Kendi öz yurdumuzda, üstelik Türk dilinin başkentinde, egemenliğimizin kayıtsız şartsız sembolü İstiklal Marşı Arapça okundu. Bu milletine ve bağımsızlığına sıkı sıkıya bağlı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için bir utanç kaynağıdır.
@tcmeb@KaramanValiligi
12 Mart İstiklal Marşı’nın Kabulü ve Mehmet Akif Ersoy’u anma etkinlikleri kapsamında Karaman’da düzenlenen resmi il programında, İstiklal Marşımızın Arapçaya çevrilerek okunması, Cumhuriyetimizin kurucu değerlerine, ulusumuza ve bağımsızlığıma yönelen kabul edilemez bir hakarettir.
İstiklal Marşı; emperyalizme karşı verdiğimiz mücadele sonucu kazandığımız bağımsızlığımızın simgesidir. Marşımızın dili ise Türkçedir. Resmi bir anma programında, resmi kurumlar eliyle bağımsızlık sembolümüzün başka bir dile çevrilerek sunulması, ulusal değerlerimize yapılmş açık bir saygısızlık ve hadsizliktir.
Bu skandal, Karaman Valisi Hayrettin Çiçek ve Karaman İl Milli Eğitim Müdürü Mehmet Çalışkan’ın gözlerinin önünde yaşanmış; hiçbir yetkili bu çirkin saldırıya müdahalede bulunmamıştır. Bir şehrin en yetkili kişisi ve şehrin eğitimden sorumlu en üst düzey yöneticisinin seyirci kaldığı bu olay, asla “münferit bir hata” gibi kılıflarla örtbas edilemez, geçiştirilemez.
Dünyanın hiçbir ülkesinde, hiçbir bağımsız devletin ulusal marşı resmî törenlerde başka bir dilde okunmaz. Her fırsatta “yerli ve milli” hamasetine sarılanların, söz konusu Cumhuriyet değerleri ve bağımsızlık sembollerimiz olduğunda kulaklarını, gözlerini ve ağızlarını kapamaları; sadece bir ikiyüzlülük değil, aynı zamanda ülkemizin kurucu değerlerine duydukları alerjinin en açık ispatıdır.
Eğitim-İş olarak uyarıyoruz:
Başta Karaman Valisi ve Karaman İl Milli Eğitim Müdürü olmak üzere; programı hazırlayan, göz yuman ve sahneden sessizce izleyerek bu rezilliğe ortak olan tüm yetkililer bu kararın kimler tarafından, hangi amaçla alındığını kamuoyuna derhal açıklamalıdır. Ulusal marşımıza bu saygısızlığı yapmaya cüret edenler ve buna göz yumanlar derhal hesap vermelidirler.
Cumhuriyetin kurucu değerlerini omuzlarında taşıyan eğitim emekçileri olarak; bağımsızlığımızın sembolü olan İstiklal Marşımıza ve ulusal değerlerimize yönelik hiçbir saygısızlığa geçit vermeyecek, sonuna kadar bu rezilliğin takipçisi olacağız.
#İstiklalMarşı #Türkiye
Bir milli marş, o milletin bağımsızlık sembolüdür ve dil, bu bağımsızlığın en önemli unsurlarından biridir. Bu nedenle orijinal dilinin korunması, milli bütünlük açısından kritik önemdedir.
İstiklal Marşı, Türkçe okunmak için yazıldı. 7 düveli özgür yaşamak için dize getiren bir milletin marşıdır. İstiklal marşını öğrencilere Arapça okutan Karaman il milli eğitim müdürü derhal görevden alınmalı ve sorumlular hakkında acil işlem yapılmalıdır.
size nasıl davraniliyosa ayni sekilde karsilik verin
oz sayginizi koruyun
surekli anlayan olmak sizi yuceltmez
sınır koymak kendinizi korumanin en iyi yoludur 🪬
Dışarıya yaranmaya çalışan, evdekini küstürür. Evdeki küstüğünde, yaranmaya çalıştıkların ortadan kaybolur ve tüm dünya seni yalnız bırakır. Daha çok sevilmek isterken, sevginin, merhametin ve dostluğun en ufak kırıntısına bile muhtaç kalırsın.
Ben eşimden biliyorum. Lohusalık depresyonu hafife alınacak bişey değil ve o günlerde annenin yanında babanın durması gerekiyor. Gündüz iş saatlerinde destek olamıyorsa eve geldiğinde eşine dinlenmesi için zaman vermesi gerekiyor. Onun enerjisini yükseltmesi gerekiyor, bebekle olabildiğince vakit geçirip kadının yükünü hafifletmesi gerekiyor.
Adam da tek başına yetmiyorsa, kayınvalideler, baldız, bebeğin halası vs kim varsa yanlarında olması lazım. Eskiden böyleydi. İnsanlar çok yalnızlaştı. İnsanlar kendi hallerine bırakılmaya başlandı. Yeni doğum yapan anneler çok yalnız bırakılıyor, unutuluyor. Biz böyle değildik milletçe eskiden.
Annelik, doğum sancısı, doğumdan hemen sonrası, lohusalık öyle “yav herkes yaşıyor, hepimiz doğurduk, herkes doğuruyor” falan diyerek hafife alacağınız dönemler değil.
Bizim toplumun babaya biçtiği rol çok hastalıklı ve eksik. Babanın ailede ve çocuktaki rolü gerekirse tv’lerde anlatılacak. Gerekirse bunun dizisini çekeceksiniz. Bu millete babalık öğreteceksiniz. Burada baba suçlu demiyorum, yanlış anlaşılmasın, bu olayın ardını da bilmiyoruz ama örnekten hareketle bir yaraya dikkat çekmek gerektiğini düşündüm.
Bir haftada ülkemizde meydana gelen ölümler:
📍Kargo uçağı düşmesi sonucu 20 şehit verdik (milli yas ilan edilmedi).
📍Parfüm fabrikasında çıkan yangında ikisi çocuk işçi olmak üzere toplam 7 kadın hayatını kaybetti,
📍Almanya'dan gelen 4 kişilik bir aile, gıda zehirlenmesi mi yoksa odada yapılan ilaçlama sonucu mu olduğu bir türlü teşhis edilemeyen bir sebepten ötürü hayatını kaybetti,
📍Giresun'da bir emekli öğretmen, kanseri yendikten tam bir hafta sonra trafikte tartıştığı bir maganda tarafından darp edilerek öldürüldü.
📍Son olarak Beyoğlu'nda Türk kahvesi sipariş veren bir kadın, kahvesinden bir yudum aldıktan sonra yoğun bakıma kaldırıldı çünkü iddiaya göre kahveyi hazırlayan çalışan içine endüstriyel deterjan koymuş. Bunu yanlışlıkla mı yaptı bilmiyorum ama eğer kasten yaptıysa, hiç tanımadığın insana beş dakikada ölmesini isteyecek kadar ne yaşayıp da kinlenebilirsin?
Sonuç olarak, sevgili Ece Üner'in de dediği gibi, ülkede düzgün çalışan tek bir kurum yok (cenaze hizmetleri hariç), kimi kime şikâyet edeceksin? Bu ülkede her şey çok pahalı, ucuz olan tek şey insan hayatı. Şunu unutmayın: Bütün ölümler siyasidir.