Kişinin söyleyecek şarkısı var ise, dinleyici aramaz.
Bilir ki, söz menzile girerse, çölde dahi bir dinleyeni çıkacaktır.
Zâten, hiç bir kulağı varsaymadan,
kişinin kendi şarkısını terennüm edebilmesi,
yaşama cesâretinin zirve bir ifâdesidir.
Her yenilgi geçicidir;
tıpkı hiçbir zaferin sürekli olmayışı gibi;
fakat kafadaki yenilginin çaresi yoktur.
Nitekim Cengiz Han şöyle der:
"Önemli olan yenmek değil,
halk arasında yenilgi duygusunu uyandırmak;
hatta zihinlerini yenilmeye alıştırmaktır."
Işk'ı ve Işık'ı kaybetme..!
Meclise boş mal bildirimi ile girdim, boş bir kağıtla çıktım.
Sonra babamın vefatıyla boş kağıda ilaveler oldu.
"Adamın kendine faydası yok, başkasına nasıl olsun" diyen vekiller bile oldu.
Biriktirmekten ne zaman vazgeçeceksiniz?
Dünyanın sonunu bu biriktirme merakı getiriyor.
Bir arkadaşım, İtalya'ya gitmişken Vatikan'a uğrayıp sosyal medyada fotoğraflarını paylaşınca çok beğeni almış.
Geçen yıl da BAE'ye gitmişken Suudi Arabistan'a geçip Kabe ziyaretinin fotoğraflarını paylaşınca aldığı tuhaf tepkileri anlattı bana.
Bu çok hastalıklı bir refleks!
Bir avuç Başakşehirli “Burası leş gibi hamsi kokuyor” diye tempo tutmuş. Trabzonlu Mustafa Eskihellaç’ın attığı o muhteşem golle neyin koktuğunu herkes anlamış oldu...
Hamsiyle alay etmeye çalışanlar şunu bilmeli❗️
Hamsi bu topraklarda sadece bir balık değildir. Hamsi, bir kültürdür, bir hafızadır, bir kimliktir.
Kanuni Sultan Süleyman’ın kılıcının kabzasında hamsi motifi yer alır.
Bedri Rahmi Eyüboğlu dizelerinde “Hamsi”yi anlatır. Tuvallerine resmeder hep...
Evliya Çelebi, Trabzon Seyahatnamesi’nde hamsiden övgüyle söz eder. Vücuttaki ağrılara iyi geldiğini yazar.
Başı tütsü edildiğinde evlerdeki yılan ve çıyanları uzaklaştırdığına inanıldığını aktarır.
Türk sinemasının unutulmaz karakterlerinden Öztürk Serengil bir filminde cebinde sakladığı hamsi için “En iyi arkadaşım” der.
Roma Generali Lukullus’un Karadeniz’deki seferlerinde hamsinin adı geçer. Dünya'da HAMSİ için savaşan tek generaldir Lukullus.
Yani hamsi, tarihte, edebiyatta ve kültürde iz bırakmış bir simgedir.
Trabzonspor için de hamsi, denizin, emeğin, alın terinin ve Karadeniz’in ruhunun sembolüdür.
Kokudan söz edenler bilsin ki,
O koku denizin kokusudur.
O koku mücadelenin kokusudur.
O koku aidiyetin kokusudur.
Ve o koku, sahada verilen cevabın kokusudur.
Böyle de biline...
Söz orucu da tutmalı insan, bakış orucu, öfke orucu, gürültü orucu, dedikodu orucu. Ekran orucu. Ben orucu.Kulaktan ve gözden her şey girmemeli, ağız boş lakırdıya ve kötü söze kapanmalı. Dürtülerin şaha kaldırıldığı bir çağda, duyunun terbiyesi. Bunun için eşsiz bir aydayız.
İlke:
İster geçmişte ister şimdide,
yapılanları eleştiren kişinin ne 'iş' yaptığına bakınız.
Çünkü, bir işi, hakkını vererek yapan,
en azından iş yapmanın hakikatini bilir.
Emeğe saygı duyar; yol gösterir; eşkiyalık yapmaz.
En azından 'epistemik şiddet' üretmez.
Şikâyet, hakaret, lanet, vb. eleştiri değildir.
Eleştiri, eleştirilenin yerine
daha iyiyi, doğruyu ve güzeli
ikâme etme çabasıdır.
Bu nedenle eleştiri,
mensûbiyeti ve âidiyeti güçlendirir, zayıflatmaz;
varoluşu pekiştirir, yok etmez.
İkâmesiz eleştiri, afkurmaktır.
Çakma Savcı..
Gerçek bir densiz, saygısız.
Otobüste köpekle seyahat etmek istemeyen yolcuya ettiği tehditlere bak!
Hava gitmeyen beynine hava aldırırım diyor!
Resimdeki yemeğe bakmak açı doyurmaz;
"nehirdeki su" demekle susuzluk giderilmez;
başkalarının malını saymakla bir şey kazanılmaz.
"Bu bir kitaptır; öğretir." diyerek erdemler elde edilmez.
Çünkü gayretsiz boş arzu, amaca ulaştırmaz.
//-: Uygur Filozof Vapşi Bakşı (XIV. yüzyıl)
Epstein bir kaza değildi.
Batı Elitlerinin ahlaki çöküşünün küçük bir örneği, çocuk istismarını bile “korunabilir” kılıyor.
Güç varsa dosyalar kapanıyor, tanıklar susuyor, adalet erteleniyor.
Bu bir komplo değil, yozlaşmış elit düzenin anatomisi.
Bu karışımı şerbet ya da zehre dönüştüren,
yaşama kendini katan kişinin
niyeti, tavrı/tarzı ve amacıdır.
Telaşa gerek yok; hepimiz öleceğiz;
hem de yapayalnız.
Ağlayışında tebessümü,
gülüşünde hüznü
muhâfaza eden bir kişi,
'yaşam-yolu' ile hem-hâl olmuş demektir;
onunla yola çıkabilirsiniz.
Çünkü;
Yaşam bir karışıma benzer;
mümkün tüm zıtları bir arada tutan, içeren;
renksiz, tatsız ve tuzsuz.