimşek yine hayal satmaya başladı. Finans tekelleri, silah sanayisi ve tüccarları, yabancı sermaye ve işbirlikçileri karlarını katlarken bizim ücretlerimizi düşürmenin ve sömürüyü artırmanın peşindeler.
📌Şimdi gözlerini köprü ve otoyollara diktiler. Özelleştirecekler, çünkü seçimler için paraya ihtiyaçları var.
📌Saray iktidarı seçim tartışmaları eşliğinde “yol temizliği” yapıyor. Kürt siyasetinden ana muhalefet partisine kadar seçilmişlere operasyonlar düzenlendi. İktidar karşısında etki gösteren diğer tüm güçlere dönük saldırılar da sürüyor ve sürecek.
📌Kürt’ün adı anılmadan, derdi ve talepleri konuşulmadan bir süreç yürütülüyor. Ancak eşit yurttaşlık ve ana dilinde eğitim hakkını isteyen Kürt anası mecliste konuşturulmuyor.
📌Emek, barış, demokrasi ve özgürlük mücadelelerini örgütlemek ve birleştirmek hepimizin görevi.
Panelsan işçileri 46 gündür fabrika önünde direniyor.
Sendikalaştıkları, toplu sözleşme hakkını kullanmak istedikleri için iki işçi işten çıkarıldı. İşçilerin direnişini kırmak için servis araçları ve tırlar işçilerin üzerine sürüldü, direniş alanı araçlarla kapatılmaya çalışıldı.
Burası sıradan bir işyeri değil. Kamu projelerine üretim yapan, 30’dan fazla ülkeye ihracat eden, borsada işlem gören bir şirket. Sermaye büyürken işçiye düşen ise ağır çalışma koşulları, baskı ve sendikalaştığında işten atılmak oluyor.
Şimdi bir de Nepal’den işçi getirilerek direnişin ve sendikal örgütlenmenin kırılmak istendiği söyleniyor.
Nepalli işçiler bizim düşmanımız değil. Onlar da çalışmak için göç etmek zorunda kalan, emeğini satan işçiler. Düşmanlığı işçiye değil, işçileri birbirinin yerine koyarak ücretleri ve çalışma koşullarını aşağı çeken düzene yöneltmek gerekiyor.
Patronların hesabı belli: Örgütlenen işçiyi işten çıkar, yerine daha güvencesiz olanı koy, işçileri birbirine karşı kullan ve sendikal gücü kır.
İşçilerin cevabı da belli olmalı: Bölünmek değil birleşmek, sessiz kalmak değil örgütlenmek.
Panelsan önündeki direniş çadırında ve vardiya bitiminde işçilerle buluştuk. İki işçinin işe dönmesi, sendika hakkının tanınması ve işçilerin insanca çalışma koşullarına kavuşması için sürdürülen bu direnişin yanındayız.
Panelsan işçisi yalnız değildir.