YÜZ YILLIK BARIŞA DOĞRU (MU!) https://t.co/C4Awv8fW99
1) Avrupa kapitalistlerinin karşısındaki en büyük tehlike teknolojik veya mali başarısızlık değil, savaştır. Bu cümleler Karl Polanyi’nin Büyük Dönüşüm kitabının 1815-1914 arasını tarif eden Yüz Yıllık Barış bölümünden.
Başkan Roosevelt yönetiminin İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki planı, Almanya’nın sert biçimde cezalandırılması ve sanayisinin yok edilmesi üzerine kurulmuştur. ABD Hazine Bakanı tarafından hazırlanıp,
Başkan Roosevelt ile Quebeck’teki buluşmasında Churchill’e sunulan planda, Almanya için “ağırlıklı olarak tarımsal ve kırsal karakterde” bir savaş sonrası düşünülmüştü. Ancak bu plan Sovyet varlığı ve Almanya’nın birleşik ve ekonomik bakımdan zengin bir şekilde
Rusya’da sosyalist bir devrimin akıbeti ne olabilirdi? Yanıtını da geleceği görmüşçesine açıktı: Rus devrimi, ya muhafazakâr Avrupa tarafından yıkıma uğratılır ya da ilkel iktisadi, sosyal ve kültürel koşullar nedeniyle tükenirdi.
Lenin, sosyalist devrimin dünya ölçeğinde galip geldiği zaman, altını sokaklarda umumi tuvalet inşa etmek için kullanacağız, diye yazıyordu. Troçki ise şu soruyu sordu: Eğer devrim yayılmakta ve ileri(gelişmiş) ülkeleri fethetmekte başarısız olursa,
Maaş günleri ayın 15'ine kaydırıldı sonra da 3-5 ayda bir verilmeye başlandı. Sonrası ise Duyun-u Umumiye ‘ye çıkan bir süreç. Devletin ve milletin, devlet parası algısı değişmedikçe bütçede büyük kara delikler ve borçlanmada büyük tepeler görmemiz çok normaldir.
Geçtiğimiz günlerde Ankara Büyükşehir Belediyesi 801 milyon dolar harcandığını ortaya çıkararak devrini istediği Ankapark davasında amacına ulaştı. Bizdeki bu her şeyin en büyüğü bizde olsun anlayışı yeni değil.
Dolmabahçe Sarayı inşaatında ne harcandığını soran Sultan Abdülmecit'e Hazine Nazırı 3500 kuruş demişti. Halbuki bu 5 milyon Osmanlı altınına tekabül eden banknotların basım maliyetiydi. Borçlanma ise arttı ve Kırım Savaşı'nda giderek dış borçlanmaya ağırlık verildi.
@firkateyn7 3 sene önce bir Afgan ile beraber 400dolara çalışıyordum :) Ben kayıtlı O ise kayıtsızdı. O dönem asgari ücretin dolar bazında düşmesi sonucu kendisi Avrupa'ya gidiş yolları arıyordu. Kendisi için 20-30$'ın bile önemi vardı.
Toplumun ekonomi bilgi seviyesini yükseltmekle, ekonomiyi toplum seviyesine indirgemek farklı olgulardır. Ekonomiyi indirgerseniz avmlere bakıp ekonomi iyi çıkarımını yapan, faiz sebep diyen, dolarla işiniz yok diyen insanlar yaratırsınız. +
@firkateyn7 Yalova Operasyonu diyince aklıma bu olay gelmedi fakat; Atatürk-İnönü-Bayar üçlüsü bir araya gelince aklıma Bomanti Bira Fabrikası olayı geldi.
Keynesyen teori ekonomi politikalarını, piyasaları etkiledi. 1929 buhranı sonrası ülkelerin içgüdüsel savunma reflekslerinden, bilinçli ekonomi politikası tedbirleri ile yoğun ve karmaşık devlet müdahaleci piyasa doğdu.
Her arz kendi talebini yaratır, Say Kanunu. İsveçli iktisatçı Johan G. K. Wicksell, Say Kanunu’nun geçerliliğini ve arz yanlısı ekonomiyi ilk sorgulayan iktisatçılardandı. Wicksell’e göre iktisadi bunalımların sebebi parasal dengesizliklerin bir sonucuydu.
Fakat Keynes,“İstihdam, Faiz ve Paranın Genel Teorisi” adlı eserinde elde edilen gelirin tamamen talep olarak ortaya çıkmayacağını; bireylerin ve müteşebbislerin gelirin daha büyük bir kısmını tasarruf edeceklerini çünkü yapılacak yeni yatırımları kazançlı bulmayacaklarını yazdı.
J. M. Keynes “The End of Laissez-faire” başlıklı makalesinde bu yönelimin yeni bir çağın başlangıcı olacağını yazıyordu. Bu çağı başlatan ise risk, belirsizlik ve bilgisizlik oldu.
Birinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa kıtasının tümü serbest ticaret ve laissez-faire piyasa ekonomisinden vazgeçip; himayecilik, devlet müdaheleciliği ve denetimli piyasa sistemine yöneldi. ++